Ara

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 11. Hâce Mahmûd Encirfağnevî (ks)

Silsile-i Sâdât-ı Kirâm 11. Hâce Mahmûd Encirfağnevî (ks)

Silsile’de emâneti Hâce Ârif Rivgerî Hazretleri’nden (v.1236-37) almıştır. “Gibta Fermâ-yı Süreyyâ (Ülker Yıldızını Bile Kendisine İmrendiren)” diye anılır. Buhāra’nın yaklaşık yirmi kilometre kuzeyindeki Vâbkenî (şimdiki adı Vabkent) ilçesinin Encirfağne (şimdiki adı Encirbağ) köyünde doğdu. Babası dönemin rûhânî sîmâlarından Emir Sultan Yahya’dır. Peygamber (sav) Efendimiz’in neslinden geldiği nakledilir. Soy ağacı yirmi üçüncü göbekten İmam Mûsâ Kâzım, İmam Câfer Sâdık, Muhammed Bakır ve İmam Zeynelâbidîn yoluyla Hz. Hüseyin (ra)’e ulaşmaktadır. 

Bir müddet köyünde kaldıktan sonra Vâbkenî ilçesine taşınıp orada ikāmet etti. Geçimini sağlamak için inşaat işçiliği ile meşgûl oldu. Vâbkenî mescidinde yıllarca halkı irşâd etti, talebeler yetiştirdi. Kaynaklarda Seyyid Ömer ve Mevlânâ Necmeddin Hâcib isminde iki oğlunun ismi geçer. 

Orta boylu, beyaz tenli, güzel burunlu, genişçe ağızlı, siyah sakallı, güzel yüzlü idi. Gâyet mütebessim ve nurlu bir sîmâsı vardı. Başına beyaz sarık sarardı. Kerâmetleri sayılamayacak kadar çoktu. 

Hâcegân silsilesinden Ârif Rîvgerî Hazretleri ile tanışıp kısa zamanda onun en fazîletli, kâmil ve seçkin talebesi oldu. Daha sonra onun halîfesi olarak irşâd makāmına geçti. Hazretin halvette, celvette, tarîkat ve hakîkatte sırdaşı idi. 

Hakîm et-Tirmizî’nin (v.932) naklettiği bir hadîse göre, evliyânın bir kısmı Hz. İbrâhîm (as), bir kısmı Hz. Mûsâ (as), bir kısmı Hz. Îsâ (as), bir kısmı da Hz. Muhammed (sav)’in fıtrat ve meşrebinde olur. Mahmûd Encirfağnevî Hazretleri, mânâ ayağı Mûsâ (as)’da olan, onun fıtrat ve meşrebinde bulunan bir velîydi. 

Mahmûd Encirfağnevî, Hâcegân tarîkatında cehrî zikri ilk başlatan kişidir. Onun hafî zikri bırakıp cehrî zikre yöneldiği Buhāra’da duyulunca, Abdülhālık Gucdüvânî’nin halîfelerinden Hâce Evliyâ-yı Kebîr, Encirfağnevî’nin yanına gidip Hâcegân tarîkatının prensiplerinde cehrî zikrin bulunmadığını, bu işe niçin başladığını sordu. Encirfağnevî de, şeyhi Ârif Rivgerî’nin ölüm döşeğinde iken kendisine dil ile zikir yapmaya izin verdiğini söyledi. Hâce Evliyâ-yı Kebîr’in: “Gerçek âriflere göre dil kalptir” diyerek cehrî zikri bırakması için ısrâr etmesine rağmen, Encirfağnevî bu usûlü bırakmadı.

Bir gün Buhāra’nın önde gelen âlimlerinden, Muhammed Pârsâ Hazretleri’nin (v.1420) büyük dedesi olan Hâfızuddîn Kebîr el-Buhārî (v.1294):

- “Tarîkınız zikr-i hafî üzere kurulmuş iken sizin cehrî zikir yapmanızın sebebi nedir?” diye sordu.

Mahmûd Encirfağnevî:

- “Uyumuşların uyanması, gāfillerin şuurlanması ve zikirle yola gelmeleri, şerîat ve tarîkat caddesine girmeleri, bütün hayırların anahtarı ve saâdetlerin aslı olan hakîkî tövbeye ve Hakk’a yönelmeye rağbet etmeleri için” şeklinde cevap vermişti.

Bu cevâbı beğenen Hâfızuddîn Kebîr’in cehrî zikrin kime yaraştığını sorması üzerine de, Mahmûd Encirfağnevî:

- “Dili yalan ve dedikodudan, midesi haram lokma ve şüpheli gıdâdan, gönlü riyâ ve gösterişten ve sırrı Hak’tan gayrıya teveccühten pâk olan kimseye münâsiptir.” demişti. 

Ferd için zikr-i hafîyi, cemâat için de zikr-i cehrîyi tercîh ederdi. Mahmûd Encirfağnevî’den sonra Bahâeddîn Nakşibend’in ortaya çıkışına kadar bütün Hâcegân silsilesi müntesipleri cehrî zikir yapmaya devâm etmişlerdir. 

Büyük âlim ve ârif Ali Râmîtenî (v.1321) anlatır:

“Hâce Mahmûd Encirfağnevî zamânında, bir derviş Hızır (as)’ı gördü ve ona: 

“Bu zamanda eteğine yapışılacak, kendisine uyulacak, istikāmet üzere olan şeyh kimdir?” diye sordu.

Hızır (as): “Bu dediğin sıfatlara sâhip Hâce Mahmûd Encirfağnevî’dir” dedi.

Rivâyete göre Hızır (as) ile görüşüp o suâli soran zât, Ali Râmîtenî’nin kendisidir. Şöhret korkusuyla “bir derviş” demiştir.

Bir gün Hâce Ali Râmîtenî, Hâce Mahmûd Encirfağnevî’nin bağlıları ile Râmîten sahrasında iken, havada uçan büyük beyaz bir kuş gördüler. Onların başlarının üzerine gelince, açık bir dille: “Ey Ali, kâmil er ol! Sözüne bağlı kal, yapıştığın eteğe sımsıkı sarıl, ahdini bozma!” dedi. Bu kuşu görmek, söylediklerini duymakla, arkadaşlarını bir hâl kapladı, kendilerinden geçtiler. Kendilerine geldiklerinde, kuştan ve konuşmasından sordular.

Ali Râmîtenî buyurdu ki:

“O beyaz kuş şeyhimiz Hâce Mahmûd Encirfağnevî idi. Allah Teālâ ona bu kerâmeti ihsân eyledi. Velîlik yolundaki çok yüksek makāmında, binlerce söz ve kelâm ile dâimâ uçmaktadır. Şu anda Hâce Evliyâ-yı Kebîr Buhārî’nin halîfesi Şeyh Dehkân Killetî hastadır, son anlarını yaşamaktadır. Onu ziyârete, yoklamaya gidiyor. Çünkü o, Allah Teālâ’dan son nefeste, kendisine yardımcı olması için evliyâsından birini göndermesini istemişti. Hâce Mahmûd Encirfağnevî Hazretleri, bu sebeple onun yanına gidiyor. Giderken de bizi de uyardı.” 

Vâbkenî’de vefât eden Mahmûd Encirfağnevî’nin ölüm târihi olarak 1286, 1315 ve 1317 yılları kaydedilmektedir. Ölümünden sonra, beyaz bir kuş şeklinde görünmesi, ona atfedilen kerâmetler arasındadır. 

Türbesi, Özbekistan’ın Buhāra şehrinin Vabkent ilçesinin Encirbağ köyündedir. Türbesine merdivenlerle çıkılmaktadır. Fakat esas ziyâret mahalline merdivenlerle çıkılan yerden değil, türbenin hemen sağ tarafında bulunan kapıdan girilmektedir. Türbesinin yanında bir mescid ile su kuyusu bulunmakta ve bu suyun şifâlı olduğuna inanılmaktadır.

Mahmûd Encirfağnevî, geriye üç halîfe bırakmıştır. Bunlar; Emîr Kelân (Büyük) ve Emir Hord (Küçük) diye tanınan Emir Hasan ve Emir Hüseyin Vâbkenî kardeşlerle, Ali Râmîtenî’dir. Emir Hasan, 1319 yılında vefât ederken geride Hâce Ali Erğandânî adında bir halîfe bırakmıştır. Hâcegân silsilesi, Mahmûd Encirfağnevî’den sonra “Hâce Azîzân” diye de tanınan Hâce Ali Râmîtenî ile devâm etmiştir. 

Rabbim feyiz ve bereketlerini üzerimizden eksik eylemesin. Âmîn…

Kaynaklar:

Er Yavuz Yakut, Sisile-i Zeheb (Altın Halka), Kayseri 2011, s.69-72.

Fazilet Neşriyat Araştırma Heyeti, Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, İstanbul 2017, s.136-139.

Hasan Burkay, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in Varisleri, Ankara 1994, s.167.

Kadir Özköse; H. İbrâhîm Şimşek, Altın Silsile’den Altın Halkalar, Ankara 2009, s.185-188.

Kamilcan Rahimov, Hâcegân-Nakşibendiyye Tarîkatı ve Yedi Pir, Ankara 2021, s.157-161.

Muhammed b. Abdullah el-Hânî, Sûfiyye Âdâbı (ter. Mehmet Talha Odabaşı), İstanbul 2006, s.348-349.

Muhammed el-Hânî eş-Şâfi‘î, el-Kevâkibu’d-Durriye alâ’l-Hadâ’iki’l-Verdiyye fî Eclâ’i’s-Sâdeti’n Nakşibendiyye, Şam 1996, s.373-375.

Mustafa Özşimşekler, Altın Silsile, İstanbul 2016, s.193-197.

Necdet Tosun, Altın Silsile, İstanbul 2022, s.72-73.

Necip Fazıl, Şeyh Safîyüddin Reşahat, İstanbul 2024, s.41-42.

Necmeddin b. Muhammed Nakşibendî, Altın Silsile (Hülâsatü’l-Mevâhib), (Haz. İbrâhîm Tozlu), İstanbul 2005, s.146-149.

Osman Nûri Topbaş, Altın Silsile, İstanbul 2012, s.280.

Ruşen Yılmaz, Albümlü Altın Silsile, İstanbul 2018, s.71.

Hamid Algar, “Fağnevî”, DİA, XII, 73.

Nisan 2026, sayfa no: 50-51-52

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak