Ara

Safımız…

Safımız…

Kur’ân-ı Kerîm’de Saffat ve Saf sûreleri vardır. Saffat sıra sıra dizilmiş ve saf saf duranlar anlamınadır. İbâdet ve tāatın mertebelerine de denir Saffat. Zikredenlerin safı, arşda rûhun, arzda mahlûkun safı, gönülden geçen düşüncelerin safı, meleklerin safı vardır. “O Gün Kutsal Ruh Cebrâil ve diğer bütün melekler, büyük mahkeme için Rabb’inin huzūrunda sıra sıra duracaklar.”1 “Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbîh ederek Arş'ın etrâfını kuşatmışlardır.”2 

Âriflerin kalbi Rabbimizin beytidir. Nûr-i İlâhî’nin karar kıldığı yerdir. Rabbimizin gayrine yer yoktur orada. Bedende saflar düzgün ve sık olduğu gibi namazda, gönülde de aynıdır. “Hiç kuşkusuz Allah, Kendi dâvâsı uğrunda tuğlaları birbirine kenetlenmiş sağlam bir binâ gibi düzenli birlikler hâlinde (saf tutan) savaşanları sever.”3

“Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir.”4

Dağların saflar hâlinde birbirine yaslanışı haber verilir âyet-i celîlede. “Ve başı bulutlara değen dağlara, nasıl yere sapasağlam çakılmış”5

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Saflarınızı düz tutunuz. Zîrâ safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.”6

“Saflarınızı düzeltiniz, yoksa Allah Teālâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz.”7

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi.

Var olan her şey sistematik yapısıyla bir sayıya karşılık gelmektedir. Buna altın oran derler. Bir mısırın, bir çam kozalağının, bir arının peteğinin dizilişinde dahi mûcizevî sır var. Kâbe’yi dünyânın merkezi yapar altın oran. Arılar, açı hesaplarını hiç yanılmadan başararak, altıgenleri oluştururlar. Arı peteğindeki mûcizevî sır, doğadaki birçok mucize gibi bizi Allâh’ın tecellîsine hayran bırakır. “Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”8 

Dünyânın merkezi Kâbe’dir. Onun etrâfında saf tutar mü'minler. Safımızın düzgünlüğü zihinde sahih itikad, amelde ihlâs, ahlâk ve muamelatta Sevgili Peygamberimizin örnek olmasıdır.

Âdem (as)’ın evlatları Hâbil’le Kâbil tuttu ilk safı. Habil itāatle Rabbimize makbûl oldu. Kabil hasedlikle kātil oldu. Gösterilen iki hedefte seçim insana bırakıldı. “Ona iki yolu gösterdik.”9 Biri hayır biri şer. “Biz ona yolu gösterdik, ister şükredici olsun, ister nankör.”10 âyetiyle aynı meâldedir. Seçimde akıl, vahye dayalı sâlim olursa, isâbetli karar verir. Hanîf olan, tevhîd ehli İbrâhîm (as) gibi. Yıldızın ayın güneşin doğup batışını görünce dedi ki, sonradan yaratılan ve yok olan İlâh olamaz.

Mekke döneminde Sevgili Peygamberimiz zihnin safını sahih itikadla belirledi. “Sana açıklaman emredilen hakīkatleri korkusuzca haykır!”11 Peygamberleri ve vahyi kabûl etmeyen deizm, aklını öne çıkararak yapar en büyük yanlışlığı. Aklı yaratan da Rabbimizdir. “İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da (haktan) döndürülüyorsunuz?”12 

İbn-i Haldun bu hususta şöyle der:

“Akıl sağlam bir terâzidir. Ama onunla Allâh’a ve âhirete âit meseleleri, peygamberlik hakīkatlerini, akıl ötesi hakīkatleri ölçemezsiniz. Bu boş bir gayret olur ve bir kişinin, «Ne kadar hassas tartıyor!» diye kuyumcu terâzisinde dağları tartmak istemesine benzer. Terâzinin sağlamlığına bir şey denilemez ama onun gücünün bir sınırı vardır. Aynı şekilde aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün de bir sınırı vardır, onun dışına adım atamaz.” Sınırsız güç ve ilmin sāhibi Cenâb-ı Hakk’ın vahyine muhtaçtır akıl. 

“Doğru yolu bildirmek (yolun doğrusunu göstermek) Allâh'a āittir.”13 

Ancak akıllı insanlar Allâh'ın tekliflerinden sorumludurlar. “Aklı olmayanın dîni de yoktur.”14 Hadîs-i Şerif. Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Hiç kimse kendisini hidâyete götürecek ya da tehlikeden alıkoyacak akıldan daha fazîletli bir şey kazanmamıştır.”15 Akla kılavuz Kur’ân ve sünnettir. Gemi olmayan at sınır tanımaz. Gem vahy-i İlâhî’dir.

Şerîate benzetilen Nûh (as)'ın gemisine binenler, safını Hakk’tan yana tutanlardır. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Ben ve ümmetin âlimlerinin örneği Nûh’un gemisi gibidir. Kim ona sarılırsa kurtulur ve ondan yüz çeviren boğulur.” buyurmaktadır.

Kullukta saf, ibâdet ve tāatte takib edilecek yol açık ve nettir Kitâb-ı Kerîm’de. “Ey Âdem oğulları! Size “şeytāna tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” demedim mi?”16 “Ey îmân edenler, hepiniz tüm kalbinizle Allâh'a teslîm olarak; barış, esenlik ve huzūrun teminâtı olan ve bir tek Allâh'a boyun eğme esâsına dayanan dîne, İslâm’a girin ve sakın şeytānın adımlarını izlemeyin! Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır.”17

“Sizin yardımcınız, koruyucunuz ve gerçek dostunuz kâfirler ve münâfıklar değil; ancak Allah’tır, O’nun Elçisidir ve tam bir teslîmiyetle O’na boyun eğerek namazlarını kılan, zekâtlarını veren mü'minlerdir!” “Her kim Allâh'ı, Elçisini ve mü'minleri kendisine dost edinirse, ona müjdeler olsun, hak ile bâtılın mücâdelesinde üstün gelecek olanlar, kesinlikle Allâh'ın tarafında yer alanlardır!O hâlde;” “Ey îmân edenler! Sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olan Yahudi ve Hristiyanlardan, dîninizle alay edip eğlenenleri ve ilâhî vahiy gerçeğini tümüyle inkâr eden diğer kâfirleri kendinize yönetici, koruyucu, yardımcı, dost, müttefik, yâni velî edinmeyin ve bu Kitâba gerçekten inanıyorsanız, zâlimlerle aynı cephede yer almama konusunda Allâh'a karşı gelmekten titizlikle sakının!İşte kâfirlerin, kutsal değerlerinizi nasıl tahkîr ettiğini gösteren çarpıcı bir örnek:” “Ezan okuyup insanları namaza çağırdığınız zaman, onunla alay edip eğlenirler. İslâm’ın en önemli sembollerinden biri olan ezandan rahatsızlık duyar, onu susturmak için ellerinden geleni yaparlar. Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan anlayışsız bir toplumdur.”18

“Her kim bir topluluğa benzerse (onların giyindiği gibi giyinirse, gittiği yolda giderse ve onların işlediği fiilleri işlerse), (günah ve sevap bakımından) o da onlardandır.”19

Kâfirlerin gelenek ve göreneklerinden, ibâdetlerinden, ahlâkından olan konularda onlara benzemek haramdır.

Tırnak kesiminden idârî noktaya kadar arkasında saf tutulacak kimseler her rek'atta okuduğumuz Fâtiha sûresinde tembih buyurulur.

“Nîmet verdiğin kimselerin, insanlık târihi boyunca, tevhîd sancağını elden ele taşıyan Peygamberlerin ve onların izinden yürüyen âlimlerin, şehitlerin, sâlihlerin yoluna...Gazaba uğramışların, yâni Yahudilerin ve Hristiyanların değil, hakīkati pekâlâ bildikleri hâlde, dünyâya ve dünyâ nîmetlerine aşırı bağlılıkları yüzünden ilâhî irâdeye başkaldıran; heveslerini ilâhlaştıran azgınların yoluna değil.”20

Efendimiz (sav): “… Benim ve râşid halîfelerimin sünnetine sımsıkı sarılın…”21

Resûlullah (sav): “Ben aranızda ne kadar kalacağımı bilemiyorum. Benden sonra “iki”ye uyun.” dedi ve Ebu Bekr ile Ömer'e işâret etti. (Sözlerine devâm ederek): “Ammar'ın davranışlarını örnek alın. İbnu Mes'ud ne söylemişse tasdîk edin.”22 buyurdu. 

Yaş ve kuru ne varsa hepsinin bildirildiği, hiç bir şeyin eksik bırakılmadığı Kitâb-ı Kerîm hayydır aramızdadır, sımsıkı tutunup sırât-ı müstakîmde safımızı tutalım. “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allâh'ın Kitâbı ve Peygamberinin sünneti.”23 

Câbir b. Abdullah'ın rivâyet ettiğine göre Resûlullah (sav) hutbesinde teşehhüdden sonra şöyle buyururdu: “Sözün en güzeli Allâh'ın (cc) Kitâbı'dır. Rehberliğin en güzeli ise Muhammed'in rehberliğidir.”24

Necib Fazıl Gençliğe hitâbesinde safta nasıl durulacağını bildirir: “Tek cümleyle Allâh'ın kâinâtı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin, âlemleri bir manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik…”

Îmânî motivasyonu çok yüksek olan Sultan Alparslan Allâh'a tam tevekkül ederek namazı kıldıktan sonra beyaz bir kefenle askerlerin önüne çıkıp “Ya Muzaffer ya da şehîd oluruz cennete gideriz” sözüyle Sevgili Peygamberimizin safında yerini alıyordu. Çünkü Şanlı Nebî’miz (sav) “Bunu bilesin ki, ey amca! Güneş'i sağ elime, Ay'ı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah bu dîni hâkim kılar, yâhut ben bu uğurda canımı veririm.”

Nemrud'a karşı İbrâhîm (as), Firavn'e karşı Mûsâ (as), bütün Peygamberlerin tercümânı olarak Nûh (as) tevhîdde saf tutmayı şu şekilde ifâde buyurdu: “Şöyle ki; yalnızca Allâh'a kulluk edin, O’na yürekten saygıyla bağlanın ve O’nun buyruklarını size ileten bir elçi olarak bana itāat edin!”25

Dipnotlar

1 Nebe, 78/38.

2 Zümer, 39/75.

3 Saf, 61/4.

4 Mülk, 67/19.

5 Ğâşiye, 88/19.

6 Buhârî, Ezân 74; Müslim, Salât 124.

7 Buhârî, Ezân 71; Müslim, Salât 127.

8 Mü'minûn, 23/14.

9 Beled, 90/10.

10 İnsan, 76/3.

11 Hicr, 15/94.

12 Mü'min, 40/62.

13 Nahl, 16/9.

14 Münavî, Camiu’s-sağir, 2/498.

15 Râgıp el-İsfahânı, Müfredât, 342.

16 Yâsîn, 36/60.

17 Bakara, 2/208.

18 Mâide, 5/55-58.

19 Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031.

20 Fâtiha, 1/7.

21 İbn Mâce, Muḳaddime, 6.

22 Tirmizi, Menakıb, 3804.

23 Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26.

24 İbn Hanbel, III, 320.

25 Nûh, 71/3.

Temmuz 2022, sayfa no: 4-7

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak