Silsilede emâneti Abdülhālik Gucdüvânî Hazretleri’nden aldı. “Pîşuvâ-yı Ârifân (Âriflerin Önderi)” ve “Mâh-i Tâbân (Işık Saçan Ay)” diye anılır.
Gucdüvân ve Buhara yakınlarında bulunan (günümüzde Şâfirkan şehrine bağlı) Rîvger köyünde yaklaşık 1165 yılında doğmuştur.
Hâcegân tarîkatının kurucusu kabûl edilen Abdülhālik Gucdüvânî’nin (v.1179/1220) dört büyük halîfesinden biri ve Mahmûd Encîrfağnevî’nin (v.1315-16) de şeyhidir.
Nakşibendiyye tarîkatının kurucusu Bahâeddin Nakşibend’in (v.1389) tarîkat silsilesi Muhammed Ârif Rîvgerî vâsıtası ile Abdülhālik Gucdüvânî’ye ulaşır. Bu açıdan Ârif Rîvgerî’nin Nakşibendiyye tarîkatı târihinde önemli bir yeri vardır.
Medrese eğitimi sırasında zāhirî ilimlerde büyük başarı gösterdi. Hocası kendisini çok sever ve takdîr ederdi. Bu eğitim sırasında Ârif Rîvgerî, bir gün çarşıda dönemin büyük âlim ve ârifi Abdülhālik Gucdüvânî’ye rastladı. Şeyh yüklenmiş evine erzak götürüyordu. Edeble yaklaşarak eşyâları taşımak için izin istedi. Şeyh yükünü Ârif Rîvgerî’ye verdi ve berâberce eve gittiler. Eşyâları bıraktıktan sonra, “Bir saat sonra gel de yemeği berâber yiyelim” dâvetini aldı.
Ârif Rîvgerî, evden ayrıldıktan sonra, içinde bir boşluk hissetti. İçindeki bu boşlukta, sâdece Abdülhālik Gucdüvânî’ye lâyıkıyla hizmet etme aşkı vardı. Bir saat sonra eve gitti, iltifatlar görüp, evlâtlığa kabûl edildi. Hocası tarafından kendisine mānevî ilimler ve evliyâlık yolunun esasları öğretilmeye başlandı. Ârif Rîvgerî, hep bunlarla meşgûl oldu, medreseye ve eski hocasına dönmedi.
Eski hocası Ârif Rîvgerî’yi her gördüğünde azarlıyor, hakāret ediyor, medreseye dönmesi için baskı yapıyordu. O, her seferinde ona karşılık vermiyor, hiç sesini çıkarmıyordu. Bir gece eski hocası, kendisine ve bir Müslümana yakışmayacak bir günah işledi. Ertesi gün o, Ârif Rîvgerî’yi gördüğünde yine hakārete başlayınca, Ârif Rîvgerî ona şunları söyledi:
“Hocam, niye hep benim gibi bir gariple uğraşıyorsunuz? Dün gece büyük bir günah işlediniz; kendi hatânız yetmiyormuş gibi, beni de doğru yoldan ayırmak istiyorsunuz.”
Bunu duyan eski hocası çok utandı. Eski öğrencisinin durumunu anladı, tövbe etti. Abdülhālik Gucdüvânî’ye gidip talebe oldu.
Abdülhālik Gucdüvânî Hazretleri ilk sohbetlerinde Ârif Rîvgerî’ye şu nasîhatte bulunmuştur:
“Hak yolcusu, vaktinin değerini çok iyi bilmelidir. Üzerinden vakitler birer birer geçip giderken, kendisinin ne hâlde olduğunu sık sık muhâsebe etmelidir. Şâyet geçen bir an içinde kalben uyanık ve huzurlu olduysa, bunu, şükür gerektiren bir hâl olarak bilmeli ve şükrünü edâ etmelidir. Eğer bir ânı da gafletle geçmiş ise, hemen onu telâfî etme yoluna gitmeli ve Cenâb-ı Hak’tan af dilemelidir.”
Orta boylu, ay yüzlü, büyük gözlü, kaşları ince ve hilâl gibi idi. Teni, beyazı kırmızısına karışmış çiçek rengi idi. Vücûdundan güzel koku yayılır, misk ü amber kokardı. Türk velîlerinin en takvâlılarından, yumuşak huylu, ilim, irfan, zühd, takvâ, riyâzet ve ibâdet ehli idi.
Ârif Rîvgerî Hazretleri, hocasının derslerini büyük bir dikkatle tâkip eder, onun her söylediğini ezberlerdi. Böylece zāhirî ilimlerde büyük bir âlim, bâtınî ilimlerde ise çok üstün bir velî oldu. Hocası Abdülhālik Gucdüvânî yaşadığı sürece onun hizmetiyle şereflendi. Onun pek çok feyz ve bereketlerine nâil oldu.
Hocasının vefâtından sonra, onun diğer halîfelerinden Ahmed Sıddîk’a tâbî oldu. Ahmed Sıddîk’ın vefâtından sonra Evliyâ Kebîr Buhāra’da, Ârif Rîvgerî, memleketi olan Rivger’de Abdülhālik Gucdüvânî’nin icâzetiyle irşâda başladılar. Ârif Rîvgerî, üstadından sonra aynı istikāmeti uzun yıllar devâm ettirmeye büyük titizlik gösterdi. Pek çok talebenin hidâyete ve evliyâlık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına vesîle oldu. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı. Nefsinin arzularını hiçbir zaman yerine getirmez, nefsinin istemediklerini yapmak, rûhunu güçlendirmek için çok gayret ederdi. Haramlardan şiddetle sakınır, hattâ harama düşmek korkusu ile mübahların fazlasını da terk ederdi. Geceleri vaktini tamâmen ibâdetle, gündüzleri öğrenci yetiştirmekle geçirir, Peygamber (sav) Efendimiz’in sünnetine uymak için gündüz öğleden önce bir miktar kaylûle yaparak uyurdu. Ondaki bu farklı azim ve gayreti gören Hızır (as), onun ârif bir zât olması için duā etti. Bu duānın da bereketiyle o, gerçekten de ârif bir zât oldu.
Peygamber (sav) Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini çok iyi bilir, onun unutulmaması için nasîhatlerinde üzerinde durur, târif ederdi. Sünnet-i şerîfelere tam bağlılığıyla tanındı ve onların yaşanması için çok gayret gösterdi. Onun böyle gayretine karşılık Cenâb-ı Hak da kendisine büyük makamlar ihsân etti.
Rasûlullah (sav) Efendimiz’in Sünnet-i Seniyyesi’nin tâlimi ve yaşanması için çok gayret sarf eden Ârif Rîvgerî Hazretleri, sohbetlerine genellikle şu cümlelerle başlardı:
“Cenâb-ı Hak hepimizi, dünyâ ve âhiretin Efendisi, bütün insanların her bakımdan en üstünü ve en fazîletlisi olan Rasûlullah (sav) Efendimiz’e tâbî olmak saâdetiyle şereflendirsin! Çünkü Cenâb-ı Hak, Ona tâbî olunmasını sever. Ona uymanın küçücük bir zerresi dahî, bütün dünyâ lezzetlerinden ve âhiret nimetlerinden üstündür. Hakîkî fazîlet, Onun Sünnet-i Seniyyesi’ne tâbî olmaktır.”
Hayâtının son günlerine doğru, zaman onu gerektirdiği için cehrî/açık zikir tâliminde bulundu ve buna izin verdi. Böylece zikirden epeyce uzak kalmış olan halk, cehrî zikri duyarak ona daha çok rağbet etti.
Muhammed Ârif Rîvgerî Hazretleri, tebliğ ve irşad hizmetleri netîcesinde, pek çok kişinin hidâyete ermesine, nicelerinin de velâyet makāmına yükselmesine vesîle oldu. Uzun ve bereketli bir ömür yaşadı.
Ârif Rîvgerî Hazretleri bir sohbeti sırasında şöyle anlatır:
“Şakîk-i Belhî Hazretleri’nin (v.810) Emine isminde, takvâ ehli, sâliha bir kızı vardı. Bir gün babasına:
“-Babacığım, beni “Emine” diye çağırma! Zîrâ asıl emîn olan kişi, Allâh’ın gazabından kurtulandır! Ben ise kendimi emîn hissetmiyorum. Aksine dört tehlike içinde olduğumu düşünüyorum:
Birincisi, ölümdür ki onu herkes tadacaktır.
İkincisi, günah korkusudur. Cenâb-ı Hak; “…Herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir…” buyuruyor. (Bakara, 2/281)
Üçüncüsü, düşmandır. Cenâb-ı Hak; “…Muhakkak ki şeytan sizin için açık bir düşmandır.” buyuruyor. (Bakara, 2/168)
Dördüncüsü, ākıbetimin ne olacağı korkusudur. Gücüm yettiğince amel-i sâlihler işlemeye gayret ediyorum ama, bilmiyorum ki hayâtım hangi yönde bitecek, ākıbetim ne olacak? Babacığım, siz dahî âhir ve ākıbetinizin ne olacağını bilemezsiniz!..”
Emine Hatun, bu sözlerinin ardından rûhunu Rahmân’a teslîm etti.”
Rivâyete göre, Ahmed Yesevî Hazretleri (v.1166), bazı mürîdleriyle birlikte hacca giderken Gucdüvân’a uğradı. Hâce Abdulhālik Gucdüvânî Hazretleri onları misâfir edip büyük bir ziyâfet verdi. Seher vakti olunca Abdulhālik Gucdüvânî, kerâmetle Kâbe’yi Gucdüvân’a getirdi ve misâfirler de onu tavâf ettiler. Sonra Ahmed Yesevî Hazretleri; “Ey Hâce Abdulhālik! Sizin öldürücü bir mürîdiniz varmış. Söyleyin de onun hâlini görelim.” dedi.
Abdulhālik Gucdüvânî de Ârif Rîvgerî’ye işâret etti. Ârif Rîvgerî’nin bir el çırpmasıyla dört yüz atın boynundan kan akmaya başladı. Bunu görenler de “Gerçekten de öldürücüymüş.” dediler.
1236-37 senesinde Rîvger’de vefât etti. Kabr-i şerîfleri oradadır. Ziyâret edenler, onun feyz ve bereketlerine kavuşmaktadır.
Vefât târihi hakkındaki kıta şöyledir:
Efsûs şud nihân mâh-i tâbân be-zîr-i hâk,
Kilk-i siyâh-pûş, ciğer-rîş, sîne-çâk,
Târîh behr-i rihlet-i û custem ez kalem,
Kutb-i zemân ve Ârifullâh zed rakam.
(Eyvahlar olsun ki o ay yüzlü (zât) toprağın altına gizlendi;
Kalem mâtem elbiseleri giydi, ciğer yaralı, sîne paramparça.
Onun vefâtı için kalemden târih istedim; kalem,
“Zamânın kutbu ve Allâh’ın ârifi” diye yazdı.)
Ârif Rivgerî’nin bilinen tek eseri, Ârifnâme’dir. Nasîhat türünde olan bu eser, ilk dönem sûfîlerinin söz ve menkıbelerine genişçe yer vermektedir. Eser, Doç. Dr. Kamilcan Rahimov tarafından Hâce Muhammed Ârif-i Rîvgerî ve Ârifname adıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (Ankara 2021).
Ârif Rîvgerî Hazretleri’nin Hikmetli Sözleri
1.Ârif, Allâh’ın verdiği her nefeste kalbini tam olarak O’na veren ve bu hâli son nefesine kadar devâm eden, aynı zamanda bu hâlinin insanlardan da gizli kaldığı kişidir.
2.İnsan mutluluğa erişmek istiyorsa, kendisini melekler derecesine çıkarsın. Yāni nefsânî arzularına meyletmeyip, aksine nefsini kendisine itāat ettirsin. Böylece iç dünyâsı temizlensin, her zaman Allâh’ı zikreder olsun ve söz verdiği kulluğu hakkıyla yerine getirebilmek için bütün gayretiyle çalışsın. Allah’tan başkasını kendisine dost edinmesin ve Allah’tan başkasından ümit beklemesin. Her zaman Sâlih mü’minlerin (ebrâr) ve hayırlıların (ahyâr) hizmetinde bulunsun. Vakit keskin kılıç gibidir. Ona karşı dikkatli olsun; hiçbir dakîkayı gaflet içinde boş geçirmesin. Allâh’ın adını her dâim ansın, gönlü, cemâl sıfatlarının mazharı olsun!
3.Tarîkatın başlangıcı, mutluluğu, anahtarı ve dînin emri; tövbe ve huşû içinde Allâh’a sığınabilmektir. Tövbe, bir mü’minin en önemli virdidir.
4.Herkese canınla, malınla hizmet et ve kimseye emir vermeye kalkma!..
5.Mârifeti elde etmenin ilk şartı; nefsin arzularını yerine getirmemek, mekruhlardan, şüpheli yiyeceklerden uzak durmak ve helâl gıdâya dikkat etmektir.
6.Dünyâyı, yāni nefsin arzularını terk etmek demek, kalbin her an Allah Teālâ ile birlikte olması demektir. Bu durum, senin yüksek derecelere ulaştığının işâretidir.
7.Tertemiz, dosdoğru ve sapasağlam îman sâhibi ol! Zîrâ gaflete düşmüş bir kalp ve kötü bir gönül, bütün organları ve bedeni kirletir. Zâten Allah Teālâ’nın bizi huzûruna kabûl etmesi veya etmemesi de böyle gönül sebebiyle değil midir?!.
8. Boynuna ağır yük yüklenmiş bir kuş düşün; bu kuş hiç uçabilir mi? Bunun gibi sâlikte de dünyâya bağlılık çoksa, o da Allâh’a doğru kanat açamaz ve talep vâdisine adım atamaz!..
9.Tedbir bağıyla bağlı olan kişi peşînen Cehennem’dedir. Takdîr-i ilâhîyi düşünen kişi ise peşînen Cennet’tedir.
Silsilede emâneti Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.) Hazretleri’ne (v.1315-16) vermiştir.
Allah bizleri yollarından ayırmasın. Âmîn…
Kaynaklar:
Fazîlet Neşriyat Araştırma Heyeti, Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, İstanbul 2017, s.132-134.
Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, (Haz.Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz), İstanbul 2006, II, 24.
Kadir Özköse; H. İbrahim Şimşek, Altın Silsile’den Altın Halkalar, Ankara 2009, s.179-183.
Kamilcan Rahimov, Hâce Muhammed Ârif-i Rivgerî ve Ârifname, Ankara 2021, s.21-27.
Kamilcan Rahimov, Hâcegân-Nakşibendiyye Tarîkatı ve Yedi Pir, Ankara 2021, s.120-156.
Komisyon, “Ârif-i Rivegerî”, Evliyâlar Ansiklopedisi, III, 233.
Muhammed b. Abdullah el-Hânî, Sûfiyye Âdâbı (ter. Mehmet Talha Odabaşı), İstanbul 2006, s.346-347.
Muhammed el-Hânî eş-Şâfi‘î, el-Kevâkibu’d-Durriye alâ’l-Hadâ’iki’l-Verdiyye fî Eclâ’i’s-Sâdeti’n-Nakşibendiyye, Şam 1996, s.372.
Mustafa Özşimşekler, Altın Silsile, İstanbul 2016, s.187-192.
Necdet Tosun, Altın Silsile, İstanbul 2022, s.68-71.
Necmeddin b. Muhammed Nakşibendî, Altın Silsile (Hülâsatü’l-Mevâhib), (Haz. İbrahim Tozlu), İstanbul 2005, s.144-145.
Ruşen Yılmaz, Albümlü Altın Silsile, İstanbul 2018, s.68-69.
Süleyman Uludağ, “Ârif-i Rivgerî”, İA, III, 369.
Mart 2026, sayfa no: 26-27-28-29-30
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak