Şifâ bint Abdullah’ın (r.anhâ) asıl adı Leylâ idi. Ancak o, hastalıklara şifa bulmadaki mahareti ve bu alandaki üstün hizmetleriyle o kadar tanınmıştı ki adı âdeta vasfının önüne geçmiş ve “Şifâ” olarak anılmaya başlanmıştır. Kureyş kabilesinin Adiy kolundan gelen Şifâ bint Abdullah (r.anhâ), Hz. Ömer (ra) ile de akrabalık bağına sahipti. Babası Abdullah, annesi ise Fâtıma binti Vehb idi. Ebû Hasme b. Huzeyfe ile olan evliliğinden Süleyman adında bir oğlu olmuş, bu sebeple “Ümmü Süleyman” künyesiyle de anılmıştır. Daha sonra Merzûk ile evlenmiş ve bu evlilikten de Ebû Hakîm adında bir oğlu dünyaya gelmiştir.
İslam’ın İlk Yıllarındaki Mücadelesi
Şifâ bint Abdullah (r.anhâ), İslam’ın ilk yıllarında, henüz Mekke döneminde Müslüman olma şerefine nail olan bahtiyar sahâbîlerdendir. O dönemde Müslüman olmak, inancını açıkça ifade etmek, müşriklerin ağır eziyetlerine ve baskılarına göğüs germek, hatta canını ve malını tehlikeye atmak anlamına geliyordu. Şifâ (r.anhâ) da bu zorlu süreçte imanından taviz vermemiş, ilk iman edenlerle birlikte sıkıntılara sabırla katlanmış, inancının gerektirdiği her türlü fedakârlığı göstermiştir. Medine’ye hicret emri geldiğinde, oğlu Süleyman ile birlikte ilk hicret edenler arasında yer almıştır. Peygamber Efendimiz (sav), Medine’ye vardıklarında ona ve oğluna Mescid-i Nebevî’ye yakın bir ev tahsis ederek bu müstesna hanım sahâbîye verdiği değeri ve ona duyduğu güveni açıkça göstermiştir.
Bir Eğitimci ve Hekim
Şifâ bint Abdullah’ın (r.anhâ) kişiliğinin en dikkat çekici yönlerinden biri, onun ilim ve irfan sahibi bir eğitimci olmasıdır. Cahiliye döneminde Arap toplumunda okuma yazma bilen kadın sayısı oldukça azken, Şifâ (r.anhâ) bu nadir meziyete sahip hanımlardan biriydi. Peygamber Efendimiz (sav), onun bu yeteneğini fark etmiş ve eşi Hz. Hafsa (r.anhâ) annemize okuma yazma öğretmesini bizzat Şifâ’dan (r.anhâ) istemiştir. Bu olay, Şifâ bint Abdullah’ı (r.anhâ) İslam tarihinin ilk kadın öğretmenlerinden biri yaparken, İslam’ın ilme ve eğitime verdiği önemi de gözler önüne sermektedir.
Hz. Şifâ’nın (r.anhâ) bir diğer önemli özelliği ise hekimlik bilgisidir. O, “nemle” adı verilen bir cilt hastalığını dua/rukye ve özel yöntemlerle tedavi etmedeki maharetiyle tanınırdı. İslamiyet geldikten sonra bu tür tedavi yöntemlerinin caiz olup olmadığı konusunda tereddüt yaşamış, ancak Peygamber Efendimiz’e (sav) danıştığında Efendimiz (sav) bu yöntemin şirke yol açmadığını teyit etmiş ve hizmetine devam etmesini buyurmuştur. Hatta bu tedavi yöntemini Hz. Hafsa’ya da (r.anhâ) öğretmesini tavsiye etmiştir.
İdari ve Toplumsal Rolü
Şifâ bint Abdullah (r.anhâ), bir eğitimci ve hekim olmanın yanında güçlü karakteri ve adalet anlayışıyla da öne çıkmıştır. Hz. Ömer (ra) ile olan akrabalığı ve onun Hz. Şifâ’ya (r.anhâ) duyduğu derin saygı, onun toplumsal konumunu daha da pekiştirmiştir. Hz. Ömer (r.a.), halifeliği döneminde dahi Hz.Şifâ’yı (r.anhâ) evinde ziyaret eder, devlet işlerinde onun görüşlerine başvurur ve kendisiyle istişare ederdi. Bu durum, Şifâ’nın (r.anhâ) sadece kadınlar arasında değil, dönemin önemli şahsiyetleri arasında da bilge, dirayetli ve güvenilir biri olarak görüldüğünü göstermektedir.
Onun idari yetenekleri ve toplumsal sorumluluk bilinci, Medine pazarında üstlendiği hisbe göreviyle de dikkat çekmiştir. Bazı rivayetlere göre Hz. Ömer (ra) tarafından Medine pazarında esnafı denetlemekle görevlendirilmiştir. Bu görev, ticari ahlakın korunmasını, haksız kazancın önlenmesini ve toplumda adaletin tesisini amaçlamaktaydı. Şifâ (r.anhâ), bu göreviyle toplumsal düzenin sağlanmasında aktif bir rol oynamıştır.
Şifâ’nın (r.anhâ) adalet konusundaki cesareti, mehir meselesinde Hz. Ömer (ra) ile arasında geçen bir olayla daha da belirginleşir. Bir rivayete göre Hz. Ömer (ra), mehir miktarlarının artmasından endişe ederek bir hutbesinde bu konuda sınırlama getirmeyi düşündüğünü ifade ettiğinde, Mescid-i Nebevî’de bulunan Şifâ bint Abdullah (r.anhâ), Kur’ân-ı Kerîm’den Nisâ Sûresi’nin 20. âyetini hatırlatarak Hz. Ömer’e (ra) itiraz etmiştir:
“...Onlara kantar kantar yüklerde mehir verseniz bile geri almayın.”
Bu ilâhî emri hatırlatan Şifâ (r.anhâ) karşısında Hz. Ömer (ra), büyüklük göstererek “Kadın isabet etti, Ömer hata etti.” diyerek görüşünden dönmüştür. Bu hadise, Şifâ’nın (r.anhâ) sadece bilgi sahibi olmakla kalmayıp aynı zamanda hakkı söylemekten çekinmeyen; cesur, dirayetli ve inancının gerektirdiği sorumluluğu taşıyan bir şahsiyet olduğunu göstermektedir. Onun bu duruşu, Müslümanlara, hak ve adalet söz konusu olduğunda makam ve mevki fark etmeksizin doğruyu savunmaları gerektiği dersini vermektedir. O, adaletin tecellisi için en üst makamdaki kişiye dahi büyük bir vakar ve cesaretle doğruyu söylemekten çekinmemiştir.
Zühd Anlayışı ve Hikmetli Sözleri
Şifâ bint Abdullah, İslam’ın özüne uygun bir zühd anlayışına sahipti ve gösterişçi dindarlığa karşı çıkardı. Bir gün yolda ağır ağır yürüyen ve kısık sesle konuşan bir grup adam gördüğünde onların kim olduğunu sormuş ve “zâhidler” oldukları cevabını almıştır. Bunun üzerine Şifâ (r.anhâ), Hz. Ömer’i (ra) örnek göstererek onları uyarmıştır: “Allah’a yemin olsun ki, Hz. Ömer (ra), Allah hakkı için bir söz söylediği vakit işittirir, yürüdüğü vakit hızlı yürür, dövdüğü zaman acıtırdı. Bununla birlikte o, hakkıyla âbid ve zâhid idi.” Bu sözleri, gerçek zühdün dış görünüşte ve gösterişli tavırlarda değil; kalpteki samimiyette, amellerdeki ihlasta ve Allah rızasına uygun bir yaşam sürmekte olduğunu vurgulayan derin bir hikmet taşımaktadır. Şifâ (r.anhâ), riyakârlıktan uzak, samimi bir dindarlığın ve vakur bir duruşun temsilcisiydi. Onun bu tavrı, İslam’ın özünde yatan tevazu ve ihlas prensiplerini en güzel şekilde yansıtmaktadır.
Şifâ bint Abdullah’tan (r.anhâ) nakledilen hadisler de onun ilmî mirasının önemli bir parçasıdır. Peygamber Efendimiz’den (sav) ve Hz. Ömer’den (ra) toplamda 12 hadis rivayet etmiştir. Bu rivayetler arasında en faziletli amellerin “Allah’a iman, O’nun yolunda cihad ve makbul bir hac” olduğu gibi temel dinî prensipleri içeren hadisler bulunmaktadır.
İlmî Mirası ve Vefatı
Akıllı, bilgili, görgü sahibi ve becerikli bir hanım olan Şifâ, Hz. Ömer’in (ra) hilâfeti döneminde Medine’de vefat etmiştir. Ancak onun vefatı, ardında bıraktığı ilmî ve manevî mirasın sonu olmamıştır. Kaynaklarda, Şifâ bint Abdullah’tan (r.anhâ) nakledilen on iki hadis yer almaktadır. Bu rivayetler; en faziletli ameller, yağmur duası, haccın fazileti, cemaatle namazın önemi ve kadınların mescidde cemaatle namaza katılmaları gibi İslam’ın temel ibadet ve ahlak anlayışını şekillendiren önemli konuları içermektedir.
Bu değerli bilgiler; onun oğlu Süleyman b. Ebû Hasme, torunları Ebû Bekir ile Osman b. Süleyman, müminlerin annesi Hz. Hafsa, Ebû Seleme b. Abdurrahman ve hizmetçisi Ebû İshak gibi güvenilir isimler tarafından sonraki nesillere aktarılmıştır. Bu durum, Şifâ’nın (r.anhâ) kendisinden sonra bir ilim halkası oluşturan bir âlime olduğunu da ortaya koymaktadır.
Cenâb-ı Allah’tan bizlere de ilim ve irfan nasip etmesini ve sürekli kendimizi geliştirebilmeyi ihsan etmesini dileriz.
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak