Tasavvufta Edeb

Tasavvufta Edeb

Tasavvuf edepten ibârettir. Edeb: Mürîdin kendi nefsine, ihvânına, mürşidine ve Allâh’a karşı uyması gereken kurallardır. Bu kurallara uymak vuslat vesîlesidir. Edebe uymayanlar lütuftan mahrûm olurlar. Tasavvuftaki edeb kuralları Tefsir, Hadis ve Fıkıhta “usûl” diye isimlendirilir. Usûle uymayanlar maksada ulaşamazlar. İslâm eden üzerine kaimdir dense yanlış söylenmiş olmaz. Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de değişik sûre ve âyetlerde kendi nefsimize, kardeşlerimize, topluma, Peygamberimiz’e (sav) ve Zât-ı Kibriyası’na karşı uymamız gereken edeb kurallarını bize haber vermiştir. Bu edeb kuralları hayâtımızın tamâmını kapsamaktadır. Rabbimiz bize öyle bir din göndermiştir ki hayâtımızda hiç boşluk bırakmamıştır. Bir Müslüman ancak bu edeplere riâyet ederek olgun bir mü’min olabilir. Tasavvuf, şerîatı en ince ayrıntısına varıncaya kadar yaşamak olduğuna göre, âdâba en çok riâyet edenler de ehl-i tasavvuf olmuştur. Bu yazıda mürîdin kendi nefsine karşı olan âdâbının Kur’ân ve Sünnet’ten bâzı örneklerini arz edelim:

  1. Vücut Organlarının Terbiyesi
  • Dilin Terbiyesi:

Konuşma âdâbı: Bir mürid daha doğrusu bir Müslüman dilini yalan, gıybet, iftirâ, nemîme, zan, dedikodu, alay etme gibi her türlü haramdan tezkiye etmek zorundadır. Bu konuda Rabbimiz ve Peygamberimiz (as)’dan bize gelen bâzı emirler: “Ey mü’minler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. Îmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Hucurât, 11.) “Ey îmân edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusûrunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabûl edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurât, 12.) “Nâmuslu kadınlara zinâ isnâdında bulunup, sonra (bunu isbât için) dört şâhit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şâhitliğini hiçbir zaman kabûl etmeyin. Onlar tamâmen günahkârdırlar.” (Nûr, 4.) Ebû Mûsâ (ra) anlatıyor: "Ey Allâh'ın Resûlü, hangi Müslüman daha fazîletlidir?"diye sordular. Resûlullah (sav), "Dilinden ve elinden (gelecek kötülükler konusunda) Müslümanların güven içinde oldukları kimse!" buyurdu. (Buhârî, Îman, 5; M l63 Müslim, Îman, 66) Küfürlü konuşma (sövme), mâlâyânî, câhillerle tartışma, gereksiz konuşma ve bilgisi olmayan konularda konuşmama: “Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn, 4.) “Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) «Selâm!» derler (geçerler).” (Furkan, 63.) “Onlar, yalana şâhitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir. (Furkan, 72.) Dilin âfeti olarak kabûl edilen her türlü âdâba aykırı şeylerden: Ebû Hüreyre'den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim Allâh'a ve âhiret gününe inanıyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun." (Müslim, Îman, 74; Buhârî, Edeb, 31) İbn Abbas'tan rivâyet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Kardeşinle (düşmanlığa varan) tartışmaya girme, onunla (kırıcı şekilde) şakalaşma ve ona yerine getiremeyeceğin sözü verme." (Tirmizî, Birr, 58) "En kötü olanlarınızı size haber vereyim mi? Onlar gevezelik edip ne söylediğine dikkat etmeden konuşanlardır." (İbn Hanbel 2/370) “İnsanları yüzükoyun veya burunları üstünde süründürerek cehenneme dolduran, dillerinin kazandığından başkası değildir.” (Tirmizî Îman, 8) "Kulun kalbi doğruluncaya kadar îmânı dosdoğru olmaz. Dili doğru oluncaya kadar da kalbi dosdoğru olmaz. Komşusunun kendisinden bir kötülük gelmeyeceğine emin olmadığı kimse de cennete giremez. " (İbn Hanbel 3, 199) Görüldüğü gibi dilini disiplin altına alıp terbiye etmek dilin edebi olarak kabûl edilmiştir. Bu konu ile ilgili Resûlullah'ın şu duâsı, onun dinleme ve konuşma konusunda hatâ yapmamaya ne kadar önem verdiğini gösterir niteliktedir: "... Allâh'ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve cinsel organımın şerrinden sana sığınırım." (Tirmizî deavat, 74) Hitâb etme(söz söyleme) âdâbı: Rabbimiz biz kullarına sözlerin en güzeli olan Kur’ân’la ve en güzel bir şekilde edeple (edebiyatın incelikleriyle fesahat ve belagatle) hitâb ettiği için birbirimize nasıl hitâb edeceğimizin âdâbını da öğretmektedir. Hitâb etmemiz istenen sözler: Hak söz (En’âm, 73.), sâbit söz (İbrâhîm, 27.), kesin/kat’î söz (Secde, 13.), mâruf söz (Bakara, 263.), dosdoğru söz (Nisâ, 9.), etkili söz (Nisâ, 63.), kerîm söz (İsrâ, 23.), gönül alıcı söz (İsrâ, 28.) ve yumuşak söz (Tâhâ, 28.) Hitâb etmemiz istenmeyen sözler: (Taşıması) ağır söz (Müzzemmil, 5.), (vebâli) büyük söz (İsrâ, 40.), yalan söz (Hacc, 30.), (aldatıcı) yaldızlı söz (En’âm, 112.), kötü/çirkin söz (Mâide, 63.). Bağırarak konuşmamak: Sesini kısarak alçak sesle konuşmak âdâbtandır. Rabbimiz, Peygamberimiz’in huzûrunda kısık sesle konuşmayı emrettiği gibi (Hucurât, 2.), Lokman (a.s) da oğluna sesini yükseltmeden konuşmasını tavsiye etmektedir. “Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.” (Lokman, 19.)

  • Gözün Terbiyesi (bakma ve görmenin âdâbı):

Gözleri her türlü haram bakışlardan sakındırmak: Gözleri; başkalarının ırzına, malına, canına kötü (hasetli, kıskanç ve hâin) bakışlardan temizlemek: “Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; nâmus ve iffetlerini esirgesinler.” (Nur 30-31) "Kulağımın kötülüğünden, gözümün kötülüğünden, dilimin kötülüğünden, kalbimin kötülüğünden, tenimin kötülüğünden sana sığınırım." İbret nazarıyla bakmak: Baktığımız herşeyden ders, ibret almayı, Allâh’ın isim ve sıfatlarının tecellîsini görmeyi ve bizden öncekilerin hâlinden ibret almayı bize Kur’ân’ımız öğütlemektedir. “Allâh’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki, o ölüleri de elbette diriltecektir. O herşeye hakkıyla gücü yetendir.” (Rum, 50.) Faydasız bakışlardan alıkoymak: Allâh’ın bize ikrâm ettiği göz nûrunu faydasız şeylere harcamanın sorumluluğu vardır. Onun için mürid ayak parmaklarının ucuna bakarak yürür. Onu ilgilendirmeyen şeylere bakmaz. “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ 36) Allah korkusundan ağlamak: Gözyaşı rahmettir. Kurtuluşa vesîledir. Hele gizli gizli Allah korkusuyla ağlanırsa arşın gölgesinde gölgelenmeye vesîledir. Peygamberimiz (as) şöyle buyurmuştur: "Diline sâhip ol, (fitne zamânında) evinden çıkma, günahların için de gözyaşı dök." (Tirmizî zühd 60)

  • Kulağın terbiyesi:

Kulağını her türlü haram (gıybet, dedikodu, yalan, iftirâ), çirkin (başkalarının kusurlarına, mahremlerine kulak kabartmak gibi) ve mâlâyâni (günlük konularda geyik muhabbeti gibi) şeylerden uzak tutması. “O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini yâhud onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle berâber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münâfıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.” (Nisâ, 140.; İsrâ, 140.) " ...Kim bundan hoşlanmadıkları ya da kendisinden uzaklaştıkları halde bir grubun konuşmalarına kulak kabartırsa kıyamet günü kulağına kurşun dökülür." (Buhârî Tabir,45). “Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın, başkalarının konuştuklarına kulak kabartmayın, birbirinize karşı kin beslemeyin ve kardeş olun!" ( Buhârî, Nikâh 46) "Her duyduğunu söylemesi kişiye günah olarak yeter!" (Ebu Davud, Edeb, 80) Güzel şeyleri candan dinlemek: “Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allâh’ın hidâyete erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.(Zümer 18)

  • El ve Ayakların terbiyesi:

Bu organlarımızı başkalarına zarar verecek şeylerden, her türlü haramlardan alıkoymak: “Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinâ etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftirâ uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biât etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabûl et ve onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 12) "Müslüman, dilinden ve elinden insanların selâmette olduğu kişidir. Mü’min ise insanların canları ve malları konusunda (kendilerine zarar vermeyeceğinden) emîn oldukları kişidir." (Nesai, Îman, 8) Ellerini ve ayaklarını insanların faydalanacağı güzel işler için kullanmak. Ayaklarıyla hakkın hâkimiyeti için koşturmak ve hak yolda sebât etmek ayakların edebi; elleriyle insanların yaralarına merhem olmak da ellerin edebidir. “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şâhitlik eder.” (Yâsîn, 65.)

  1. B) Kalp ve rûhun terbiyesi:

1- Kalbi Mâsivâdan Kurtarmak Aslolan budur. Allâh’ın dışındaki her türlü havâtırdan; şeytânın vesveseleri ve nefsin iğvâsından kalbi temizlemektir. Çünkü Ehl-i Tasavvufa göre kalp Beytullahtır. Allâh’ın evidir. Allâh’ın baktığı/nazar ettiği yerdir. Nazar ettiği zaman kendisinin(zikrinin) dışında orada herhangi bir şey görmesi edebe aykırıdır. Peygamberimiz (sav) "Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar." (Müslim, Birr, 34) buyurmuştur. Bir şiirde de şöyle ifâde edilmiştir: Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede hakk Padişah konmaz sarâya hâne mâmûr olmadan

  • Kalbi Îman, Yakîn, Ledunniyât, Ma’rifet Ve Tevhid Nûruyla Aydınlatmak

Kalp bu nurlarla aydınlanınca oradan diğer organlara sirâyet eder. İşte o zaman göz, kulak, dil, el ve ayaklar âdâba aykırı işler yapmazlar. Fahr-i Kâinât Efendimiz (as) bu konuda şöyle buyuruyor: "Kalbini yalnızca îmâna tahsîs eden, kalbini selîm, dilini doğru, nefsini doymuş, ahlâkını düzgün kılan ve kulaklarını (hak yolunda) haberci, gözlerini (kalp izinde) bekçi kılan kişi kurtuluşa ermiştir. Kalbini ahlâkî güzelliklerin dolup taştığı bir kap hâline getiren kurtuluşa ermiştir." (İbn Hanbel 5/147) Tasavvufta zâhir ve bâtın âdâbı denen beden ve ruh âdâbına uyan mürid; mürşidinin rehberliği ve kendisinin ona olan sadâkatiyle, Peygamberimiz (sav)’in ahlâk-ı hamîdesi olan Kur’ân ahlâkını, âdâbını yaşamaya başlar. Bu onu İhsan mertebesine yâni “Her nerede olursanız olun O sizinle berâberdir.” (Hadîd 4) âyet-i kerîmesinin işâret ettiği her an Allâh’ın huzûrunda olma bilinciyle yaşamaya götürür. Bu da mürîdin Rabbine karşı olan âdâbıdır. “İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin O'nun râzı olmadığı sözü düzüp kurarken, O (cc) onlarla berâber idi. Allah yaptıklarını kuşatıcıdır. (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler.) (Nisâ 108) Edep bir tâc imiş nûr-i hüdâdan Giy ol tâcı emîn ol her belâdan.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği