Şehîd ve Şehidlik Mertebesi

Şehîd ve Şehidlik Mertebesi

Şehîd ve Şehidlik Mertebesi

Prof. Dr. Ali Çelik

Şehid kelimesi, dînî bir terim olarak Allah yolunda öldürülen müslümanı ifâde eder. Kur’ân-ı Kerîm’de “şehid” kelimesi 56 yerde geçmektedir.1 “Şehîd” kelimesi, aynı zamanda “Esmâ-i Hüsnâ”dan yâni Yüce Allâh’ın isimlerinden birisidir. “Şehid” ismini, Allah (cc) vermiştir. Kendi zâtına âit bir ismi, kendi yolunda bütün varlığını fedâ eden kişiye isim olarak vermiş ve ona “Şehîd” demiştir. Bu da Şehid’in Allah katındaki değerini göstermesi açısından önemlidir. Şehidlik, insanoğlu için Peygamberlikten sonra en yüksek derecedir. Şehidler, hem Allâh’ın övgüsünü ve hem de Hz. Peygamber'in (sav) sevgisini kazanan, peygamberlerin dahi kendilerine gıpta ettikleri bahtiyar insanlardır. Kur’ân’da şehidler hakkında şöyle buyurulmuştur: Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma, onlar diridirler. Rabb'leri katında rızıklanmaktadırlar.2" Yine şehidlerin günahlarının afvolunacağı da, Kur’ân'da müjdelenmiştir: Rabb'leri onlara karşılık verdi: Ben, sizden erkek, kadın, hiçbir çalışanın işini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. (Yaptıklarına), Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Şüphesiz karşılıkların en güzeli Allah katındadır."3 Hz. Peygamber'in (sav), şehîd olmanın fazîleti hakkında söylemiş olduğu iki hadîsin meâli şöyledir: "Cennete giren hiçbir kimse, dünyâ üzerindeki herşey kendisine verilse bile, dünyâya dönmek istemez. Ancak şehid müstesnâdır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyâya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehîd olmayı) temennî eder."4 "Muhammed'in nefsi, kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim."5 Şehid olmada ölçü, Allâh’ın rızâsıdır. Allah rızâsı için mücâdele eden, O'nun adını yüceltmek için çaba sarfeden, cihâd içinde bulunup bu yolda canını veren de, şehid olmuş olur. Bir a'râbî Hz. Peygamber'in (sav) huzûruna gelerek: "-Yâ Rasûlallah! Bir adam ganîmet için, diğeri şöhret için, öbürü riyâ ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?" diye sorunca, Hz. Peygamber (sav) şu cevâbı vermiştir: “-Kim Allâh’ın adını, hükmünü yüceltmek, herşeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır.6 -Şehid, kendisini hep hayatta bilir. -Şehid olduğu sırada ölümün acısını hiç duymadan kendisini daha güzel bir âlemde bulur. -Şehid öyle bir duygu yoğunluğu içindedir ki, hedefinde Allâh’ın rızâsı, yanıbaşında ise melekler vardır. Onlarla omuz omuza savaşmaktadır. Bedir savaşında Meleklerin Müslümanları nasıl desteklediklerini Cenâb-ı Hakk Kur’ân’da şöyle anlatıyor: “Attığın zaman sen atmadın fakat Allah attı.”7 Peygamberimiz (sav), Uhud savaşında hayâtını kaybeden yetmiş şehid hakkında şöyle buyurmuştur: "Kardeşleriniz Uhud´da şehîd olunca, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların kursağına koydu. Cennetin pınarlarından içerler, meyvelerinden yerler. Arşın gölgesinde asılı altından kandillerde yerleşirler. Yiyecek, içecek ve istirahatlerinin güzelliğini görünce şöyle derler: “Keşke bizlerin Cennette hayatta olduğumuzu, orada bol bol rızıklandırıldığımızı dünyâdaki kardeşlerimize biri haber verse de, onlar da Allah yolunda savaşmaktan geri kalmasalar.8 Asr-ı saâdet’ten günümüze kadar pek çok insan, Allah rızâsı için, Tevhid mücâdelesi için, Allâh’ın adını yüceltmek ve emrini hâkim kılmak için canını verip şehîd oldu. Bunların başında Hz. Yâsir (ra) ve hanımı Hz. Sümeyye (r.anha) gelmektedir. Ammar b. Yasir'in babası Yasir, bir köle idi. Bir câriye olan Sümeyye ile evlendirilmişti ve bu evlilikten Ammâr dünyâya gelmişti. Bu mütevâzi âilenin fertleri hep berâber Müslüman olmuşlardı. Bekiroğulları, bunların üçünü de âzâd etmişlerdi. Müşrikler onlara çok eziyette bulundular. Yâsir ve hanımı Sümeyye, müşriklerin zulmü netîcesinde şehid olmuşlardı. Ammâr anasız ve babasız kalmıştı. Hz. Peygamber (sav), onlara duâ etmişti. Hz. Yâsir ilk erkek ve hanımı Hz. Sümeyye de ilk kadın şehid olmuşlardı. Bu şehidlik kervânı, herhangi bir yer veya zamanda noktalanmadı ve noktalanmayacak, kıyâmete kadar devâm edecektir.9 Bu bilgiler ışığında tekrar düşünelim kimdir Şehîd? - Allah için canını fedâ edebilen mücâhiddir. - Onun îmânına, ihlâsına Mevlâmız şâhiddir. - Vatanı, bayrağı, dîni, îmânı, ezânı, Kur’ân’ı, mukaddesâtı uğruna canını fedâ eden kimsedir. - Peygamberlik mertebesinden sonraki ilk sırayı alan kimsedir. - Peygamberler dahi yıkanıp kefenlenirken, kanlı elbisesiyle defnedilendir o. - Sorgusuz, sualsiz cennete giren kutlu insandır şehid. Bizim inanç dünyâmızın temelinde:
  1. Allah ve Rasûlüne îmân etmek,
  2. Sâlih amel işlemek
  3. Âhirette hesap vereceğine inanmak vardır.
Bütün bunların nihâî hedefi Allâh’ın rızâsı ve hoşnudluğunu kazanmaktır. Diğer bütün oluşumlar, kültür ve medeniyet unsurları hep bu temel ilkeler etrafında gelişmiştir. Ecdâdımız bunu çok önemli iki şeyi yaparak en üst düzeyde başarmıştır:
  1. Canını ortaya koymuş, en yüce rütbeye, şehâdet rütbesine ulaşmıştır. İşte bunun en güzel örneği, vatanına, dînine, îmânına, mâbedine, nâmusuna nâ-mahrem eller değmesin diye canlarını ortaya koyarak şu vatanı bizlere emânet bırakmış olmalarıdır.
  2. Malını ortaya koymuş, Vakıf müessesesini kurarak, yâni bütün servetini, malını mülkünü sâdece Allâh’ın hoşnudluğunu kazanmak için insanların hizmetine sunarak ebediyete, ölümsüzlüğe ulaşmıştır. İşte Selçuklu, işte Osmanlı medeniyeti serâpâ bir vakıf medeniyetidir.
XVI. yüzyılda Osmanlı topraklarının 1/5 (beşte birinin) vakıf olduğunu düşünürsek konu daha iyi anlaşılacaktır.. Şehidlik, Allâh’ın rızâsı için her şeyini fedâ etmekten çekinmeyen bir ruh yüceliğine sâhip olmak. Ya şehid anası, şehid yakını nasıldı? Allâh’ın ayaklarının altına cenneti serdiği üstün varlık ana olmak ve bir de Allah için sabır gösteren Şehid anası olmak!.. Bedir savaşı Hicrî 2. yıl 17 Ramazan (13 Mart 624 Cuma) günü vukû bulmuştu. Haris b. Süraka (ra) Bedir’de, Ensâr’dan ilk şehîd olan kimseydi. Onun şehâdet haberi Medîne’ye annesi Rubeyde Hâtun'a gelince, tavrı merak konusu oldu. Acaba ne yapacaktı, saçını başını mı yolacaktı? Çünkü Câhiliye döneminde böyle durumlarda saç baş yolmak âdettendi. O asil ana dedi ki: “Benden câhiliyet zamânının alışkanlıklarını beklemeyin. Şimdi evlat kaybetmenin acısını kalbime gömüyorum. Rasûlullah (sav)’in dönmesini bekleyeceğim. Şâyet Hârise şehid olarak cennetlik olmuşsa sabredeceğim, gözümden tek damla yaş akmayacak; şükür secdesine varacağım. Değilse ona gücümün yettiğince ağlarım!” Efendimiz (sav), kendisine Haris b. Süraka’nın Firdevs-i a’lâ cennetinde olduğunu haber verdiğinde Rubeyde annemiz, “öyleyse ona hiçbir zaman ağlamayacağım” dedi. Yanında kızı da vardı. Peygamberimiz onlara su ikrâm etti. Sevinçle oradan ayrılırken kendi kendine: “Bak hele! Bak hele şu senin yüce nasîbine ey Harise!” diyordu. Kaynaklar, (şehid anası olmanın verdiği sevinçten dolayı olmalı ki) “Medîne’de bu kadından daha sevinçli bir kadın görülmedi.”10 şeklinde nakletmektedirler. Müslümanlar için çok büyük bir anlam ifâde eden Şehidlik ve Gâzilik, milletimizin var oluş sebebidir. Bu sebepledir ki, yavrusunu alnından öperek askere gönderen analar: “Haydi oğlum haydi git, Ya gâzi ol ya şehîd” diyerek uğurlamış, giden vatan evlâdı ise anasına siperden mektup yazarak: Allâh’a dua et, düşman tırpanı Devlet ağacını yolmasın anne! Altında dökülsün oğlunun kanı, Bayrağın gül rengi solmasın anne!   Üzülme boş gelse de posta tatarı, Yarın akın var siperden dışarı, Kadere râzı ol, uzayan yolları Bekleyen gözlerin dolmasın anne!” diyerek Allâh’a olan bağlılığını, devletine olan saygısını ifâde etmiş, vatan için bayrak için ölmeyi şeref bilmiş, yolunu bekleyen anasını şehide yaraşır bir edâ ile tesellî etmiştir. Peygamberimiz (as), sahâbe-i kiram efendilerimiz ve onları örnek alan kahraman ecdâdımız hep bu ulvî dereceye –şehidlik mertebesine– ulaşabilmenin arzusu ve gayreti içinde olmuşlardır. Bu ruh, dün olduğu gibi bugün de, aynı heyecan içinde devâm etmektedir ve ebediyete kadar da devâm edecektir. Çünkü uğrunda can verilecek değerleri olan milletler, ebediyete bayrak açmışlardır. Şanlı târihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bu aziz vatana sâhip olmak için Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Sarıkamış’ta, bugün Afrin’de İdlib’te canını, kanını fedâ eden, bu milletin birlik ve berâberlik içinde yaşaması, huzurlu ve mutlu olması için cennet vatanı bizlere miras bırakan aziz şehitlerimizi şükranla anıyor, Yüce Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. (Vallâhu a’lemu bi’s-sevâb) Dipnotlar: 1 Âl-i İmran, 3/169 2 Âli İmrân, 195 3 Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109; Neseî, Cihâd 33 4 Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37 5 Buhârî, İlim, 45; Cihâd,15; Müslim, İmre,150,151; İbn Mace, Cihad,13; Ahmed b. Hanbel, IV, 392, 397, 402, 405, 417 6 Enfâl,17 7 Ebu Davud, Cihad, 25 8 es-Suheylî, er-Ravdu'l-Ünf, Kahire, 1965, III, 201, 220; İbn İshâk, es-Sire, mad. 239, 240 9 Buhârî, "Ci-hâd", 14, "Megâzî",9, "Rikâk", 51;İbn Sa’da, Tabakat (thk. Muhammed Ömer),1421/2001, Kâhire, III, 473; İbn-i Esîr, Üsdü'l-Gâbe, I, 426;A. Köksal, İslâm Tarihi (Medîne) (İst. 1978),II/130-131 10 Buhârî, "Ci-hâd", 14, "Megâzî",9, "Rikâk", 51;İbn Sa’da, Tabakat (thk .Muhammed Ömer),1421/2001, Kâhire, III, 473; İbn-i Esîr, Üsdü'l-Gâbe, I, 426;A. Köksal, İslâm Tarihi (Medîne) (İst. 1978),II/130-131

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği