Ara

Teheccüd: Ruhun Alarm Saati / Zehra Okcanoğlu

Teheccüd: Ruhun Alarm Saati /  Zehra Okcanoğlu

Geceyi terbiye eden, teheccüde uyanır. 

Bu köşede zamanı parçalara ayırarak değil; onu katman katman derinleştirerek konuşmayı seçtim. Önce Asr Sûresi ile zamanın özüne baktık; kaybedenin kim olduğunu, kazancın neyle mümkün olduğunu hatırladık. Ardından seher vaktini konuştuk; günün henüz kalabalığa karışmadan önce kalbin kendini duyabildiği o sessiz eşiği… Sonra kayluleyi ele aldık; gün ortasında verilen kısa ama hikmetli bir molanın, bedeni ve zihni nasıl yeniden toparladığını düşündük. 

Şimdi ise bu iki bereketli zaman dilimini birbirine bağlayan; çoğu zaman adı anılsa da üzerinde yeterince durulmayan o en önemli köprüye geldik: Teheccüd.

Çünkü seher, tek başına duran bir zaman değildir. Kaylule de gün ortasında kendiliğinden gelen rastgele bir ferahlık değildir. Her ikisi de gecenin nasıl yaşandığıyla, nasıl tüketildiğiyle ve nasıl terbiye edildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Bu yazı, seherle kaylule arasındaki görünmez hattı gecenin derinliğinde kuran teheccüdün izini sürmek için kaleme alındı. Teheccüdü yalnızca bir ibadet olarak değil; zamanı terbiye etmenin, ruhu uyandırmanın ve hayatı dengeye çağırmanın incelikli bir dili olarak düşünebilmek için…

Teheccüd çoğu zaman gözümüzde büyür; ulaşılması zor bir manevî zirve gibi durur. Oysa teheccüd, bir zirveden önce bir yolculuktur. Bir anda erişilen bir hâl değil; tercihlerle, alışkanlıklarla ve niyetle örülen uzun bir süreçtir. Bu yüzden teheccüd, “herkesin mutlaka yapması gereken” bir görevden ziyade; gecesini incitmeyenlerin yavaş yavaş yaklaştığı bir davettir. 

Dinî anlamda teheccüd; yatsı namazından sonra gecenin bir bölümünde uyuyup, fecrden önce yeniden uyanarak eda edilen nafile bir gece namazıdır. Yani teheccüd, hiç uyumadan kılınan bir namaz değildir; aksine uykudan sonra bilinçle yönelinen bir ibadettir. Bu yönüyle teheccüd, gecenin içinden doğar ve gecenin terbiyesini şart koşar.

Teheccüd namazı belirli bir rekât sayısıyla sınırlandırılmamıştır. İki rekâttan başlayarak kişinin gücüne, vaktine ve hâline göre kılınabilir. Az da olsa devamlı olanı kıymetlidir. Çünkü teheccüdde esas olan sayı değil; niyetin berraklığı ve kalbin hazır oluşudur.Bu ibadet, geceyi zorlayan bir yük değil; gecenin içinden yükselen bir yakınlık hâlidir.

Kur’ân-ı Kerîm’de teheccüd, Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) hitap eden çok özel bir üslupla yer alır: 

“Gecenin bir kısmında uyanıp sana mahsus bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl. Böyle yaptığın takdirde umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûd’a eriştirir.” (İsrâ, 17/79)

Ayette geçen “tehecced” fiili, uykudan bilinçli bir şekilde uyanmayı ve bu uyanışı ibadetle anlamlandırmayı ifade eder. Teheccüd namazı da adını buradan alır. Ancak bu çağrı, Peygamber Efendimiz’e ilk kez İsrâ sûresiyle yapılmış değildir. Resûl-i Ekrem’e gece namazı kılması, daha risaletin başlangıcında, Müzzemmil sûresinin ilk ayetleriyle emredilmiştir. Bu bize şunu gösterir: Teheccüd, İslâm davetinin en başından itibaren ruhu taşıyan; fakat bedeni ezmeyen bir ibadettir. 

Burada çok ince bir denge vardır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gecelerini tamamen uykusuz geçiren, bedenini ihmal eden bir hayat yaşamamıştır. Yatsıdan sonra gereksiz meşguliyetleri sevmez; gecenin bir kısmını uykuya ayırır, seher vaktinde uyanarak ibadetle güne yön verirdi. Yani teheccüd, uykunun düşmanı değil; uykunun edebini bilenlerin nasibidir.

Tasavvuf büyükleri de bu noktada hep aynı hakikate işaret eder: Gece, gündüzün dağınıklığının toplandığı bir zamandır. Kalp, ancak sükûnetle parlar. İmam Gazâlî’nin ifadesiyle gece, kalbin pasını silen bir aynadır. Ancak bu ayna, gecenin hoyratça tüketilmesiyle değil; sükûnetle yaşanmasıyla parlar.

Modern bilim ise bugün bu kadim bilgeliği başka kavramlarla doğruluyor. İnsan bedeninin biyolojik saati, gecenin karanlığıyla birlikte yavaşlamaya ve onarmaya başlar. Melatonin bu saatlerde salgılanır; hafıza düzenlenir, duygusal yükler hafifler, zihinsel gürültü azalır. Fakat geceyi ekran ışığıyla, sürekli uyarılan bir zihinle ve geç saatlere kadar süren meşguliyetlerle dolduran bireylerde bu doğal ritim bozulur. Sonuç olarak sabah ağırlaşır, seher zorlaşır; gün ortasında verilen kaylule bile gerçek bir yenilenme sağlamaz.

Bilimin söylediğiyle tasavvufun işaret ettiği yer aslında aynıdır: Geceyi ihmal eden, gündüzü taşırmak zorunda kalır.

Teheccüd tam da bu noktada ruh için bir alarm saati gibi çalışır. Ama bu sert bir uyarı değildir. Acele ettiren, zorlayan bir çağrı da değildir. Daha çok içerden gelen nazik bir hatırlatmadır. İnsana şunu söyler: “Zaman sadece geçmiyor; seni de bir yere taşıyor.” 

Günlük hayatta teheccüdle bağ kurmak isteyen biri için mesele, gecenin yarısında ansızın kalkabilmek değildir. Asıl mesele, geceye nasıl girdiğimizdir. Yatsıdan sonra uzayan ekran süreleri, zihni sürekli meşgul eden içerikler, günün muhasebesini yapmadan yastığa baş koymak… Bunların her biri, fark edilmeden teheccüdün kapısını biraz daha kapatır.

Oysa küçük ama bilinçli tercihler, büyük dönüşümlerin başlangıcıdır. Yatsıdan sonra ekranı bir süreliğine kapatmak, günü birkaç cümleyle kalpte toparlamak, uykuyu ertelemek yerine ona saygı göstermek… Bunlar teheccüdü garanti etmez belki; ama ruhu o yola hazırlar. Teheccüd herkes için her gece mümkün olmayabilir; fakat herkes için bir yön tayin edicidir. İnsana şunu öğretir: Hayat yalnızca gündüz yaşanmaz; asıl istikamet, gecede belirlenir. 

Belki bu yazıyı okuyan herkes bu geceden itibaren teheccüde kalkmayacak. Belki çoğumuz alarm kurup uyanamayan, niyet edip yarına bırakan, bazen içimizden gelen o çağrıyı sessizce erteleyen tarafımızla baş başa kalacağız. Teheccüd, insana önce şunu sordurur: “Ben bu geceyi nasıl yaşıyorum? Onu neyle dolduruyor, neyle kirletiyor, neyle incitiyorum?” 

Teheccüd bir anda gelmez; insanın kalbine usulca sokulur. Önce gecenin hızını keser, sonra zihnin gürültüsünü azaltır; ardından kalbin üzerinde biriken yorgunluğu fark ettirir. Bazen bir gecede değil, aylar süren küçük tercihlerle büyür bu heves. Daha erken kapatılan bir ekran, yarım bırakılan bir sohbet, yatmadan önce yapılan kısa bir iç muhasebe… Bunların her biri, fark edilmeden ruhun alarm saatini biraz daha yaklaştırır.

Belki bu yazıdan sonra biri, “Bu gece kalkamasam bile gecemi biraz daha toparlayabilirim,” diye düşünecek. Belki biri, seherin niçin ağır geldiğini ilk kez dürüstçe kendine soracak. Belki biri, kaylulenin neden artık dinlendirmediğini fark edecek. İşte bütün bunlar, teheccüdün kapısından içeri atılan küçük ama kıymetli adımlardır. 

Teheccüd, Allah’ın kuluna yüklediği ağır bir zorunluluktan ziyade, kulun kalbine bırakılmış ince bir davet gibidir. Yüksek sesle çağırmaz, acele ettirmez, kıyaslamaz. Kimseyi dışarıda bırakmaz. Sadece şunu söyler: “Geceyi biraz daha incitmeden yaşarsan, ben zaten gelirim.”

Belki de bu yüzden teheccüd, en çok kendini toparlamak isteyenlere yakışır; hayatın içinde savrulmuş, gündüzün telaşında kendini kaybetmiş ama hâlâ içten içe bir durulma arayanlara… Çünkü teheccüd, insanı başkalarından önce kendisiyle buluşturur.Kalabalıktan uzak, sessiz, gösterişsiz ve samimi bir buluşmadır bu. 

Eğer bu yazı okurun kalbinde küçük bir durak oluşturabildiyse; eğer biri bu gece yatağa girmeden önce gününü biraz daha fark ederek kapatacaksa; eğer biri seherin yalnızca erken bir saat değil, terbiye edilmiş bir gecenin devamı olduğunu hissedecekse, yazı amacına ulaşmış demektir. 

Teheccüd bir hedef değil; bir yön duygusudur. Ve bazen yönünü bulan insan, henüz yola çıkmamış olsa bile, artık eskisi gibi kaybolmaz. 

Geceyi terbiye edenlere, seher yavaş yavaş açılır.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak