Ara

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 8. Hâce Yûsuf El-Hemedânî (ks)

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 8. Hâce Yûsuf El-Hemedânî (ks)

Silsilede emâneti Ebû Ali el-Fârmedî (ks) Hazretlerinden aldı. “Tarîkat Çarkının Mihveri” diye anılır. 1048/1049 yılında bugünkü İran sınırlarında yer alan Hemedan’ın Bozenecird köyünde dünyâya geldi. İmâm-ı Âzam Hazretlerinin torunlarındandır. On sekiz yaşında ilim tahsîli için Bağdat’a gitti. Orada Şafiî fakîhi ve Bağdat Nizamiye Medresesi hocalarından Ebû İshak eş-Şîrâzî (rh.a)’nin (v.1083) ders halkasına katıldı.

Bağdat’ta kaç sene kaldığı ve buradan ne zaman ayrıldığı tam olarak bilinmemektedir. Daha sonra İsfahan’da farklı hocalardan dersler aldı. Fıkıh ve kelâm tartışmalarından sıkılıp tasavvufa yöneldi. Bu yönelişte muhtemelen sûfî meşrep olduğu bilinen hocası Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin de etkisi olmuştur. Hemedânî’nin tasavvuf yolunda Abdullah-ı Cüveynî (v.1085) ve Hasan-ı Simnânî’den istifâde ettiği nakledilmektedir.

Yûsuf el-Hemedânî tasavvuf eğitimini tamamladıktan sonra Merv’de bir tekke açarak irşad faaliyetine başladı. “Horasan Kâbesi”denilen bu tekkeye sûfîlerin yanı sıra âlimler de devâm ediyordu. Sürekli bu tekkede kalmıyordu. İrşad için ilmine ve irfânına ihtiyaç olan şehirlere gidiyordu. 1112 yılında büyük vâiz ve sûfî unvânıyla tekrar Bağdat’a döndü. Daha önce ders aldığı Nizamiye Medresesi’nde verdiği vaazları halktan büyük bir ilgi gördü. 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri, orta boylu, zayıfça bedenli, buğday tenli idi. Sakal-ı şerîfi kırmızıya yakın, tek tük beyazı vardı. Yüzünde çiçek bozuğu noktalar vardı. Gözleri ateş kırmızısı, sesi gürdü. Mütebessim çehreli, yumuşak huylu, merhametli bir zât idi. Kâl ve hâl sâhibi, ilim ve irfan ehliydi. Fakirlere, gariplere, yalnızlara karşı dâimâ mütevâzı ve cömert davranırdı. Herkese karşı son derece iltifatkâr olmasına rağmen, dünyâya meyilli ve kibirli kimselere karşı gayet vakarlı idi. 

Yûsuf el-Hemedânî birçok talebe yetiştirdi. Bazı kaynaklarda 213 mürîdine irşad izni verdiği rivâyet edilmektedir. Abdullah Berakî, Hasan Endakî, Ahmed Yesevî (v.1166) ve Abdülhâlik Gucdüvânî (v.1220) en meşhur halîfeleridir. Abdülkâdir Geylânî Hazretleri de Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin meclisine gelip ondan feyz almıştır. Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’ni vaaz ve irşâda teşvîk eden kişi olduğu kaydedilir. 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri müridlerini, Hâcegân Yolunun iki temel unsuru olan hizmet ve sohbete yönlendirirdi. Kendisi de sık sık seyahat eder ve insanlara İslâm’ı tâlim ederdi. Birçok kişinin hidâyete ermesine vesîle olmuştu. 

“Bu devir geçer ve gerçek şeyhler âhirete göçerse selâmete ulaşmak için ne yapalım?” diye kendisine sorulduğunda, “Onların eserlerinden her gün sekiz varak (on altı sayfa) okuyun.” diye cevap vermiş, bu söz Ferîdüddin Attâr’ın (v.1221) Tezkiretü’l-Evliyâʾyı kaleme almasına vesîle olmuştur. Bâtınîler’le mücâdele eden Selçuklu Hükümdarı Sultan Sencer’in Yûsuf el-Hemedânî’nin tekkesine elli bin dinar göndermesi, bu dönemde diğer Sünnî âlim ve mutasavvıflar gibi onun da devlet tarafından desteklendiğini göstermektedir.

Fahreddîn Sâfî’nin Reşehât-ı Aynü’l-Hayât adlı eserinde ondan şöyle bahsedilir:

“Hadis ilminde, bilhassa da sened husûsunda derinleşti. Bir yandan ilim tahsîliyle uğraşırken bir yandan da Müslümanlara vaaz ve nasîhatte bulunur, irşad vazîfesini îfâ ederdi. İnsanlar onun güzel nasîhatleriyle huzur bulurdu.”

Abdülhâlık Gucdüvânî Hazretleri, mürşidi olan Yûsuf Hemedânî Hazretleri’nin güzel ahlâkını şöyle anlatır:

“Bu Azîz Şeyh, Rasûlullah Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyesinden zerre kadar ayrılmamıştır. Sahabe, tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve selef-i sâlihîne tâbî olarak yaşamıştır. Dâimâ şu mübârek sözü söylerdi:

“–Hak yol, Allah Rasûlü Hazret-i Muhammed’in (sav) yoludur. Çünkü Âlemlerin Efendisi şöyle buyurmuşlardır:

 “Ey Ebû Hüreyre! İnsanlara benim yolumu (Sünnetimi) öğret ve sen de amel et ki kıyâmet gününde ışık verecek bir nûra kavuşasın!” 

Rasûlullah (sav) Efendimiz’in işâreti bu olduğu için, Yûsuf Hemedânî Hazretleri de dostlarını ve kendisine tâbî olanları Kitap ve Sünnete uygun bir hayat yaşamaya dâvet ediyordu. Nefsânî arzulara uymaktan, bid’atten, şerîata muhâlefetten, bâtıl ve fitne ehli insanların yolundan ve mukallitlerin taklîdinden sakındırıyor, îkâz ediyordu. Bir defasında şöyle buyurdu:

“–Ey Abdülhâlık! Bilesin ki sülûk, yâni Hak yolundaki yolculuk, iki kısımdır:

Birincisi sülûk-i zâhirdir, ki dâimâ ilâhî emir ve yasaklara riâyet etmek, dînî ölçüleri muhâfaza etmek ve nefsin arzularından kaçınmaktır. 

İkincisi de sülûk-i bâtındır, ki kalbi temizlemeye çalışmak ve nefsânî sıfatları yok etmek için gayret sarf etmektir. Bâtın temizliği dedikleri işte budur. Kalp zikrinde sınırsız bir gayret ve azim gerekir, ki kalp Hak Teâlâ’yı zikreder hâle gelsin! 

Sonra şu tavsiyede bulundular:

“Mutlaka Rasûlullah (sav) Efendimiz’in yolu üzere ol ve şerîat sınırını bir zerre bile olsa aşma! Dîne aykırı iş yapan bir kimseyi görünce de ona engel ol!” 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri işlerinde acele etmez, belâya sabreder, sırrını ehil olmayanlara açmazdı. Bir sâlih amele ve hizmete yetişemezse üzülür ve istiğfâr ederdi. Her akşam o günün muhâsebesini yapardı. Elbisesini necâsetten titizlikle korurdu. Sözünün eri idi. Burnuna güzel bir koku ulaşınca salevât-ı şerîfeyi ve şu duâları çok okurdu: 

Lâ ilâhe ill’Allâhu’l-Meliku’l-Hakku’l-Mubîn. Subhâne’llâhi’l-Azîm ve bi-hamdihi. Estağfiru’llâhe min külli zenbin ve etûbu ileyh (Allah’tan başka ilâh yoktur. O, âlemlerin sâhibi, gerçek varlık, apaçık ve zâhir olan, kullarına hakîkati beyân edendir. Azamet sâhibi olan Allâh’ı bütün noksan sıfatlardan tenzîh ederim ve O’na hamd ederim. Bütün günahlardan dolayı Allah’tan af dilerim ve tövbe edip O’na yönelirim.) 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri, İslâm’ın zâhirî ve bâtınî bütün emir ve nehiylerine son derece bağlı idi. Büyük bir kalbî uyanıklık içinde, bütün hâl ve tavırlarına titizlikle hâkim olmayı, Kur’ân ve Sünnetin gösterdiği istikâmette çok tedbirli ve ihtiyatlı ilerlemeyi esas alan bir tasavvuf anlayışına sâhipti. Bu sebeple kerâmete ve kerâmet göstermeye rağbet etmez, mânevî sarhoşluk ve cezbe hâlinin etkisiyle meydana gelen ölçüsüz ifâde ve davranışları uygun bulmazdı.

Yûsuf Hemedânî Hazretleri bu hususta şöyle buyurmuşlardır:

“Din ve şerîat yolunda yürümeyen kişi, günde bin kerâmet gösterse bile şeytana uymuştur. Sünnete aykırı olan bir şeye itikâd eden kişi, dünyânın ilmini ezberlemiş de olsa, yol kesen hayduttur.” 

Yûsuf Hemedânî Hazretleri, mürîdin mânevî ilerlemesinde pîre bağlanmasının gerekliliği düşüncesini, “Mürîd, tek başına on senede alamayacağı yolu, bir pîr ile olunca bir senede alabilir.” sözleriyle dile getirmiştir. 

Hayâtının son yıllarını Horasan’ın iki büyük merkezi olan Merv ve Herat’ta geçirdi. Son seferinde Herat’tan Merv’e dönerken 4/5 Kasım 1140 târihinde Bağşûr yakınlarındaki Bâmeîn kasabasında âlem-i cemâle göç etti. İrtihallerinin son demlerinde Hoca Ahmed Yesevî’ye, Yâsîn ve Nâziât Sûrelerini okutmuş, son âyet-i celîleler okunurken rûhunu teslîm etmiştir. Önce Bâmeîn’e defnettiler. Bir süre sonra İbnü’n-Neccâr adlı bir talebesi kabrini Merv’e nakletti. Mezarı bugün Türkmenistan sınırları içinde Merv şehrinin doğusundaki Bayramali ilçesinde “Hâce Yûsuf” adıyla bir ziyâretgâhtır. 

Ondan emâneti Abdülhâlik Gucdüvânî (ks) Hazretleri aldı.
Rabbim yollarından gidebilmeyi bizlere nasîb eylesin. Âmîn…

Eserleri

  1. Rütbetü’l-Hayât: Bir sûfî gözüyle hayâtın yorumunun yapıldığı, hayâtın îman, İslâm ve ihsanla yaşamak şeklinde üç dereceye ayrıldığı Farsça eseridir Eser, Hayat Nediradıyla Necdet Tosun tarafından Türkçe’ye çevrilip müellifin iki risâlesiyle birlikte yayımlanmıştır (İstanbul 1998). Ayrıca Mehmet Ali Özkan tarafından Hayat Basamakları adıyla da Türkçe’ye çevrilmiştir (İstanbul 2017).
  2. Risâle fî Enne’l-Kevne Musahharun li’l-İnsân: Kâinâtın insanın emrine ve hizmetine verildiğini anlatan Arapça risâlenin tercümesidir. Hayat Nediriçinde basılmıştır.
  3. Risâle der Âdâb-ı Tarîkat: Tarîkat âdâbına dâir bu Farsça risâlenin tercümesi de Hayat Nediriçinde yer almaktadır.
  4. Risâle-i der Beyân-ı Tevhîd: Tevhide dâir Farsça bu risâle Celîl-i Misgernejâd tarafından neşredilmiştir (Tahran 2020).
  5. Safâvetü’t-Tevhîd li-Tasfiyeti’l-Mürîd: “Sûfî mahlûk değildir” sözünün açıklamasını, sabır, sâlikin kalp temizliğine ulaşmasının yolları ve fenâ ba‘de’l-fenâ gibi konuları içerir. Bu eseri de Celîl-i Misgernejâd yayımlamıştır (Tahran 2001).
  6. 6.Kitâb-ı Keşf: Câmî’nin Nefehâtü’l-Üns’ünde anılmaktadır. Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Nâfiz Paşa, nr. 438) Kitâbü’l-Keşf ʿan menâzili’s-sâʾirînadıyla kayıtlı olup baş tarafındaki eksiklik sebebiyle müellifi bilinmeyen yazmanın Kitâb-ı Keşf’in II. cildi olabileceği kuvvetle muhtemeldir.
  7. Mecâlis-i Hâce Yûsuf-i Hemedânî: Yûsuf Hemedânî’nin sohbetlerinden derlenmiştir. Ekber Râşidîniyâ tarafından başka eserlerle birlikte Mecâlis-i Ârifânisimli kitabın içinde yayımlanmıştır (Tahran 2015). 

Kaynaklar:
Çınar Ata, Altın Silsile Müşâhede, İstanbul 2024, s.193-216.
Fazilet Neşriyat Araştırma Heyeti, Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, İstanbul 2017, s.115-112.
Hâce Yûsuf el-Hemedânî, Rutbetü’l-Hayat Hayat Nedir (ter. Necdet Tosun), İstanbul 2018. 
Hâce Yûsuf el-Hemedânî, Rütbetü’l-Hayat Hayat Basamakları (ter. Mehmet Ali Özkan), İstanbul 2017.
Hasan Burkay, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Varisleri, Ankara 1994, s.157-160.
Kadir Özköse; H. İbrahim Şimşek, Altın Silsile’den Altın Halkalar, Ankara 2009, s.137-150.
Muhammed b. Abdullah el-Hânî, Sûfiyye Âdâbı (ter. Mehmet Talha Odabaşı), İstanbul 2006, s.340-341.
Mustafa Özşimşekler, Altın Silsile, İstanbul 2016, s.153-164.
Necdet Tosun, “Yûsuf el-Hemedânî”, TDVİA, XLIV, 12-13.
Necmeddin b. Muhammed Nakşibendî, Altın Silsile (Hülâsatü’l-Mevâhib), (Haz. İbrahim Tozlu), İstanbul 2005, s.127-134.
ez-Zehebî, Siyeru A‘lâmi’n-Nübelâ’, XX, 66-68, 446.
https://turkmaarifansiklopedisi.org.tr/yusuf-hemedani.

Ocak 2026, sayfa no: 62-63-64-65

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak