Sezai Karakoç’un Mîrâsı

Sezai Karakoç’un Mîrâsı

Diriliş düşüncesinin mīmârı şâir, yazar, mütefekkir Sezai Karakoç 16 Kasım 2021 târihinde bu dünyâdaki menzilini tamamladı. Karakoç 88 yıllık hayâtında duruşuyla, düşüncesiyle, vakarıyla hâfızalara kazındı. Onun yazdığı şiirler, yazılar, öyküler kısacası tüm eserleri bu duruşunun birer yansımasıdır. Kaygan zeminde ayakların kaydığı vakitlerde kendisini îman şehrine sâbitleyerek tüm fırtınalara karşı göğüs germeyi başardı. Onun bu mücâdelesi yüz binlerce memleket sevdâlısına ve hak āşığına ilham verdi. Sezai Karakoç’u bu dünyâya bağlayan tek konu da bu tāvizsiz mücâdelesi olmuştur. Kur’ân’ı ve Peygamber (sav) sevgisini kalbinde birer nişâne olarak taşıyan Karakoç hem eserleriyle hem de ağabeyliğiyle çevresindekileri ebedî hakīkatin burçlarına çıkarmaya çalışmıştır. Sezai Karakoç “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” isimli şiirinde bu yolcuğunu şöyle anlatır:

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği

Bütün törenlerin şölenlerin âyinlerin yortuların dışında

Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa lâyık olmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır

Aşk celladından ne çıkar mâdem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısrâlar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mīmar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Karakoç’un Hayâtı

Sezai Karakoç 1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğdu. Karakoç, ilkokulu Ergani’de (1944), ortaokulu Maraş’ta (1947), liseyi ise Gaziantep Lisesi’nde (1950) tamamladı. Üniversite eğitimini 1950-55 yıllarında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Şubesi’nde tamamladı ve Maliye Bakanlığı’nın Hazine Genel Müdürlüğü Dış Tediyeler Muvazenesi kısmında memuriyete başladı. Bakanlık bünyesinde aralıklarla çeşitli görevlerde bulunan Karakoç, 1973’te bir daha dönmemek üzere memuriyetten ayrıldı. İlk şiiri lise yıllarında Büyük Doğu dergisinde yayınlanan Karakoç’un üniversite yıllarında bir şâir olarak temâyüz etmeye başladığı görülür. İlk dergicilik tecrübesini bu yıllarda sâdece iki sayı yayımlanan “Şiir Sanatı” isimli dergi ile gerçekleştiren Karakoç, 1955’te memuriyetinin İstanbul’a naklinin akabinde bir süre “Büyük Doğu” dergisinin edebiyat ve sanat sayfasını yönetti. 1957-58 yıllarında “Pazar Postası”nda “Balkon” şiiri ve diğer çalışmalarının yayınlanması ilerleyen zamanlarda isminin “İkinci Yeni” şiir akımının kurucu şâirleri arasında anılmasına vesîle oldu. İlk şiir kitabı “Körfez” 1959’da yayımlanan Karakoç, 1960 baharında bir “siyaset, düşünce ve edebiyat dergisi” olarak nitelediği “Diriliş”i çıkarmaya başladı. 27 Mayıs ihtilâlinin hemen öncesinde çıkan dergi, Nisan ve Mayıs aylarında iki sayı çıkmış ve ihtilâl yüzünden yayına devâm edememiştir. 16 Aralık 1963’ten itibaren Yeni İstanbul gazetesinde “Farklar” sütununda bir süre günlük yazılar yazan Karakoç, Mart 1966’da “Diriliş”i yeniden çıkarmaya başlamışsa da Mart 1967’de kapatmak durumunda kaldı. Karakoç pek çok mahlas isimle farklı mecrâlarda yazılarını yayınlamıştır. “Se-Ka, Mehmed Yasin, Mehmet Leventoğlu, Yasin Işık, Mehmet Yasinoğlu, Sait Yeni, Mehmet C. Güneş, Zülküf Canyüce” kullandığı bu mahlas isimlerinden bāzılarıdır. Bu arada “İslam’ın Dirilişi” ve “İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü” adlı kitapları ile “İslâm”, “Farklar”, “Diriliş Çevresinde” isimli üç eseri ise ilk olarak “Yazılar” adı altında tek kitap hâlinde basılmıştır. Temmuz 1967’de yeniden yayın hayâtına dönen “Büyük Doğu”da yazmaya başladı, bu dönemdeki yazılarının kitaplaşmasıyla da “Kıyamet Aşısı” adlı kitabı ortaya çıkmış oldu. 4 Aralık 1967’den itibâren Bâbıâli'de Sabah gazetesinde on ay süreyle “Sütun” başlığı altında yazılar yazdı; “Mağara ve Işık”, “Gül Muştusu” kitapları da aynı dönemde basıldı. 1969’un Ekim ayında başlayan süreçte 126 sayı yayımlanan “Diriliş”in 1971’de yayın hayâtına bir kez daha ara vermesiyle Karakoç, Milli Gazete’de “Sûr” başlıklı köşesinde yazılar yazdı. 1974-76 arasında düzenli olarak 18 sayı çıkan “Diriliş”, 1978’e kadar gazete, Ekim 1979-Eylül 1980 arasında aylık olarak 12 sayı daha yayınlandı. 7 Ocak 1983 ile 17 Haziran 1983 tarihleri arasında günlük gazete, 25 Temmuz 1988’de haftalık olarak yayımlanmaya başlayan “Diriliş”in, aralıklarla ve toplam yedi dönem ve 396 sayı devâm eden yayın hayâtı 5 Şubat 1992’deki sayısıyla sona erdi. Sezai Karakoç, 26 Mart 1990’da Diriliş Partisi’ni kurmuş, ancak parti iki kez üst üste seçimlere katılmadığı için yasa gereği 19 Mart 1997’de kapatılmıştır. Karakoç, 23 Nisan 2007’de tekrar kurduğu Yüce Diriliş Partisi’nde genel başkanlık yaptı. Bu dönemde her hafta verdiği konferanslarla ülke gündemine ve Müslümanların geleceğine dâir görüşlerini paylaştı. 16 Kasım 2021 târihinde İstanbul'da vefât etti. 17 Kasım 2021'de Şehzadebaşı Camii’nde öğle namazını müteakip defnedildi.

Karakoç’un Mücâdelesi ve Önemi

Balık içinde yaşadığı suyu bilmez derler. Benzer durum bizim için de geçerlidir. Çünkü insanoğlu önünde bulduğu hayat anlayışının büyük bedeller ödenerek kendisi için hazırlandığı bilgisinden uzaktır. Dahası yaşadığı zamanın geçmişte de aynı olduğu yanılsamasına kapılmıştır. Özellikle genç nesillerin eski ile yeni zamanları karşılaştırabilecek birikimden uzak oluşları, içine düştükleri bocalamaların temel sebeplerindendir. Bir şeyi yıkmak kolaydır fakat inşâ etmek zordur. Bunun için ağır bedeller ödemek gerekir. Sezai Karakoç bugünün Türkiye’sini inşâ eden İslâmî düşüncenin üç önemli kurucusundan biridir. Mehmed Akif ile başlayan bu inşâ süreci Necip Fazıl tarafından harekete dönüşmüş ve son olarak Sezai Karakoç tarafından kurucu fikirler manzūmesine dönüştürülmüştür. Fikir ve kültür planında verilen bu mücâdele İslâm’ın merkeze alındığı bir ihyâ çalışmasıdır. Tanzimat’tan itibâren İslâmî hakīkatlerin etkisizleştirilmesi çabalarına karşı aklıselim sāhibi isimler tarafından dile getirilen bu itirazlar İslâmî düşüncenin de belkemiğini oluşturmuştur. Daha pek çok isim bu mücâdelenin içine dâhil edilebilir fakat İslâmî düşüncenin temel güzergâhı bu üç isim çevresinde şekillenmiştir. Sezai Karakoç kendisinden önce oluşan nüveyi zenginleştirerek mākūl ve mūteber bir çizgiye taşımıştır. Çünkü Cumhuriyetin ilk yıllarındaki şartlar ile 1960’lardan sonra oluşan şartlar farklılaştıkça İslâmî düşüncenin de dönüşmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir. Sezai Karakoç bu dönüşüm çabalarının tam ortasındaki isimdir.

Sezai Karakoç her bakımdan nev’i şahsına münhasır bir münevverdir. Onun şâirliği, içinde yeşerttiği İslâmî düşüncenin geniş kitlelere duyurulması dolayısıyladır. Yâni Karakoç için şiir, bir keyif vesîlesi değil inançlarını paylaştığı etkili bir araçtır. Bu yönüyle de dönemin diğer şâirlerinden ayrılır. “Diriliş” olarak adlandırdığı bu düşünce yapısı İslâm’ın temel kaynakları olan Kur’ân ve Sünnet üzerine binâ edilmiştir. Peygamberlerin hayâtı, tasavvuf ve Ehl-i Sünnet anlayışı onun düşüncesini besleyen diğer kaynaklardır. Karakoç bu kaynakları pergelin ayağını bastığı sâbit uç olarak tanımlar. Ayağını bu sağlam zemîne basan Sezai Karakoç pergelin diğer ucuyla ādetâ tüm dünyâyı terennüm etmekten çekinmemiştir. Sezai Karakoç kelimenin tam mānâsıyla bir āriftir. Yaşadığı coğrafyanın gerçeklerini, inandığı dînin hakīkatlerini, milletinin târihini ve tüm İslâm coğrafyasının hikâyesini içselleştirmiştir. Bunun yanı sıra doğunun hasmı olan batıyı da yakından tanımış, batı düşüncesini orijinal kaynaklarından incelemiştir. İyi derecede Fransızca bilen Karakoç, çevirisi oldukça zor olan pek çok Fransız şâiri de Türkçe’ye kazandırmıştır. Batıda gördüğü ve yaşadığı her deneyimi kendi değerlerine vuran Karakoç bu sâyede İslâm’ın ezelî ve ebedî hakīkatlerinin, tek çıkış yolu olduğu gerçeğini ayrıntılı şekilde kaleme almıştır.

Sezai Karakoç denilince sâdece “Mona Roza” şiirini hatırlayan geniş bir kitle var. Karakoç bu şiiri henüz 19 yaşındayken yazmıştır ve o yıllarda fikirleri henüz rüşeym hâlindedir. Bu sebeple onu hakkıyla anlamak isteyenlerin mutlakā “Mona Roza”yı aşıp gerçek Sezai Karakoç’a ulaşmaları gerekir. Bunun için de Üstâdın “İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü”, “Diriliş Neslinin Amentüsü”, “İslam’ın Dirilişi” ve “Sütun” isimli eserlerinin dikkatli şekilde okunmasında fayda vardır. Sezai Karakoç tefekkür anlayışıyla döneminin çok üstünde bir münevverdir. Tıpkı Üstâdı Necip Fazıl ve Mehmed Akif gibi o da kalabalıklar arasında yalnızdır. Bu yalnızlık dönemin Müslümanlarının ayağını basabileceği sağlam bir zemin bulunmamasından ileri gelir. Akif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç fikir çilesini çekerek, bedel ödeyerek Müslümanların basabileceği sağlam bir zemin inşâ etmişlerdir. Günümüzde üzerinde durduğumuz, hayâtımızı şekillendirdiğimiz, mücâdelemize anlam verdiğimiz zemin işte bu zemindir. 1970’lerden sonra hızla artan İslâmî düşünürlerin, kültür sanat faaliyetlerinin, edebiyat ve düşünce dergilerinin, siyâsî hareketlerin ve İslâmî eğitim modellerinin kaynağı da aynı zemindir. Onların fikrî planda kurdukları bu zemin farklı isimler tarafından siyâsî ve tasavvufî alanlarda da tahkîm edilerek milyonlarca insanımızın beslendiği hayat suyu hâline dönüşmüştür.

Üstâdımızın rûhu şâd, mekânı cennet olsun.

 Ocak 2022, sayfa no: 46-47-48-49

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği