Tavuk Yiyelim Mi Yemeyelim Mi?

Tavuk Yiyelim Mi Yemeyelim Mi?
Tavuk, Allâh’ın (cc) kullarına sayısız ikramlarından biri. O üremesi, büyütme ve beslemesi kolay bir canlı. Eti ve yumurtasıyla da bir besin ve şifâ kaynağı. Gelen rivâyetlerden, Hz. Peygamber’in (sav) de tavuk ve yumurta yediğini anlıyoruz. Bâzı yerlerde yarım, bâzı yörelerde ise yaklaşık çeyrek asır öncesine dek tavuk endüstriyel üretimi yapılan bir hayvan değildi. Genellikle bağlar ve bahçelerde büyütülürdü. Köylülerin hemen hepsinin evinin önünde kendi hâlinde dolaşarak yetişirlerdi. Bir canlının oluşması için gerekli her türlü besini içeren yumurta hem pratik bir yemek, hem besleyiciliği yüksek bir gıdâ hem de gelir getiren bir kazanç kapısı idi. Elektrik ve buzdolabının olmadığı zamanlarda insanların tâze et ihtiyâcını karşılayan, aynı zamanda beklenmedik bir misâfir geldiğinde sunulabilecek en pratik ve nitelikli ikramdı. İbn-i Mâce’nin ‘mâşiye’ yâni koyun, keçi, sığır ve deve edinme bölümünde son derece ilginç bir nakil yer alıyor. Nakil diyorum çünkü hadis ‘mevzu’ olarak zikredilmekte. Buna rağmen, hem konunun önemi hem de mânâsının bugün tezâhür etmiş olması, rivâyeti bir başka boyuta taşıyor. O nakle göre: Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Rasûlullâh (sav) zenginlere koyun-keçi edinmelerini emretti ve buyurdu ki: “Zenginlerin tavuk edinmeleri hâlinde, Allah (cc) köylerin helâk olmasına izin verir.” (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, c.6 s. 356-358) İbn-i Mace’de bu rivâyetle ilgili şu nota yer veriliyor: “Sindî, bu hadîsin açıklamasıyla ilgili olarak: Fakirler tavukçulukla geçinebilir, besledikleri tavukları ve mahsullerini satmakla kazanç sağlarlar. Zenginler tavuk edindikleri takdirde kendi tavuk ihtiyaç­larını kendileri gidermiş olur ve hâliyle fakirlerden satın almalarına ihtiyaç kalmaz. Bu hâl ise fakirlerin geçim yolunu daraltmış olur. Fakirlerin geçim yolunu tıkamak ise, toplumun helâkine sebe­biyet verebilir. Allah (cc) böyle bir toplumun helâkini diler, demiştir.” Hadîsin sahihliği konusu bizim meselemiz değil. Ancak bu rivâyet Hadîs-i Şerif olmasa bile, mânâ olarak günümüzde tecellî etmiştir. Zamânımızda köylüler tavuk yetiştirmeyi bırakmış ve yumurtayı dahi şehirden almakta. Artık tavuk ve yumurta büyük çiftliklerde üretiliyor. Yâni zenginlerin mesleği hâline gelmiş. Ülkemizde tavuk üreten işletme sayısı 20’yi bile bulmuyor. Yumurta üreticisi bin ya var ya yok. Oysa 100 tavuğu olan bir kişi, aylık asgarî ücret kadar gelir elde edebilir. Yâni kimseye muhtaç olmaz. Bu ülkenin bile yüzde ondan fazlası işsiz. Mevzuatımız ise bireylerin tavuk yetiştirmesi ve yumurta satmasına izin vermiyor. Küçükleri boğan, büyükleri zengin eden kapitalist bir sistem yâni. Öyle olmasa bile bugünün ticârî tavukları, genetik yapısına müdahale edilmiş türler. Türkiye’nin civciv ihtiyâcı Amerika ve Fransa şirketlerince sağlanıyor. İthâl etmiyoruz tabii. Onlar gelip genetik yapısına müdahale ettikleri tescilli civcivlerini üretip tavuk çiftlikleri ve yumurta üreticilerine satıyorlar. Yumurta çiftliklerinde ise horoz yok. Döllemeyi sunî dölleme yâni kimyâsallarla çözüyorlar. Anlayacağınız tavuk ve yumurta bile fabrikasyon yâni sentetik. Piyasadan aldığınız bir yumurtayı kuluçkaya yatırıp canlı elde edemezsiniz. Bu şer gelişmeler yüzünden geleneksel tavuk türlerimiz son demlerini yaşıyor. 2005’de ‘kuş gribi’ masalıyla tüm türlerimiz itlâf edildi. Kanatlılar soykırıma tâbi tutuldu. Başkalarına bağımlı hâle geldik. Kuş gribi denilen şey bir oyundu anlayacağınız. O gün konuşanlar hâin ilân edildi. Şimdi ise konuşan kalmadı. Günümüzdeki endüstriyel tavuklar ucuz mu ucuz. Zîrâ helâlliği tartışmalı sentetik kimyâsal yemlerle besleniyor hayvanlar. Artık adına ‘piliç’ denilen canlılar, 40 günde kesime gidiyorlar. Hayvanlar toprak ve güneş görmeden, yeşillik yiyemeden kesime gidiyor. Kilosu yüksek olması için hormonlarla şişiriliyor. Etleri et, tatları tad değil. Yumurtadan horoz çıkmaması için yumurtaya verilen sentetik östrojen hormonu sâyesinde derdimize dert katılıyor. Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales şöyle diyor: “Tavuk yemeyin, erkekliğinizi kaybedersiniz. Tavukları kadın hormonuyla dolduruyorlar. Bu nedenle tavuk yiyen erkekler sorunlar yaşıyorlar. Ayrıca saçları dökülüyor ve kel kalıyorlar!” Acı ama doğru söylüyor. Tavuklara verilen yemlerin muhtevâsını düzenleyen yönetmeliğe göre, katkı maddelerinin listesi 50 sayfadan fazla. Kanserojen folmaldehitler bile yem katkısı olarak kullanılıyor(du). Tavukların hastalanmaması için verilen antibiyotikler ise direkt insana geçiyor. Dînen haram olan kanların yem katkı maddesi olması, hayvansal atıkların yeme dönüşmesi, hormonlar, fıtratla savaş olan genetiği değiştirilmiş mısır ve soyaların yem olarak yedirilmesi ise başlı başına büyük bir dert. Bunlardan elde edilen yumurtalar ve piliç etleri sizce insana şifâ olur mu? Yoksa modern zamanlarda içine düştüğümüz dert girdâbını mı artırır? Değil ama farzedelim ki bunlar sağlıklı. Peki Allâh’ın (cc) yaratılışta bu canlılara da verdiği tabiî hakların ellerinden alınması yâni çeşitli zulümlere mâruz kalmaları, on binlercesinin 30-100 cm alanda yaşamaya mahkûm olmaları, 20 saatten fazla ışıkla uyanık tutularak zulümle beslenmeleri, yedikleri şeyin onlara dert olması, hızlı büyüyen yırtıcı kuşlarla melezlenerek genetik yapılarına/fıtratlarına müdahale edilmesini nereye koyacağız? Birilerinin çıkıp ‘bunca insanı nasıl doyuracağız’ diye sorması ve bunların da pek çoğunun kendini ‘Müslüman’ olarak tanımlıyor olması konusunda ne diyeceğiz? Bu kimselere ne oluyor ki Rezzaklığa soyunuyorlar! Gizli Rablik yapmaya kalkıyorlar! Oysa kullardan hiçbiri Rezzâk olamaz. Hiçbir canlıya hiçbir ihtiyâcını veremez, verse de âdil olamaz. Hâlık, Rezzâk ve Âdil olan yalnızca Allah iken, bu zavallı Müslümanlara ne oluyor da mütekebbir ve hadsiz batılılarla aynı dili kullanıyorlar? Hâşâ, Allah (cc) insanın sayısının bu kadar artacağını hesaplamamış mı? Artan insanı beslemek bu zâlim kullara mı düştü? Bu ne cüret? Bu ne hadsizlik? Âhir kelâm… Kim onlara ‘helâl sertifika’ verirse versin biz günümüz piliç/tavuk ve konvansiyonel yumurtalarını yemiyoruz ve kimseye de yiyin diyemiyoruz. Burada zikretmediklerimiz de dâhil bunca şer ve hileyi bildikten sonra insanlara gönül rahatlığı ile yiyin demek hesâbı güç bir vebâldir. Hesap gününün şiddetinden korkarız. Artan kısırlığı da hesâba kattığınızda nasıl bir oyunla karşı karşıya kaldığımızı görüyorsunuz değil mi? Kemal Özer / Aralık 2015

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği