Ara

Şuurlu Olmanın Şiârı Şiir ve Şuur Aşılayan Şâir Baş Tâcıdır

Şuurlu Olmanın Şiârı Şiir ve Şuur Aşılayan Şâir Baş Tâcıdır

Hayat Düstûrumuz Kur’ân’da bir sûre, şâirler anlamına gelen Şuarâ sûresidir. Bu sûrenin sonunda şâirler hem yerilir, hem de övülür. Şöyle ki:

Şeytānların kime indiğini size haber vereyim mi? de. Onlar, günahkâr iftirâcıların hepsine iner. Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar. Şâirlere ancak azgınlar uyar. Onların her vâdide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve yapmadıklarını yaptık dediklerini görmez misin?

Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allâh’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.1

Âyette şeytānî ses, çağrı ve ilhamlara kulak verip kadın, şarap ve cinsellikle ilgili şiirler söylemeyi, birini aşırı bir şekilde övmeyi diğerini de hicvetmeyi mârifet bilip meslek edinen şâirler kınanırken; îmân edip Yüce Allâh’ı çokça anan şâirler övülmüştür. Şiirin pek meşhur olduğu bir topluma inen Kur’ân, şiiri bütünüyle yasaklamamış, şiirin hak yolda kullanılmasını istemiştir. Nitekim önceki âyet inince Peygamberimizin üç şâiri ağlayarak geldiler ve Allah bizim şâir olduğumuzu biliyor ve bu âyetini indirdi dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz bir sonraki âyet olan Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allâh’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır âyetini okuyarak, işte bunlar sizlersiniz buyurmuştur.2 

Peygamberimizin de şâirleri vardı. Peygamber şâiri, Keskin kılıcın babası gibi ünvanlarla anılan Hassân b. Sabit3, İslâm şâiri unvânıyla bilinen Ka’b. b. Mâlik4, Abdullah b. Revaha gibi. O onların hak yolda şiir söylemelerini övmüş ve onları buna teşvîk etmiştir. Nitekim Hassân hakkında Peygamberimiz, “Hassân’ın fıtrî kābiliyetini ve ilhâmını Rûhulkudüs teyit ediyor” demiş, ayrıca onun için “Allâhım, Hassân’ı Rûhulkudüs ile teyit et!” şeklinde duā etmiştir.5 

Şuarâ sûresinin son âyetinin hakkında indiği söylenen Abdullah b. Revaha hakkında da Peygamberimiz “Şüphe yok ki kardeşiniz bâtıl ve boş söz söylemez” ve “Şiirleri müşrikler üzerinde oklardan daha etkilidir” buyurmuştur.6

Şiir, bir şeyin inceliklerini kavrayarak etkileyici bir biçimde âhenkli söz söyleme sanatı diye tanımlanmıştır. Şiiri şiir yapan temel unsurlar his, hayâl, ilham, lafız-mânâ ilişkisi, vezin-kāfiye, kasıt ve niyet şeklinde belirlenebilir. Şiir, şâir, şuur, şiār ve saç anlamına gelen şa’r kelimeleri hep aynı kökten gelir. Buna göre şâir, duygu ve düşüncelerini bilinçli bir şekilde aktaran kimsedir. Muhâtabına şuur veren şiir, mü’minin şiārıdır ve saç gibi baş tâcıdır. Şiir, insanlık târihi boyunca duyguları, sevdâları ve dâvâları anlatma aracı olarak kullanılmış tesirli bir araçtır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dîni öğrenme ve öğretmenin yasaklandığı dönemlerde önemli bir dâvet aracı olmuştur. Hadîslerinde Peygamberimiz (sav), “Mü’min kılıcı ve diliyle cihâd eder.”7 “Şüphe yok ki bazı şiirler hikmet ifâdeleridir.”8 buyurmuştur. İşte bu yazımızda kendisinden bahsedeceğimiz Yahyalılı Hacı Hasan Efendi de etkili sohbetleri yanında, samîmî şiirleriyle de Allâh’ın dînine hizmet etmiş bir şahsiyettir. 

Dâvâsını ve Hissiyâtını Şiirleriyle Sunan Bir Gönül Adamı

Hacı Hasan Efendi (H. 1330 (M. 1914)’da Kayseri’nin Yahyalı ilçesi Kavacık Mahallesi’nde dünyâya gelir.9 Erbilli Es’ad Efendi’nin halîfesi ve Dereköy imâmı olan Babası Şeyh Mustafa Efendi’nin sohbetleriyle yetişir, kendini yetiştirir. Adana, Kozan, Ceyhan, Niğde, Ürgüp, Develi ve Yahyalı câmilerinde elli yıla yakın, fahrî vâiz olarak hizmet yapar.10 72 yaşında 26 Ocak 1987 günü Kayseri’de dâr-ı bekāya irtihâl eder. Kabri, Yahyalı Kavacık Mahallesi’ndeki, kendi yaptırdığı Kalender Câmii’ndedir. 

Pederlerinin izini tâkip eden oğlu muhterem Ali Ramazan Dinç Efendi’nin yerinde tespitleriyle, Üstâdımız Hacı Hasan Efendi Hazretleri’nin, gönüllerimize hayat kaynağı olacak, sâde fakat her mısrâı derin mânâlar taşıyan şiirleri…11 hece veznine göre değil, gönül veznine göre yazılmıştır. Okunurken sizi başka âlemlere götürür… Çölleri aşıp, Mekke Medîne illerine götürür, nurlara batırır.12 Onun için şiirleri Gönül Âleminden Zāhirî ve Bâtınî Şifâ Târifesi başlığı altında sunulmuştur. Onda gönülden dile dökülen ve kalemle satırlara, oradan sadırlara işleyen hem zāhirî hem bâtınî mesajlar sunulmuştur. 

Bu girişten sonra biz onun şiirlerindeki Kur’ân motiflerini örnekler üzerinden anlatmaya çalışacağız:

Kalemdâr mahlasıyla şiirlerini terennüm eden Hacı Hasan Efendi, Şifâ Târifesi şiirinin ilk kıtasında Besmele’yle söze başlar ve Kur’ân’a sarılmanın gereği hakkında şunları söyler:

Besmele geçsin başına
Gelsin mü’minler hoşuna
Geçirme ömrün boşuna
Kur’ân’ına devam lâzım13 

Besmeleyle başlar sözüne, zîrâ besmele Kur’ân’ın müstakil bir âyetidir. Bazı âlimler onu, her sûrenin ilk âyeti kabûl etmişlerdir. Peygamberimiz de “Besmele her kitâbın anahtarıdır.” “Besmele ile başlanmayan her önemli iş sonuçsuz kalır.”14 buyurarak her hayırlı işe besmeleyle başlanmasını bizlere tavsiye etmişlerdir.

İlim ihlâs ve amel bütünlüğünü ifâde eder ve Şerîatsız tarîkatın olamayacağını da şöyle söyler:

Evvelâ ilim olmalı
Amel nehrinden dolmalı
İhlâs bahrine dalmalı
Bu işe ihtimam lazım.15 

Şerîatsız tarîk olmaz
Câhil sofu dînin bilmez
Belki câmiye de gelmez
Bu kavimden kaçmak lâzım16

Biliyoruz ki Kur’ân’ın ilk emri Yaradan Rabbin adıyla oku, buyruğudur. O, bizden Yüce Rab adıyla, O’nunla irtibatlı bir okuma istemektedir. 

İnsanın önce kendini kurtarmasının gereğini şöyle ifâde eder. Zîrâ âyetlerde mü’minlerden, önce kendilerini düzeltmeleri istenir: Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez.17 Ey inananlar! Yapmadığınız şeyi niçin yaptığınızı söylersiniz? Yapmadığınız şeyi yaptık demeniz, Allah katında büyük gazaba sebep olur.18 Buna göre kişi, önce kendini kurtarmaya çalışacak, söyledikleriyle önce kendisi amel edecektir.

Kalemdâr, kusûrun dolu
Bu üç şey sende var, belî
Öyle ise niden eli
Kendini düşünmek lâzım19

İhvâna göründün güzel
Dedin, “kardeşlerim düzel!”
Kendi bağın oldu gazel
Bir çizgi ile yaktın nefis20

Ele vaaz verip, tutmadım kendim
Târumâr olmuş, mânevî bendim
Bu dertler elinden, Allâh’ım yandım
Hâlimi kimseden soramaz oldum21

Büyüklerin yanında meclis âdâbına uyma hakkında şunları söyler:

İzin almadan gidene
Ne deyim zahmet edene
Kılıçlar vurur bedene
Yarama atma tuzunu

Aman az olsun kelâmın
Feyz almaksa emelin
Muhkem kurulsun temelin
Kurbân et oğlun, kızın

Kalkmak için ta’cil eyle
Müşkilin var ise söyle
Mürşidine edeb böyle
Uzak, yakın çök dizini22 

Hayat Düstârumuz Kur’ân, meclis âdâbı ile ilgili âyetlerle bize yön verir, bizi eğitir: Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sâhiplerine selâm vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir. Eğer evde kimseyi bulamazsanız, yine de size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz.23 Ey inananlar! Toplantılarda, size, «Yer açın» denince yer açın ki Allah da size genişlik versin; «Kalkın» denildiği zaman da hemen kalkın ki Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.24 Ey inananlar! Peygamber'in evlerine, yemeğe çağrılmaksızın vakitli vakitsiz girmeyin; fakat dâvet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın.25

Dünyevîleşmeye karşı sık sık uyarılarda bulunur:

Mağrur olma dünyâ malına
Gitme Kārun’un yoluna
Uğrama nefsin seline
Bentlerini bozandır bu26 

Pek çok Kur’ân âyeti de dünyânın aldatıcı olduğunu hatırlatarak bizleri uyarır: De ki: Dünyâ geçimliği azdır, âhiret, Allâh’a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır.27 Dünyâ hayâtı sâdece oyun ve oyalanmadır; âhiret yurdu, sakınanlar için daha iyidir. Düşünmüyor musunuz?28 Oysa dünyâ hayâtının geçimi âhirete göre pek az bir şeydir.29 Bu dünyâ hayâtı sâdece bir eğlence ve oyundan ibârettir. Asıl hayat âhiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler!30 Bilin ki, dünyâ hayâtı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sâhibi olmaktan ibârettir.31 Ama sizler dünyâ hayâtını tercîh ediyorsunuz. Oysa âhiret daha iyi ve daha bâkîdir.32 Şiirde geçen Kārûn da Hz. Mûsâ peygamberin milletinden olmasına rağmen Kasas sûresi 76-82. âyetlerde kıssası anlatılan, vâriyetiyle kibirlenip yerin dibine batan bir azgındır. 

Birlik ve berâberlik içerisinde olmayı isterken şunları söyler:

Hepiniz bir vücûd olsun
Berâber suyunuz gelsin
Kalb havuzunuz dolsun
Bendini ayırdın, neden?

Berâber yemek yemeli
Fikrin bir araya komalı
Kurbân olayım demeli
Arada husûmet, neden?33 

Yüce Rabbimiz de mü’minlerin kardeş olduğunu, nizâ hâlinde birbirlerinin arasını bulmayı ve Allâh’ın kitâbı etrâfında bir ve berâber olmayı emreder: Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın.34 Toptan Allâh’ın ipine sarılın, ayrılmayın.35 

Duā şiirinde îmanla ölmeyi dilerken Rabbine şunları söyler ve bu mısrâlarıyla da Kur’ân âyetlerine telmihlerde bulunur:

Setret suçlarımız, kimse görmesin
Hullelendir kulun, uryan durmasın
Solumuzdan melek defter vermesin
Sağ taraftan gönder, aman yâ Rabbi!36 

Âyetlerde hesap gününde kimi insanın amel defterinin sağ tarafından, kiminin de sol ve arka tarafından verileceği anlatılır:

Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler.37 Kitabı sağından verilen «Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum» der.38 Amel defteri kendisine sağından verilen kimse, kolay geçireceği bir hesâba çekilir ve arkadaşlarının yanına sevinçle döner.39 

Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: «Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesâbımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı» der.40 Ama amel defteri kendisine arkasından verilen kimse: «Mahvoldum» diye bağırır ve çılgın alevli cehenneme girer.41

Seksenli yıllarda Konya’dan Yahyalı’ya ziyârete gittiğimizde kendi el yazısıyla yazdığı defterinden bize de bir kısmını okuduğu şiirlerini kısaca değerlendirecek olursak şunları söyleyebiliriz: Gönül âleminden dökülen mesajların şiire döküldüğü, herkesin anlayabileceği sâde bir dil… Sayamam, çoktur ihvanların yarası/Benim gibi derviş, yüzler karası42, Kalemdâr balık başından kokar/ Kendi lakabını ellere takar43 diyerek eleştiri ve nasîhatlerine önce kendi nefsini ortaya koyan mütevâzı bir terennüm, Kur’ân ve Sünnet kaynaklı hikmetli sözlerin derlendiği bir güldeste, bir buket çiçek. Kıymetini bilene, koklamasını bilene, ders çıkarmasını bilene.

Hacı Hasan Efendi, tüm bu samîmî uyarı ve nasîhatlarını şöyle bağlayarak taçlandırır: Sizin için yazdı, yazan/Hüsn-ü ahlâk ile bezen/Gazabı at, hilmi kazan/Hak sözlere kızma kuzum.44 O, idealindeki güzel insanları ise şöyle tasvîr eder: Genç var ki Kur’ân elinde/Allâh’ın zikri dilinde/Büyük zâtların yolunda/Adam olacağı belli.45

Yüce Mevlâ rahmet eylesin! 

Dipnotlar:

1 Şuarâ 26/221-227.
2 İbn Kesîr, Tefsîr.
3 Hüseyin Elmalı, ‘Hassân b. Sabit’, DİA, XVI, 399-402.
4 M. Yaşar Kandemir, ‘Ka’b. b. Mâlik’, DİA, XXIV, 4-6.
5 Buhārî, ʿİlim 68, Bedʾü’l-halk 6, Meğazî 30, Edeb 91.
6 S. Erdem, H. Kılıç, ‘Abdullah b. Revaha’, DİA, I, 129-130.
7 Müsned, III, 3, 456, 460; VI, 387.
8 Buhārî, Edeb 90; Tirmizî, Edeb 69; İbn Mâce, Edeb 41.
9 Kendisi doğum yerini ve târihini Kayseri vilâyet, Yahyalı kazâm/Bin üç yüz otuz tevellüd yazam beytiyle dile getirir. Hacı Hasan Efendi, Gönül Âlemı̇nden Zâhı̇rı̂ Ve Bâtını̂ Şı̇fâ Tarı̇fesı̇, s, 104.
10 Önceden yazdığı Tercüme-i Hâl şiirinde bunu şöyle terennüm eder: Otuz sene kürsülerde konuştum/Sebep oldu çok insanla tanıştım. Gönül Âlemı̇nden, s, 100.
11 Gönül Âlemı̇nden, Önsöz- Ali̇ Ramazan Di̇nç Efendi̇, s, 11.
12 Gönül Âlemı̇nden s, 8-9.
13 Gönül Âlemı̇nden, s, 21.
14 Münavî, Feyzu’l-Kadir, III, 191, V/13.
15 Gönül Âlemı̇nden, s, 22.
16 Gönül Âlemı̇nden, s, 25.
17 Mâide 5/105.
18 Saff 61/2-3.
19 Gönül Âlemı̇nden, s, 26.
20 Gönül Âlemı̇nden, s, 41.
21 Gönül Âlemı̇nden, s, 46.
22 Gönül Âlemı̇nden, s, 31.
23 Nûr 24/27-28.
24 Mücâdile 58/11.
25 Ahzâb 33/53.
26 Gönül Âlemı̇nden, s, 35.
27 Nisâ 4/77.
28 Enâm 6/32.
29 Tevbe 9/38, Ra’d 13/26.
30 Ankebût 29/64.
31 Hadîd 57/20.
32 Tāhâ 20/131; Kasas 28/60; A’lâ 87/16-17.
33 Gönül Âlemı̇nden, s, 38.
34 Hucurât 49/10.
35 Âlu Imrân 3/103.
36 Gönül Âlemı̇nden, s,119.
37 Müddessir 74/39.
38 Hâkka 69/19-20.
39 İnşikāk 84/7/9.
40 Hâkka 69/25-29.
41 İnşikāk 84/10/12.
42 Gönül Âlemı̇nden, s, 50.
43 Gönül Âlemı̇nden, s, 48.
44 Gönül Âlemı̇nden, s, 58.
45 Gönül Âlemı̇nden, s, 77.

Mart 2026, sayfa no: 20-21-22-23-24 

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak