Su Yukarılara Nasıl Akar?

Su Yukarılara Nasıl Akar?

Su Yukarılara Nasıl Akar?

Ferhat Aslan

Âile Danışmanı ve Psikoterapist

Suyun yukarılara, meselâ apartmanın onuncu katına nasıl çıktığı sorusunun cevâbı bilimsel bir izah istediği için şimdilik onu sormayacağım. Ama sanırım suyun aşağılara doğru nasıl indiğini hepimiz biliriz. Cevap gâyet basittir. Suyu bıraktın mı kendiliğinden aşağı iner. Yâni dökülür. Elindeki su dolu bardağı yan çevirdiğin, sürahiyi boşalttığın gibi, su aşağılara doğru hızlıca yürür. Yere dökülen su akacak kadar fazla ise, yine aşağı tarafı tercih ederek yokuş aşağı akar. Yokuşu tırmanması beklenmez. Peki elinizdeki taşı bırakırsanız ne olur? Yukarı doğru çıkacak değil ya; o da aşağı doğru hızla düşer. Düştüğü yer düz değilse, yokuş aşağı yuvarlanmaya devâm eder, önüne dur diyecek bir engel çıkıncaya kadar. Bu kural her cisim için geçerlidir. Dalından kopup düşen yaprak veya meyve, yine aşağıya yüzünü çevirir ve iner. Yukarılara doğru çıkmaz. Değişen tek şey sâdece düşüş hızlarındaki farklılıktır. Taş gibi ağır bir madde daha hızlı düşerken, daldaki yaprak daha yavaş iner aşağılara doğru. Bu yasa sâdece yer çekim kanunu ile sınırlı değildir. Kendi hâline bırakılan bir işyeri iflâsa, temizlenmeyen bir ev ortamı pislenmeye, yıkanmayan bir çamaşır kirlenmeye, banyo yapmayan bir insan ise kokmaya başlar... Bilim adamları bu duruma bir isim koymuşlardır, bunun bir fizik kânunu olduğunu keşfederek adına  “Entropi Yasası” demişlerdir ki, Einstein, “bütün yasaların anası” diyerek, bu yasayı çok önemsemiştir. Termodinamiğin ikinci yasası olarak da bilinen “Entropi Yasası”nın tanımı şudur: Bir şey kendi hâline bırakılırsa, hep aşağılara, negatiflere, eksilere, dağılmaya doğru gider. Buradan benim anladığım şey; kendi hâline bırakılan, ihmâl edilen hiçbir şey, zaman içinde mükemmele, olgunluğa, pozitife doğru yürümez. Peki “Yukarılara ve olumluya doğru gitmesi için ne yapılması gerekiyor?” diyorsanız, cevâbı yine açıktır sanırım: Enerji ve kuvvet lâzımdır. Suyun yukarı çıkması için bir dinamo îcâb eder. Motor çalışacak, enerji gücü ile su yukarılara doğru çıkarılacak. Elektrik kesildiği zaman da sular kesilir. Zîrâ enerji takviyesi kesildi. “İyi de entropi yasasının âile içi iletişim ile ne gibi bir ilgisi olabilir?” demeyin. Çünkü çok alâkası vardır. Eşler arası ilişki uzun zaman kendi hâline bırakılır veya ihmâl edilirse, ileride bir cıngarın çıkacağının garantisini verebilirim. Zîrâ sevgi ve ilgiden gelen enerjiler kesildiği için, duyarlılıkta, huzurda, samîmiyette, neşede azalma, yâni düşüş başlayacak ve bunlar bir gün dibe inecektir. Sevginin dibe inmesi; öfkenin, inadın, nefretin, hasedin ayağa kalkması, şahlanması demektir. Işığın bittiği yere karanlık hâkim olur. Bakımı yapılmayan tarla dikenler tarafından işgâl edilir. Böyle bir âile ortamı ise kavganın, sürtüşmenin, tartışmanın kaçınılmaz olduğu bir zemin hâline gelir, en sıradan sözler karşı tarafa diken olur batar. Bu kavgaların asıl sebeplerine inmez, zemini ve ortamı iyileştirmek yerine kavgaların görünen sebeplerine odaklanır ve üzerlerine giderseniz, olay daha da büyür ve içinden çıkılmaz hâle gelir. Zîrâ bu kavgalar karanlık olan zemini daha da karartır, dikenleri daha da arttırır ve doğruyu bulmak, anlaşmak daha bir zorlaşır. Dikenlerin tarlayı kaplaması için hiçbir emek ve gayrete gerek yoktur. Entropi Yasası gereğince ‘kendi hâline bırakın, olduğu gibi kalsın, ekstra bir çaba göstermeyin yeter’dir. Aynen öyle de kendi hâline bırakılan, monotonlaşan, emek verilmeyen, katkı sağlanmayan âile ilişkileri, zamanla diken gibi sözlerin, bakışların ve insanın içini karartan fikirlerin, düşüncelerin ortama hâkim olmasını netîce verir. Böyle bir âile ortamında yaşayan fertler huzursuz, mutsuz, gergin, tepkisel ve tahammülsüz olurlar. Zîrâ o evde ilişkileri yukarı çıkaracak ve geliştirecek enerji kalmamıştır. Sevginin, ilginin, duyarlılığın, samîmiyet ve cıvıldaşmanın olmadığı ortamlarda saygı ve güven zamanla azalır, gerilim ve çatışma ortamı oluşur. Eşiniz sebepsiz yere parlıyorsa, çocuklar agresif ise, baba eve gelirken ayakları ona eşlik etmede zorluk çekiyorsa; sevgi, ilgi ve samîmiyet kaybı yaşanıyor demektir. Aşağı doğru düşüş var, irtifâ kaybı başlamış demektir. Yapılması gereken şey, sebepsiz yere parlayan eşin üzerine gidip haddini bildirmek olmadığı gibi, agresif çocukları cezâlandırmak da değildir. Eve olabildiğince geç gelip ve erkenden sıvışıp gitmek ise hiç değildir. Zîrâ bu yaklaşım irtifâ kaybını daha da arttırır ve dibe çakılmaya sebep olur. Beklenen doğru adım, yaşam enerjimiz olan sevgi, ilgi, samîmiyete yatırım yapmak, sıcak ilişkileri artırmak ve âile ortamını ısıtmaktır. Yanan ateşe odun atmazsanız söner zamanla Entropi Yasası gereğince. Ateş sönerken etraf da soğumaya başlar yavaş yavaş. Ortamın soğukluğu kişilerin içine doğru siner adım adım ve yüzlerde tebessüm, ümit, heyecan, coşku yok olur kendiliğinden. Atılması gereken, küçük bir adımdır. Bir odun, sâdece bir odun atmaktır sönmek üzere olan ateşe. Tebessüm eden bir yüz, ağızdan çıkan tatlı bir söz, samîmî bakan bir çift gözdür… Bâzen bir tebessüm, sevgi içerikli bir mesaj, tek bir gül çiçeği veya samîmî olarak söylenmiş “Eline sağlık.”, “İyi ki varsın!..”, “Seninle çok mutluyum, iyi ki seninle evlenmişim!..”, “Seninle olmak bana çok iyi geliyor!..”, “Kendimi yanında çok iyi hissediyorum!..”, “Çok iyi bir insansın.” gibi tek bir cümle kalpleri -bir odundan daha fazla- ısıtır, yeniden heyecanlandırır ve yaşam enerjisi olur eşler ve çocuklar için. Çok mu zor bunları söylemek, tebessüm etmek?..

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği