Ara

Sūfî ve Tabiat

Sūfî ve Tabiat

Kâinâtın yaratıcısı olan Allah (cc), kâinatta hiçbir şeyi boş ve anlamsız yaratmamıştır. Yaratılan her şeyin bir anlamı ve bir gāyesi bulunmaktadır. İnsan bu gāyenin kimi zaman farkındadır ama çoğu zaman boş bakışlarla etrâfını süzmektedir. Çevresinde meydana gelen her bir olaya kayıtsız kalmaması yönünde birçok telkine muhātap olmaktadır. Aklını kullanması ve kâinâtın yaratılışı husūsunda tefekkürle hemhâl olmanın fazīletinden dem vurulur insana. “Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Hiçbir kusūru olmaksızın onu nasıl kurduk, nasıl süsledik. Yeryüzünü de yaydık ve orada sâbit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik. Bütün bunlar, içtenlikle Allâh’a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir. Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek tâneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik.”1 Eğer insan hikmetli bir bakışla çevresini gözlemlerse dünyâ üzerinde kendi varlığının anlamını daha iyi fark edecektir. İnsan bunca güzellikler arasında kendini kaybetmek için mi vardır yoksa kendini bulmak için mi? Her seferinde ibret nazarımızla etrâfımıza bakmamızı tavsiye eden Allah (cc), tabiatta bulunan şu insicâmın karşısında kendisinin yüceliği ve kudreti karşısında teslîm olmamızı istemektedir. Teslîm olmuş/olan anlamına gelen Müslüman’ın kime niçin teslîm olmasının sırrını idrâk etmesi açısından tabiata/doğaya ibret nazarıyla bakması son derece önemlidir.

Enfüste (iç, bâtın) ve âfakta (dış, zāhir) var olan her şeye ibretle bakmayı başaran sūfîler, tabiata/doğaya bakarken de boş bakışlardan kendilerini alıkoymuş kişiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Her bir şeyin kendi lisanlarınca Allâh’ı tesbîh ve zikirlerinin olduğunu bilen sūfîler bu zikirleri işitircesine doğayla hemhâl olmaya çalışmışlardır. “Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbîh eder. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbîh etmesin.”2 âyeti varlıkların Yaratıcı ile olan ilişkisinin onlara kattığı husūsiyeti izah etmektedir. Zikir ve tesbîh etme kābiliyeti varlıklarda şuur ve bilinç delilleri olarak kabûl edilmiş böylece tabiatın cansız değil, canlı ve anlamlı olduğu fikri ortaya çıkmıştır. Hüseyin Hamevî (k.s) müridlerini çiçek toplamaya gönderir. Eşref-i Rûmî Hazretleri de mürşidinin isteği üzerine gider ama kuru bir menekşeden başka bir şey getirmez. Hamevî sebebini sorduğunda: “Efendim hangi menekşenin başına varsam bana ‘Allah hakkı için beni koparma, tesbîhimden beni ayırma’ diye yalvardığını duydum. Sonunda, işte şu zikir ve tesbîhi tükenmiş menekşeyi buldum.” demiştir.3

Sūfîler, yaratılanı Yaratandan ötürü sevmeyi bir yaşam tarzı olarak benimsemiş olmaları yönüyle, tabiatta/doğada olumsuz bir şeyle karşılaştıklarında onun güzel yönünü görmeye çalışmışlardır. Sūfîlerin bu yönü hiç şüphesiz tâbi’si oldukları Hz Peygamberin (sav) ahlâkından başka bir şey değildir. Hz. Peygamber (sav) ashâbıyla berâber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabelerden bāzıları bu manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Peygamberimiz’in (sav) tepkisi ise hayli farklı olmuştur: “Köpeğin ne güzel dişleri var!”

Kimi sūfîler mānevî terakkiyi elde etmek için yalnız başlarına sahralarda dolaşmaya önem vermişlerdir. Kalabalık ortamlardan uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak sūfîler için ‘her ânı Hakk adına sarf edebilmeye’ olanak sağlamaktadır. Maddeden mānâya giden bir seyirden bahsetmişler ve benlikten sıyrılıp Hakk’ın mutlak varlığında yok olabilme mücâdelesi vermişlerdir. Tasavvufun teşekkülünden önceki dönemlere baktığımızda da zühd anlayışlarında tabiatta yalnız kalma, mevki ve makamlardan uzaklaşma girişimlerinin olduğunu görürüz. Sahabeler arasında Ebuzer el-Gıfari (ra) bunun en güzel örneğidir. İslâm’ı Hz Peygamber (sav) ve sahabesi gibi yaşama maksadında olan sūfîler bu amaca ulaşmak için kendi yöntemlerini ortaya koymuşlardır. Kendileri sahra vb. yerlerde uzlete çekilip nefisleriyle en çetin hesaplaşmaya girmişler ve uzun yıllar sonunda ulaşılabilecek mānevî mertebeye bu uzletleri vesîlesiyle kısa zamanda erdiklerini ifâde etmişlerdir. Sünnetullâh diye tābir ettiğimiz tabiatın genel kanunları karşısında son derece teslîmiyetçi hareket eden sûfiler, doğada karşılaştıkları zorluklar karşısında itirazcı tavırlardan son derece sakınmışlardır. Bir gün Cüneyd-i Bağdâdî (ks) bir mürîdi ile çölde giderken, mürîdin yakasının bir kısmı yırtılır. Güneşin sıcağından etkilenen mürîdin boynu yara olur. Bu münâsebetle mürîdin ağzından gayr-i ihtiyârî: ‘Bugün de hava çok sıcak’ sözleri çıkar. Bu sözleri duyan Cüneyd-i Bağdâdî (ks) mürîdinin yüzüne sert bir şekilde baktıktan sonra: ‘Sen sohbete ehil biri değilsin’ der ve mürîdin yanından uzaklaşır.4 Bu örnekten de anlaşılacağı gibi sūfîler, Allâh’ın (cc) koyduğu kānunlara/sünnetullâha gayri ihtiyârî bile olsun itirâz etmeye aslâ tahammül edememişlerdir. ‘Mevlâ neylerse güzel eyler’ düstûruyla hareket etmişler ve Allâh’ın (cc) arzında Allâh’ın (cc) tasarruflarına en ufacık karşı çıkışlar yapmaktan şiddetle kaçınmışlardır.

Hülâsa, doğa Allâh’ın (cc) âyetlerinden bir âyettir. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok âyetinde tabiat hâdiseleri Allâh’ın varlığının delilleri arasında zikredilmektedir.5 Hâl böyle olunca doğayı boş bakışlarla temâşâ etmek insan için büyük bir kayıptır. Bu açıdan doğayı seyre dalarken doğanın Yaratıcısının kudretini idrâk etmeye çalışmak husūsunda sıradan insanlara kıyasla sūfîlerin daha gayretli olduklarını görürüz. Sıradan insan tabiatta gördüğü güzelliğin tabiatın kendi hüneri olduğu vehmine kapılırken, sûfiler bu güzelliği var edenin kendisine tālip olmayı yeğlerler. Sûfîlerin bakışıyla doğa Hakk’ın bir eseri ve o eser ki müessire götüren bir vesîledir.

Dipnotlar:

1 Kāf, 50/6-10.

2 İsrâ, 17/44.

3 Hür Mahmut Yücer, Sinan Yılmaz, “Şeriat ve Tasavvuf Bağlamında Din-Çevre İlişkisi Üzerine bir Değerlendirme”, TKSAD, Karabük: KÜ, 2012, s. 328.

4 Feridüddin Attar, Tezkiretü’l-Evliya, ter., Süleyman Uludağ, Semerkand Yay., İstanbul 2014, s 538.

5 Bkz., Fussilet, 41/37,39 vb.

Nisan 2022, sayfa no: 23-24-25

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak