Şahsiyet, her insanın kendine özgü davranış eğilimlerinin dinamik bir bütünüdür. Bu davranışların büyük bir kısmı “iyi” veya “kötü” şeklindeki yargılarla değerlendirildiğine göre, bu tür yargılara konu olan davranışlara ahlâkî davranış adı verilmektedir. Dolayısıyla şahsiyet, doğrudan ahlâklı olmakla ilgilidir. Bu gerçekten hareketle denilebilir ki şahsiyet, başkalarına gösterdiğimiz ahlâkî davranışların bütünüdür. Tasavvufî eğitimde de genç ve yetişkin kimselere İslâm dîninin arzu ettiği ahlâklı bir kişilik kazandırılmak istenmektedir. Bundan dolayı tasavvufî eğitimi başlı başına şahsiyet eğitimi olarak ele almamız yerinde olacaktır. Tasavvufî eğitimdeki en temel çaba, İslâm’ın nihâî hedeflerinden birisi olarak güzel ahlâka sâhip insanlar yetiştirmektir. Buna göre tasavvuf eğitimi, İslâm’ın arzuladığı en ideal şahsiyeti yetiştirmeyi hedeflemektedir. Bu yüzden tasavvuf eğitimini tamamlamış insanlara “insân-ı kâmil” denilmektedir. Tasavvufta kâmil insanın yetişmesine yönelik çabaları şu beş aşamada ele alabiliriz:
- Tasavvufta Teslîmiyetle Sağlanan Yüksek Motivasyon
Bir amaca ulaşmak ya da bir varlığı, bir hazzı elde etmek için insanı harekete iten, yönlendiren ve hareketin devâmını sağlayan “iç” durumlara motivasyon adı verilmektedir. İç durum veya iç uyarıcılar kadar dış uyarıcılar da organizmayı harekete geçiren motivasyon sağlayabilmektedir. Böylece güdüler, sâdece kişinin içinde değil, çevresindeki uyarıcılardan da doğabilmektedir.
Tasavvufî eğitimdeki en temel güdü, dînî irâdenin etkisidir. Dînî duygu ve düşüncelerin harekete dönüşmüş hâline dînî irâde adı verilmektedir. Bu yönüyle dînî irâde, modern psikoloji açısından bir dînî motivasyon olarak ele alınır ve incelenir. Tasavvufî eğitimde ilk motivasyon, mürîdin eğitilme istek ve irâdesidir. Eğitimin çocukluk döneminden itibâren verilmesi başarı şansını artırmaktadır. Tasavvufî eğitim genelde yetişkinleri hedef kitle olarak seçmektedir. Belli bir yaşın üzerine çıkmış insanların değişik şahsiyetler kazandığı, farklı eğitimlerden geçtiği, yerleşmiş tavır ve davranışlara sâhip olduğu bir gerçekliktir. Eğer bu insanlar arzu edilen bir karaktere ve davranış kalıplarına ulaşmamışlarsa, bunları yeniden eğiterek istenilen insan tipine ulaştırmanın zorluğu bilinmektedir. İşte tasavvufî eğitim bunu başarmayı hedeflemektedir. Ergenlik ve yetişkinlik çağında olan kimseler çeşitli maddî ve mânevî sorumluluklar aldıklarından, değişik buhran ve sıkıntıları yaşamaları ihtimâl dâhilindedir. Ergen bir kimse, hem yaşının getirdiği psikolojik ve sosyal dengesizlikler ile hem de dînî bakımdan yeni sorumlulukların getirdiği bazı yükümlülüklerle karşı karşıyadır.
Tasavvufî eğitim karşı karşıya kaldığı zorlukları aşmak için güçlü metotlar kullanmıştır. Seyr u sülûk sürecinde eğitmek istenen şahsın daha işin başında mürşid-i kâmile tam bir teslîmiyet ve bağlılık göstermesi istenmektedir. Bu süreçte mürîdin mürşidine içtenlikle ve ciddiyetle bağlanması istenmektedir. Teslîmiyet, samîmiyet, irâde ve kararlılık gösterebilmesi için mürîdi motive etmek son derece önemli görülmektedir. Kemâle erme, olgunlaşma, yetişme ve vuslata kavuşma arzusu mürîdin en büyük motivasyon gücüdür. Kendi iç muhâsebesini gerçekleştiren, zâfiyetinin farkında olan, kendini geliştirmeye açık olan, arayış içerisinde olan, eğitilmeye açık bulunan mürîdin yetişmesi de o nisbette kolay olmaktadır. Kendi ruh dünyâsını gözden geçirdikten sonra, nefsini bu işe hazır gören ve tarîkat yolunu isteyen kimseye “tâlib” adı verilmektedir. Bu istek ciddî bir irâdeyle ortaya konulduktan sonra kişi ancak o zaman “mürîd” mertebesine çıkmış yâni tasavvufî eğitimde öğrenci olarak kabûl edilmiş olur.
Mürîdin mürşidine teslîmiyeti hastanın doktoruna güvenmesi gibidir. Hastanın doktorunu seçip sahasında uzman olduğuna karar kıldıktan sonra tedâvisine güvenmesi gibi mürîd de mürşidini arayıp bulur ve onun Hak dostu olduğuna kanâat getirir. Ehliyetli, istikāmeti sağlam, hidâyet yolunun rehberi, muttakî olduğu, ahlâkı ve yaşantısıyla Peygamber Efendimiz (sav)’e çok benzediğine karar kılınca o mürşidin meclislerine katılıp onunla yol yürümeye özen gösterir. Mürîdin mürşidine teslîmiyeti kendi irâdesinden soyutlanması, irâdesinin ipotek altına alınması demek değildir. Mürşidine teslîmiyet, mürîdin gönül tabîbi olarak gördüğü mürşidinin tedâvi sürecine istekli olarak katılma çabasıdır. Tasavvufta mürîdin tarîkata girmeye zorlanması aslâ söz konusu değildir. Bilakis tarîkata girmek isteyen ve bu uğurda çırpınan kişi, tarîkat eğitimini almaya hazır olup olmadığı, bu eğitimin sorumluluklarını yerine getirip getiremeyeceği, yetenek ve kābiliyetlerinin olup olmadığı konusunda özel bir imtihandan geçirilir. Tasavvufî eğitimden geçmek isteyen kimseden öncelikle kendi irâdesiyle karar vermesi istenir. Bir müddet mürşid tarafından müşâhede altında tutulur ve eğitime istidatlı görüldüğü takdirde tarîkata girmesine izin verilir. Tâliplerin sıkı bir gözlemden sonra mürîdliğe kabûl edilmesi ve mürîd olarak sorumluluklarını yerine getirmesi irâdesinden soyutlanması anlamına gelmemektedir. Kendi tercîhiyle kabûllendiği tedâvi ölçütlerine titiz bir şekilde riāyet etmesi durumu söz konusudur. Sûfîlere göre hürriyet, mahlûkātın boyunduruğundan kurtulan kulun yaratıklara bel bağlamaması ve yaratılmışların hâkimiyetine girmemesidir. Ahlâkî karakter ve kişilik sâhibi olmak isteyen dervişin nefis ve şeytāna uymaması, rûhunun kapılarını dâimâ yüksek değerlere açık bulundurması gerekmektedir. Sûfîlere göre hürriyet sâhibi insan, arzu ve heveslerinin esîri olmayan, onları istediği zaman yenebilen insandır.
- Tasavvufta Tövbenin Psikolojik Temelleri
Mürîdlerin sağlıklı ve sağlam bir şahsiyet kazanmaları için öncelikle samîmî bir tövbeyle Hakk’a yönelmeleri şarttır. Gündelik hayatta işlenen günahlara, yapılan hatâlara, çirkin davranışların sergilendiği geçmişine tövbe ederek kişinin mürîdliğe adım atması istenmektedir. Yaptığı tövbeyle mürîd, eskiden yapmış olduğu her türlü tavır, tutum ve davranışlara aslâ bir daha dönmemek üzere söz verir ve sözünün gereğini yerine getirir. Böylece mürîd, dînin yapılmasını istemediği hareketlerden kaçınma irâdesini ortaya koymakla tasavvufa adım atmış olmaktadır.
- Şahsiyet Eğitiminde Mürşid-i Kâmilin Katkısı
Mürîdin intisâb ettiği mürşid-i kâmil güçlü bir mürebbîdir. Kendine intisâb eden mürîdin bütün hâllerini, husûsiyetlerini ve kābiliyetlerini göz önünde bulundurarak herkese ayrı ayrı yol gösterir. Mürşid-i kâmiller mürîdlerini Allâh’ın seçtiği kişiler konumuna getirmeye çalışır. Mürîdlerini Allâh’ı ve Peygamber Efendimiz (sav)’i tanımaya, onları sevmeye, onlara uymaya dâvet eder. Kendisine intisâb edilen mürşidin seyr u sülûk menzil ve makamlarını iyi bilmesi, tasavvufî tecrübeleri daha önceden bizzat yaşamış olması gerekmektedir. Hakîkatle fiilen temâs hâlinde yaşayan mürşid, mürîdin deneyimlediği tecrübelerin sahîh mi, bâtıl mı olduğunu tesbît eder. İşte mürşidin gücü buradan ileri gelmektedir. Çünkü o, mürîdin eğitim hayâtındaki hâllerini yerinde tesbit ve teşhis etme avantajına sâhiptir. Tasavvufta kişi ermeden erdiremez, tatmadan tattıramaz, bilmeden öğretemez.
- Mürşid-i Kâmille Mürîdleri Arasında Gerçekleşen Şahsiyet Transferi
İnsan görerek, deneyimleyerek, rol model edinerek, tecrübe ederek bir şeyi öğrenebilmektedir. Taklitle başlayan öğrenme süreci zamanla tahkîke dönüşmektedir. Basitten bileşiğe doğru gelişen bir öğrenme seyri yaşanmaktadır. İnsanın doğasında başkasını taklît etme yeteneği vardır ve dâimâ canlıdır. Eğitmenler öğrencilerindeki bu yeteneğin eğitim amaçları doğrultusunda mutlaka terbiye edilmesi gerektiğine inanırlar. Bir insanın, diğer bir insanla bağlantılı büyümesi ve kendisini bir bütünün parçası olarak hissetmesiyle bu şekildeki eğitim gerçekleşmeye başlar. Tasavvufî eğitimde örnek alınacak ve intisâb edilecek şahsın yetkin, düzgün ve ideal bir tip olması gerekmektedir. Model kişinin ideal biri olması husûsunu Comenius şu ifâdelerle çok güzel açıklamaktadır: “Hiç bir kimse, eğri bir cetvel tahtası ile nasıl doğru bir çizgi çizemezse, orijinal hatâlı olduğu zaman yâni yanlış bir örnekle, onun doğru benzerini meydana getirmeğe de muvaffak olamaz.” Tasavvufta mürşid-i kâmil, âdetâ Peygamber Efendimiz (sav)’in bir prototipidir. İntisâb edilen bir mürşidin ibâdeti, konuşması ve tüm hareketleri Hz. Peygamber’i (sav) aynen taklîd etmesinden neşet etmektedir. Dolayısıyla şeyhe yapılan bağlılık, aslında Hz. Peygamber’e (sav) yapılmış demektir. Kişi Resûlullâh’ı (sav) taklît ettiğinde âhirette büyük bir sevâba nâil olacağını bilmektedir. Kişinin model şahsiyeti taklit etmede ödül alacağını bilmesi onu, model şahsiyete daha çok dikkat etmeye ve onun davranışlarının aynısını yapmaya motive eder. Mürşidiyle özdeşim kuran mürîd, onun gibi hissetmeye, onun gibi giyinmeye, onun tarzında konuşmaya ve onun gibi davranmaya eğilim gösterir. Mürşidinin davranışını taklît etmeyi önemseyen mürîd, model şahsiyet olarak gördüğü mürşidiyle daha dikkatli bir şekilde irtibat kurar ve onunla daha kaliteli bir birliktelik sergilemeye özen gösterir. Örnek alarak öğrenme, bireydeki kişilik özelliklerinin oluşmasında başlıca yoldur. Bu sûretle kişi, kendisiyle aynîleşmek istenilen model vâsıtasıyla bir şahsiyet kazanmaktadır. Tasavvufî eğitimde şeyh, örnek alınan canlı bir modeldir. Fenâ fî’ş-şeyh deneyimiyle mürîdler mürşid-i kâmille özdeşleşmeye başlar.
- Sûfînin Murâkabesinde Kalbe Yönelip Dikkatini Teksîf Etmesi
Tasavvufî eğitimde güçlü bir şahsiyete sâhip olmanın bir diğer yolu “bütün dikkatini toplayıp” içe yâni kalbe yönelmekten geçmektedir. Dikkat, dimâğımızdaki bütün merkezlerin müşterek faaliyetinden zuhûr eden muhâkemeden geçen ince fikrin elde edilmesinden ibârettir. Tasavvufî eğitimde dikkat, icrâ ettiği fonksiyon ile bazan mürîdi ilhâm almaya hazır bir konuma getirebilmektedir. Mürîd, zikir esnâsında, ibâdet esnâsında, halvette, dergâhta, yolda hâsılı nerede olursa olsun, bir an için dikkatinin dağılmasına müsâade edemez. O, sürekli bütün dikkatini içinde bulunduğu zamandaki görevleri üzerinde toplamaya çalışır; ne geçmişe takılıp kalır ne de gelecekle oyalanır. İşte mürîdin bu dikkati sebebiyledir ki ona ibnü’l-vakt denilmiştir. Mürîdlerin halvet, zikir, riyâzet, uzlet ve mücâhede deneyimleriyle kendi iç dünyâsını kontrol etmesi, kendi gerçekliğini idrâk etmesi ve aslına yolculuk yapması istenmektedir.
Mart 2026, sayfa no: 6-7-8-9
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak