Ara

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 9. Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (ks)

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 9. Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî (ks)

Silsilede emâneti Yûsuf Hemedânî (ks) Hazretleri’nden almıştır. “Kân-ı Feyz (Feyiz Kaynağı)” ve “Ser-Silsile-i Hâcegân (Hâceler Silsilesinin Başı)” olarak anılır. Bugünkü Özbekistan’ın Buhara’ya yaklaşık kırk kilometre uzaklıkta bulunan Gucdüvân köyünde (bugünkü telaffuzu Gicdüvân) doğdu.  

Babası, İmam Mâlik (v.795) neslinden bir âlim olan Malatyalı Abdülcemil İmam’dır. Sebebi bilinmeyen bir husustan dolayı babası, Malatya’dan ayrılmış Gucdüvân köyüne göç edip yerleşmiştir. Hızır (as) babasına, “Ey Abdülcemil! Senin bir erkek evlâdın olacak, ismini Abdülhâlik koyarsın.” buyurmuştu. Çok geçmeden bir erkek evlâdı oldu. İsmini Abdülhâlik koydu. 

Abdülhâlik Gucdüvânî, yetişme çağında tahsil için Buhara’ya gitti. Orada şehrin önde gelen âlimlerinden olan İmam Sadreddîn’den tefsir dersleri aldı. Kendi ifâdesine göre, yirmi iki yaşına kadar onu mânevî evlât edinen Hızır’ın (as) terbiyesi altında kaldıktan sonra, Buhara’ya gelen meşhur fakîh ve mutasavvıf Yûsuf Hemedânî Hazretlerinin (v.1140) talebeleri arasına katıldı. 

Bazı kaynaklara göre Yûsuf Hemedânî Hazretleri, Buhara’ya değil, Semerkant’a gelmiş ve Abdülhâlik Gucdüvânî ona burada intisâb etmiştir. Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin zikirde tâkip ettiği yol “alâniyye” (cehrî/açık/sesli) iken, Abdülhâlik Gucdüvânî’nin Hızır’dan (as) öğrendiği zikr-i hafîye (gizli/sessiz zikre) devâm etmesine izin vermiş, Hızır (as) da Abdülhâlik Gucdüvânî’nin mânevî terbiyesinin tamamlanmasını Yûsuf Hemedânî Hazretleri’ne havâle ederek aradan çekilmiştir. 

Bundan dolayı Hızır’ı (as) Abdülhâlik Gucdüvânî’nin “pîr-i sebak”ı (zikir telkin eden pîri) ve “pîr-i irâdet”i (sülûke başlatan pîri), Yûsuf Hemedânî Hazretleri’ni de sâdece onun sohbet pîri saymak gerekir. Ancak Abdülhâlik Gucdüvânî’ye bir hırka verdiği için silsilede onun asıl mürşidi olarak Yûsuf Hemedânî Hazretleri yer almaktadır.

Yûsuf Hemedânî Hazretleri, Buhara’dan (veya Semerkant’tan) ayrılıncaya kadar onun yanında kalan Abdülhâlik Gucdüvânî, daha sonra memleketine döndü. Burada “sohbetine lâyık” bir kimse bulamayınca inzivâya çekilip riyazet ve mücâhede dünyâsına daldı. İnzivâ süresince gösterdiği bazı kerâmetler (vakit namazlarını kılmak için Mekke’ye gidip gelmek gibi) vesîlesiyle uzak yerlerde de meşhur oldu. Şam’da onun adına dervişlerin sohbet ve zikir için toplandıkları, bir süre ikāmet ettikleri, bazan inzivâya çekildikleri bir hankah kuruldu. Burada oturan mürîdleri kendisini ziyâret etmek için Gucdüvân’a gelmeye başladılar. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, uzun boylu, başı irice, teni beyaz, yüzü güzel, kaşları gür ve çatıktı. Göğsü enli, omuzları genişti. İri vücutlu ve heybetliydi. Sîmâsı dâimâ mütebessimdi. Firâset ve basîret sâhibi bir Hak dostu olan Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, etrâfına dâimâ feyz ve rûhâniyet dağıtırdı. Buhara’da bulunduğu sürede, Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin sohbetlerine devâm etti. O ayrıldıktan sonra memleketi olan Gucdüvân’a dönüp riyâzet ve mücâhede ile münzevî bir hayat yaşadı. Ancak her zaman mânevî hâllerini büyük bir titizlikle gizlemeye çalıştı. 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin üçüncü halîfesi Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri (v.1166), Türkistan’da İslâmiyet’i yaymak üzere Buhara’dan ayrıldığı zaman, Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri inzivâsından çıkarak Buhara ve çevresindeki dervişlerin başına geçti.

Abdurrahmân Câmî Hazretleri (v.1492), Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri hakkında şunları söyler:

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin davranış tarzı, bütün tarîkatlerce itibar edilen bir örnektir. Zîrâ devamlı olarak sıdk, safâ, Kur’ân ve Sünnet’e bağlılık; bid’atlerden kaçınma, hevâ ve hevese muhâlefet hususlarında gayret etmişler ve nâil oldukları hâl ve makāmları hep başkalarından gizlemişlerdir. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, kendisi son derece mütevâzı olduğu gibi, mânevî evlâtlarını da gurur, kibir ve ucubdan şiddetle sakındırırdı. Bir gün misâfirlerinden biri:

- Efendim, îmânımızı kurtarabilmemiz için duā ediniz! Bu vesîleyle inşâAllah canımızı şeytānın tuzaklarından kurtarıp selâmete erelim! demişti. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri ona şu cevâbı vermişti: 

- Bunun çâresi şudur: Kişi farzları yerine getirdikten sonra duā ederse, duāsı makbûl olur. Sen amel-i sâlih işlemeye bak, farzlardan sonra bizi hayır duā ile yâd et! Biz de seni yâd edelim. Umulur ki Cenâb-ı Hak duālarımızı kabûl eder.” 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, “Hâcegân Tarîkati”ni kuran pîr olarak kabûl edilir. Nitekim o zamâna kadar Bâyezîd-i Bistâmî (v.874) Hazretleri’ne nisbet edilerek “Bistâmiyye” veya “Tayfûriyye” adıyla anılmıştır. Onun öncesinde Hz. Ebû Bekir (ra) ile başlayan mânevî yol, Bâyezîd-i Bistâmî’ye kadar “Bekriyye” veya “Sıddîkıyye” diye isimlendirilmiştir. Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nden Muhammed Bahâeddîn Nakşibend Hazretleri’ne (v.1389) kadar, “Tarîk-ı Hâcegân” adıyla anılmıştır. Nakşibend Hazretleri’nden Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’ne (v.1490) kadar “Nakşbendiyye”, Ubeydullah Ahrâr Hazretleri’nden İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’ne (v.1624) kadar “Ahrâriyye”, İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nden Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî Hazretleri’ne (v.1827) kadar “Müceddidiyye”, Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî Hazretleri’nden günümüze kadar da “Hâlidiyye” adıyla anılmaktadır. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, hocası Yûsuf Hemedânî Hazretleri gibi yerine dört halîfe tâyin etmiştir. Bunlar: 

Hâce Ahmed Sıddîk, Hâce Evliyâ-yı Kebîr (Kelân), Hâce Habbâz Buhārî ve Hâce Ârif-i Rîvgerî Hazretleri’dir. Hâcegân silsilesi, Ârif-i Rîvgerî Hazretleri üzerinden devâm etmiştir. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri bir gün ders anlatırken, bir genç içeri girdi. Az sonra söz isteyip, “Mü’minin firâsetinden korkunuz. Çünkü o, Allâh’ın nûru ile bakar.” hadîs-i şerîfinin sırrı nedir? diye sordu. Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, gence heybetle bakıp: “Önce belindeki zünnârı kes ve Müslüman ol” dedi. Genç, telaşla: “Ben Müslümanım zünnârım yok.” dedi. O zaman bir öğrencisine gencin hırkasını çıkarmasını işâret etti. Öğrencisi o gencin üzerindeki hırkasını çıkarınca, belindeki hristiyanlara āit zünnar denilen ip kuşak görüldü. Genç, çok mahcup oldu ve Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’ne sevgi duymaya başladı. Böylece evliyânın, Allâhu Teālâ’nın nûruyla baktığının ne demek olduğunu çok iyi anladı. Bunun üzerine Kelime-i şehâdet getirip Müslüman olmakla şereflendi. Sonra Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, öğrencilerine: “Bu genç maddî zünnârı kesti, biz de kalpteki zünnârı keselim. O da kibir ve gururdur.” buyurdu. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin, “Kelimât-ı Kudsiyye (Kutsal Kelimeler)” olarak tanınan sekiz tarîkat prensibi şunlardır:

1.Hûş der-dem: Alınan ve verilen her nefeste gafletten uzak olmaktır.

2.Sefer der-vatan: Beşerî sıfatlardan sıyrılıp ilâhî sıfatlarla donanmaktır.

3.Nazar ber-kadem: Yürürken bakışlarını ayak ucundan ayırmamaktır.

4.Halvet der-encümen: Zâhirde halk ile, esasta Hak ile bulunmaktır. Bir diğer ifâdeyle el kârda, gönül yârda (dest be-kâr, dil be-yâr) olmaktır.

5.Yâdkerd: Dil ile kalp zikrini birleştirmektir.

6.Bâzgeşt: Hak’tan başka maksûdu olmamaktır. Zikir yaparken “İlâhî! Ente maksûdî ve ridâke matlûbî (Allâh’ım! Maksûdum Sen ve matlûbum rızāndır) cümlesini söylemektir.

7.Nigâhdâşt: Meşgûliyet verecek düşünceleri kalpten defetmektir.

8.Yâddâşt: Zikrin sebep olduğu uyanıklığı sürdürmektir.

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretlerinin “Kelimât-ı Kudsiyye” adı verilen bu sekiz prensibi, sonradan eklenen şu üç prensiple berâber on bir prensip (on bir kandil) olmuştur:

9.Vukûf-ı zemânî: Mutlaka içinde bulunduğu zamanı değerlendirmektir.

10.Vukûf-ı adedî: Zikir sırasında sayıya riāyet etmektir.

11.Vukûf-ı kalbî: Kalbi “Allah” zikri, fikri ve emri ile meşgûl etmektir. 

Bu prensipler daha sonra Nakşibendîliğin temel esaslarını oluşturmuştur. Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin asıl önemi, Hâcegân silsilesini kurmasının da ötesinde, rûhâniyet âleminde Bahâeddîn Nakşibend Hazretleri’ne (v.1389) zikr-i hafîyi telkîn etmiş olmasıdır. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin vefâtı için muhtelif târihler verilmektedir. 1179 yılında vefât ettiğini söyleyenler olduğu gibi, 1220 yılında vefât ettiğini rivâyet edenler de vardır. 

Halefi olan Ârif Rîvgerî (ks) Hazretleri şöyle anlatır: 

“Ben bir hâdiseye şâhit oldum. Gucdüvânî Hazretleri ömrünün son safhasında buyurdu ki:

“-Ey dostlar! Çok çalışın! Bu yola sımsıkı sarılın! Allah sizi bu yoldan nasipsiz bırakmasın!” 

Bir saat sonra gāipten bir ses geldi:

Ey huzûra ermiş nefis! Sen Rabbinden râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön! Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr, 89/27-30)

Daha sonra Hâce Hazretleri, rûhunu teslîm etti. Cenâze namazına hazırlandığımız anda da dudakları hâlâ “Allah!.. Allah!..” zikriyle kıpırdıyordu. Etrâfındakiler şaşkınlık içindeydi. “Bu ne hikmettir?!.” diye birbirlerine soruyorlardı.” 

Hadîs-i şerîf’te buyrulur:

“Nasıl yaşarsanız öyle vefât edersiniz, nasıl vefât ederseniz öyle diriltilirsiniz!..” 

Vefatlarına “Mahbûb-i Nebiyy-i Müctebâ” ibâresi târih düşürülmüştür. Kabr-i şerîfleri günümüzde Özbekistan Buhara-Semerkand anayolu üzerindeki Gucdüvân kasabasındadır. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, sağlığında, kabrinin üzerine türbe yapmamaları için mürîdlerini ikāz etmişti. Bu sebeple uzun yıllar kabrine türbe yapılmadı. Kabri bugün, mermerden ve büyük bir dikdörtgen şeklinde, ancak sâde ve mütevâzı bir yapıdan ibarettir. 

Safevîler (1501-1736), Gucdüvân kalesini ablukaya aldıklarında, kendilerine saldıran askerlerin başında heybetli bir zâtın, elinde iki ağızlı kılıç ile hücûma geçtiğini gördüler. Büyük kayıplar vererek kaçtılar. Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin vefâtından önce söylediği şu sözleri onun 332 yıl sonra ortaya çıkan kerâmetiydi: 

Dosta kutlu, düşmana ise belâ olurum,
Savaşta demir gibi, barışta sanki mumum,
Nur çeşmesinin başı Gucdüvân menzilimiz,
Harpte iki ağızlı kılıç ile vururum.
 

Eserleri:

1.Makāmât-ı Hâce Yûsuf el-Hemedânî: Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin menkıbelerini anlatan ve kendi hayâtına dâir bilgiler veren Risâle-i Sâhibiyye adıyla da bilinen bu eser, Saîd-i Nefîsî tarafından Farhang-i İranzemin Dergisi’nde yayımlanmıştır (Tahran 1953). Harîrîzâde’nin Tibyân’ında da yer alan eserin bir özetini Îrec Efşâr neşretmiştir. 

2.Vesâyâ: Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri, kısa bir âdab risâlesi mâhiyetindeki bu eserini halîfelerinden Hâce Evliyâ-yı Kebîr için kaleme almıştır. Risâle, Doç. Dr. Kamilcan Rahimov tarafından Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî ve Vesâyâ (Vasiyetname) adıyla yayımlanmıştır (Ankara 2021). 

3.Ez Güftari Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî: Kimliği meçhul bir yazar tarafından telif edilen eser, Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin seyr u sülûk aşamaları ve şartları hakkında söylediklerinden oluşmaktadır. 

4.Rübâiler: Makāmât-ı Hâce Yûsuf el-Hemedânî ve Hâce Ârif-i Rivgerî, Tezkire-i Nakşibendiyye ve diğer eserler içinde yer alır. 

Abdülhâlik Gucdüvânî Hazretleri’nin kulaklarımıza küpe olacak, elmas değerindeki nasîhatlerinden bazılarına burada yer vermek faydalı olacaktır: 

  1. Baş olma sevdâsını gönlünden çıkar!.. Kim baş olma sevdâsına müptelâ ise, ona tasavvuf erbâbı demek doğru değildir.
  2. İlim öğrenmekten hiçbir zaman uzak kalma!.. Fıkıh ve hadis ilmini öğren!.. Câhil sofulardan uzak dur ki onlar, din yolunun hırsızları ve Müslümanlığın yol kesicileridir.
  3. Sünnet-i Şerîfe’ye sımsıkı sarıl ve selef-i sâlihîn imamlarının yolundan git!..
  4. Dünyâya düşkün gençlerle, bid’at ehli olanlarla, gururlu zenginlerle sohbet etme!.. Çünkü onlar senin dînini alıp götürürler.
  5. Dünyâlıktan iki somuna râzı ol ve helâl ye, ki bütün hayırların anahtarı budur. Haramdan uzak ol, yoksa Hak Teālâ’dan uzaklaşırsın!..
  6. Gece ve gündüz çokça ibâdet et ve cemâati aslâ terk etme!.. Ancak, gurûra kapılma ihtimâlin varsa sakın imam veya müezzin olma!..
  7. Hak dostlarının gönlüne girmeye çalış ve bu hususta çok dikkatli ol!..
  8. Yavrucuğum! Şeyh, mürîdin babası gibidir. Hattâ ona babasından daha şefkatlidir. Çünkü onu Allâh’a yakınlık makāmına erdirir. Şeyhin îkaz ve azarlaması, sana olan şefkati sebebiyledir.
  9. Yemeyi, içmeyi azalt!.. Az uyu ve az konuş!.. Acıkmadan yeme ve ihtiyaç olmadan aslâ konuşma!.. Gece biraz uyuduktan sonra kalkarsan namazı daha düzgün ve daha çok kılarsın.
  10. Gönlün dâimâ gamlı, gözün yaşlı, amelin hâlis, duān mücâhede, elbisen mütevâzı olmalıdır. Arkadaşların derviş, evin mescid, malın fıkıh, ziynetin zühd, dostun Cenâb-ı Hak olmalıdır.
  11. Önceki âlimlerin eserlerini oku, izlerinden yürü!.. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat çizgisinden ayrılma!..
  12. Mahkeme evraklarına adını yazdırma, kimseyle mahkemelik olma!..
  13. Pâdişah ve devlet adamlarıyla düşüp kalkma!..
  14. Güzel seslere (mûsikîye) fazla kapılma; zîrâ onun çoğu kalbi öldürür. Güzel sesleri ve hoş nağmeleri büsbütün red ve inkâr da etme. Zîrâ onlara bağlı olanlar çoktur.
  15. Herkese şefkat nazarıyla bak ve hiç kimseyi hor görme!..

Silsilede emâneti Hâce Ârif-i Rîvgerî (ks) Hazretleri’ne (v.1236-37) vermiştir. 

Allah feyizlerini üzerimizden eksik etmesin. Âmîn…

Kaynaklar:

Abdurrahman-ı Câmî, Nefehâtü’l-Üns (nşr. Mahmûd Âbidî), Tahran 1370 hş., s.383-384.

Fahreddin Safî, Reşehât-ı ʿAynü’l-Hayât (nşr. Ali Asgar Muîniyân), Tahran 1977, I, 34-53.

Fazilet Neşriyat Araştırma Heyeti, Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, İstanbul 2017, s.123-130.

Hamid Algar, “Gucdüvânî, Abdülhâlik”, TDVİA, XIV, 169-171

Hasan Burkay, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Varisleri, Ankara 1994, s.161-166.

Kadir Özköse; H. İbrahim Şimşek, Altın Silsile’den Altın Halkalar, Ankara 2009, s.151-177.

Kamilcan Rahimov, Hâce Abdülhâlik Gucdüvânî ve Vesâyâ (Vasiyetname), Ankara 2021. 

Kamilcan Rahimov, Hâcegân-Nakşibendiyye Tarîkatı ve Yedi Pir, Ankara 2021, s.78-119.

Kasım Kufralı, “Gucduvânî”, İA, IV, 820-821.

Muhammed b. Abdullah el-Hânî, Sûfiyye Âdâbı (ter. Mehmet Talha Odabaşı), İstanbul 2006, s.342-345.

Muhammed el-Hânî eş-Şâfi‘î, el-Kevâkibu’d-Durriye alâ’l-Hadâ’iki’l-Verdiyye fî Eclâ’i’s-Sâdeti’n-Nakşibendiyye, Şam 1996, s.352-371.

Mustafa Özşimşekler, Altın Silsile, İstanbul 2016, s.165-186.

Necdet Tosun, Altın Silsile, İstanbul 2022, s.62-67.

Necmeddin b. Muhammed Nakşibendî, Altın Silsile (Hülâsatü’l-Mevâhib), (Haz. İbrahim Tozlu), İstanbul 2005, s.135-143.

Osman Nûri Topbaş, Altın Silsile, İstanbul 2012, s.263-275.

Ruşen Yılmaz, Albümlü Altın Silsile, İstanbul 2018, s.67.

ez-Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ’, XX, 279.

Şubat 2026, sayfa no: 36-37-38-39-40-41

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak