Ara

Üç Aylarda Müslümanın Terbevî Yolculuğu: Kalbimizde İhlas, Ümmetimizde Birlik, Ailemizde Huzur

Üç Aylarda Müslümanın Terbevî Yolculuğu: Kalbimizde İhlas, Ümmetimizde Birlik, Ailemizde Huzur

“اللهم بارك لنا في رجب وشعبان وبلغنا رمضان” 

Bu dua, Müslüman’ın kalbinde üç ayların özünü dile getirir: Receb’de bereket, Şaban’da rahmet, Ramazan’da ise mağfiret talebi. Üç aylar, kulun kalbine açılan bir eğitim kapısıdır; kulluk bilinciyle hareket etmeyi, takvâ yolunu tutmayı ve Müslüman kimliğini muhafaza etmeyi öğretir. Receb’in rahmetiyle başlayan bu yolculuk, Şaban’ın bereketiyle güçlenir ve Ramazan’ın mağfiretiyle zirveye ulaşır. Bu aylar, Allah’ın kullarına sunduğu büyük bir fırsattır: rızasını kazanmak, kalbi arındırmak ve kimliği diri tutmak. 

Kur’an-ı Kerim’de Ramazan, doğrudan takvâ eğitimi ile ilişkilendirilir. Allah Teâlâ, Bakara Sûresi’nin 183’üncü âyetinde şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi, oruç tutmak sizin üzerinize de farz kılındı; ta ki günahlardan sakınasınız.” 

Bu âyet, orucun en temel hedefinin takvâ olduğunu açıkça ortaya koyar. Mektûbât’ta da orucun şu özelliklerine dikkat çekilir: Oruç, sadece mideyi aç bırakmak değildir. Asıl oruç, insanın bütün duygularını ve organlarını da bir terbiyeye tâbi tutmaktır. Gözünü haramdan korumak, kulağını yanlış sözlerden uzak tutmak, kalbini ihlâsla beslemek, hayalini ve düşüncesini faydasız şeylerden arındırmak da orucun bir parçasıdır. 

Meselâ dil, yalandan, gıybetten ve kaba sözlerden uzak tutulmalı; bunun yerine Kur’an tilâveti, zikir, tesbih, salavât ve istiğfarla meşgul edilmelidir. Aynı şekilde diğer organlar da kendilerine uygun kulluk görevlerine yönlendirilmelidir. İşte orucun en mükemmel hâli budur: Sadece bedeni değil, bütün varlığıyla Allah’a yönelmek. (Mektûbât, 29. Mektûp) 

Şaban ayı ise bu takvâ eğitimine hazırlık sürecidir. Peygamber Efendimiz (sav)’in Şaban ayında çokça oruç tutması, Ramazan’a giriş için kalbi ve bedeni alıştırma anlamı taşır. Receb ise bu sürecin başlangıç noktasıdır; dualarla ve tövbelerle kalbi temizleme, bu yolculuğa niyet etme ayıdır. 

Eğitimde tedricîlik (aşamalılık) esastır. Üç aylar da kulun nefsini terbiye etmesi için tedricî bir eğitim programı gibidir: 

  • Receb: Niyet ve hazırlık
  • Şaban: Alıştırma ve disiplin
  • Ramazan: Uygulama ve zirve 

Ramazan, bir “manevî okul”dur: sabır, paylaşma, ibadet alışkanlığı ve Kur’an’la yoğunlaşma… Bunun yanında Ramazan, İslâm ümmetinin kimliğini muhafaza etmesi için de önemli bir fırsattır. 

Üç ayların terbiyesel yolculuğu, sadece ibadetlerle sınırlı değildir. Asıl eğitim, günlük hayatta yapılan küçük ama köklü değişikliklerle gerçekleşir. Gözü haramdan korumak, dili boş ve yanlış sözlerden uzak tutmak, kalbi ihlâsla beslemek bu yolculuğun en önemli adımlarıdır. Çünkü ibadetlerin özü, kalbin safiyetini artırmaktır. Ramazan’a hazırlık, yalnızca oruçla değil; gözün, dilin ve kalbin terbiyesiyle tamamlanır. 

Bu yolculuk, aynı zamanda ümmetin acılarını paylaşmayı ve zalimlere karşı durmayı da öğretir. Bugün Gazze’deki kardeşlerimizin yaşadığı zulüm ve sıkıntılar, kalbimizde derin yaralar açmaktadır. Üç ayların bereketiyle yapılan dualarda onları unutmamak, Müslüman’ın kendini eğitme yolculuğunun bir parçasıdır. Çünkü Ramazan, sadece ferdî kulluk değil; ümmetin ortak kimliğini ve dayanışmasını da diri tutar. Gazze’deki Müslümanların acısını kalbimizde hisseder, dualarımızda onları Allah’a emanet ederiz.

Üç aylar, Müslümanlar için bir terbiye yolculuğudur ve bu yolculuk, Kur’an’ın çizdiği kimlik tasvirini hayatımıza nakşetmekle tamamlanır. Fetih Sûresi’nin son âyeti, Müslüman’ın bu yolculuğunu özetler: 

“Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah, inanıp salih ameller işleyenlere mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” (Fetih, 29) 

Bu âyeti üç aylarda bütün iliklerimize kadar işletmek bir görevdir. Çünkü Receb’de niyetle başlayan, Şaban’da hazırlıkla olgunlaşan ve Ramazan’da zirveye ulaşan bu yolculuk, aslında bu âyetin çizdiği kimlik tasvirini hayata geçirme sürecidir.

Allah’ım! Receb ve Şaban’ı bize bereketli kıl, bizi Ramazan’a ulaştır. Bizi, eşlerimizi, zürriyetimizi, sevdiklerimizi ve bizi sevenleri hidayetinde daim eyle. Kalplerimizi ihlâsla, evlerimizi huzurla, toplumumuzu birlikle donat. Gazze’deki kardeşlerimizi nusretinle destekle, acılarını hafiflet. Zalimlere karşı bize kuvvet ver. Fetih Sûresi’nin son âyetini kalbimize ve hayatımıza nakşetmeyi bize nasip eyle.

 Şubat 2026, sayfa no: 10-11

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak