Riyâ, lügatte "görmek" mânâsına gelen "ru'yet" kökünden türetilmiştir. Istılahta ise, Allah rızāsı için yapılması gereken ibâdet ve hayırlı işleri, insanların beğenisini kazanmak veya makam elde etmek amacıyla yapmaktır.
Riyâ; amellerin mânevî değerini yok eden, kalbi istilâ eden ve "gizli şirk" olarak nitelendirilen en tehlikeli ahlâkî hastalıklardan biridir. Riyânın amelleri nasıl tükettiğini, mâhiyetinin ne kadar gizli olduğunu ve uhrevî sonuçlarını âyet ve hadisler ışığında ele alalım.
Riyânın İtikādî Boyutu
a) Küçük Şirk: Alimler, riyâyı, amelin sâdece Allah rızāsı için değil, insanların beğenisini kazanmak veya makam elde etmek kastıyla yapılması olarak tanımlarlar. Bu durum, tevhîd inancına zarar verdiği için "Küçük Şirk" (eş-şirkü'l-asgar) olarak isimlendirilmiştir. Bu konuda Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: “…Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette (kullukta) hiçbir şeyi ortak koşmasın.”1 Sevgili Peygamberimiz de bu konuda biz ümmetini uyararak şöyle buyurmaktadır: "Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, küçük şirktir: Riyâdır."2 Dolayısıyla riyâ, kişinin Allâh’a āit olan bir hamdi ve övgüyü mahlûkattan beklemesidir ki bu durum amelin özünü bozar ve yapılan amelle Allah arasına başkalarının girmesine sebep olur.
b) Gizli Şirk: Riyânın en tehlikeli boyutu, kalbe sızarken fark edilmesinin çok zor olmasıdır. Bu durum "karıncanın sessiz yürüyüşü" metaforuyla anlatılır. Bazıları da riyânın saf bir kayanın üzerindeki siyah karınca kadar gizli olduğunu belirtir. "Şirk (riyâ) sizin aranızda karıncanın yürüyüşünden daha gizlidir."3 Bu gizlilik sebebiyle kişi, ihlâsla amel ettiğini sandığı bir anda bile nefsinin "gizli şehveti" (eş-şehvetü'l-hafiyye) olan "beğenilme arzusu"na esir düşebilir. Çünkü Riyâ; karanlık bir gecede, siyah bir keçenin (veya taşın) üzerinde yürüyen siyah karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.
c) Nifak alâmeti: Müfessirler, riyâ ile nifak (münâfıklık) arasındaki ince çizgiye dikkat çekmektedirler. Nifak, îmânın aslındaki riyâdır; yāni kalben inanmadığı halde inanıyor görünmektir. Riyâ ise, amelin vasfındaki nifaktır; yāni inandığı halde ameli Allah için değil, başkası için yapmaktır. Nisâ Sûresi 142. âyette “münâfıkların namaza tembelce ve gösteriş için kalktıkları” belirtilerek riyânın münâfık ahlâkı olduğu vurgulamaktadırlar.
2- Riyânın Amelî Boyutu
a) Dışarıdan rahmet görünür: Kur'ân-ı Kerîm, riyâ ile yapılan infak ve amellerin âkıbetini sarsıcı bir metaforla anlatır. Bakara Sûresi 264. âyette riyâkârın durumu, üzerinde az bir toprak bulunan kayaya benzetilir. "Onun durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz bir kayaya benzer ki ona şiddetli bir yağmur (vâbil) isâbet edince onu çıplak bir kaya hâline getiriverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler"4
Kadı Beyzāvî bu âyeti tefsîr ederken, riyâkârın amelini dışarıdan bakıldığında bereketli görünebilecek bir toprağa, riyâyı ise o ameli kökünden söküp atan şiddetli bir yağmura benzetir. Yağmur aslında toprak için rahmettir; ancak kaya üzerindeki toprak için bir felâkettir. Tıpkı bunun gibi, Allah için yapıldığında rahmet olan ibâdet, riyâ ile birleştiğinde o ameli "sald" (bitki bitirmeyen kuru kaya) hâline getirir.
b) İçeriden Amelleri Tüketen virüstür: Riyânın amelleri tüketmesi, "hubût" (amellerin boşa gitmesi) kavramıyla açıklanır. Riyâ ile yapılan bir amel, Allah katında kabûl görmez ve fâiline sevap kazandırmaz; aksine bir vebâl yükler. Kastalânî, riyâyı pürüzsüz bir taşın üzerindeki toprağa benzetir; şiddetli bir yağmur (yāni riyâ niyeti) geldiğinde o toprağı (ameli) tamâmen süpürüp götürür ve geriye hiçbir şey bırakmaz.
- Riyânın Uhrevî Boyutu
Riyânın amelleri nasıl tükettiğinin en çarpıcı örneği, kıyâmet günü ilk hesâba çekilecek üç sınıf insanın (şehit, âlim, cömert) durumudur. Rivâyet, bu kişilerin zāhiren en yüce amelleri işlemelerine rağmen niyetlerindeki riyâ sebebiyle ateşin odunu olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Ebû Hüreyre'den nakledilen meşhur hadîse göre, cehennemin kendileriyle kızıştırılacağı ilk üç kişi; insanlara "ne kadar cesur" desinler diye savaşan şehit(!), "ne kadar âlim" desinler diye ilim tahsîl eden âlim(!) ve "ne kadar cömert" desinler diye infâk eden zengindir. "(Şehîde denilir ki:) Sen 'kahraman' desinler diye savaştın ve bu denildi. (Âlime denilir ki:) Sen 'âlim' desinler diye ilim tahsîl ettin ve bu denildi."5 Bu durum, riyâkârın dünyâda beklediği karşılığı (övgüyü) alarak uhrevî hakkını tükettiği şeklinde yorumlanmaktadır.
Riyânın Belirtileri
İmam Gazâlî ve İbnü'l-Cevzî gibi âlimlerin görüşlerini nakleden müfessirler, riyânın beş temel alanda ortaya çıktığını belirtirler. Aslında bu belirtiler teşhirciliğin, reklamın ve başkalarının görmesi için iş yapmanın, yemek yemenin, giyinmenin, gezmenin, ibâdet yapmanın çok yaygınlaştığı günümüzde hâlâ güncelliğini korumaktadır. Özellikle yaygınlaşan sosyal medya, internet vs. ağları insanın nefsindeki kendini gösterme özelliğini tetikleyerek gösterişi ibâdetlerimizin merkezine yerleştirmeyi belki çok mâsum ve gizli yollarla bulaştırmaktadır.
- Bedende Riyâ: Kişinin oruçlu veya çok ibâdet ediyor görünmek için benzini sarartması veya zayıf görünmeye çalışması. Aslında bu riyâ çeşidi günümüzde zengin iftar sofralarının reklamı şeklinde kendini göstermektedir.
- Kıyâfette Riyâ: Zühd ehli görünmek için eski, yamalı veya özel biçimli kıyâfetler tercîh etmek. Bugün artık marka elbiseler ve moda tâkibinde riyâ kendini göstermektedir.
- Sözde Riyâ: İnsanların yanında sürekli ilmî tartışmalara girmek, hikmetli sözler söylemek veya haksızlıklara karşı çok öfkeliymiş gibi davranmak. Çağdaş en büyük riyâ ve riyâkârlık, ağzı olan herkesin bildiği ve bilmediği her konuda konuşması, işin uzmanlarının herkesi ilgilendirmeyen konuları umûma açık mecrâlarda ulu orta konuşarak bilgiçliğini teşhîr etmesidir.
- Amelde Riyâ: Başkaları görürken namazı uzatmak, rükû ve secdeleri daha huşû ile yapmak. Ya da yaptığı ibâdetleri, özellikle gizli kalması gereken nâfile olanları ballandıra ballandıra reklam yapıp magazinleştirmesidir.
- Tâbilerle Riyâ: Çevresinde çok sayıda mürid veya talebe toplayarak güç gösterisinde bulunmak. İnsan nefsindeki çoklukla övünme hastalığının başkalarına yansıma şeklidir. Bu durum günümüzde mensup olduğu âile, sülâle, dernek, sendika, siyâsî parti, kurum, kuruluş, şirket, cemâat, mal ve evlâdın çokluğu ile övünme ve reklam edilmesi şeklinde kendini göstermektedir. Tekâsür Sûresi bu konuda bizi uyarmaktadır: “Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı.”6
Riyâ Tehlikesinden Korunma Yolları (Tedâvi)
Gizlilik: Sehl b. Abdullah et-Tüsterî gibi ârif müfessirler, riyânın ilacının “kitman-ı amel" (ameli gizlemek) olduğunu belirtmişlerdir. Kişi, farzlar dışındaki nâfile ibâdetlerini, sanki bir günâhını gizler gibi gizlemelidir. Gizlilik aslında en büyük ahlâkî erdemlerdendir. Ancak bu güzel ahlâkımız kadın erkek herkeste dumûra uğramış ve onun yerine teşhircilik ve gösteriş hayâtımızı istilâ etmiş durumdadır. Erkeğin güzelliği yürüyüşündeki vakarda, kalbindeki takvâda ve ahlâkının güzelliğindedir. Kadının güzelliği tesettürün altındadır. Bunun teşhîri ise “el gördülük” yāni riyâ hastalığıdır. Bu da erdemi yok eder. Hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere: "Kim (amelini) insanların duyması için yaparsa Allah da onun (gizli niyetini/kusurlarını) insanlara duyurur. Kim de gösteriş (riyâ) yaparsa Allah da onu teşhîr ederek rüsvay eder."7
İhlâs Tahsîli: Amelinden önce niyetini kontrol etmeli, amel sırasında Allâh’ın murâkabesini hissetmeli ve amel bittikten sonra "acabâ beğenildi mi?" düşüncesinden kaçınmalıdır. Çünkü başkalarının beğenmesi, görmesi, duyması üzerine oturan ameller ihlâsı zedelediği için sâhibine iāde edilecektir. Yāni yüzüne çarpılacaktır. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Ey riyâkârlar! Dünyâda amellerinizi gösteriş olsun diye kimin için yaptıysanız gidin onu arayın, bakalım bulabilecek misiniz!” şeklinde hitâp ederek onları huzûrundan kovacağını bildirmiştir.8
Duā: Hz. Peygamber’in (sav) şu duāsı tefsirlerde bu hastalığın sığınağı olarak gösterilir: "Allâh’ım! Bildiğim halde şirk (riyâ) koşmaktan Sana sığınırım, bilmediklerim için de Sen’den bağışlanma dilerim."9
Sonuç olarak; riyâ, amelleri içten içe kemiren gizli bir virüstür. Mü’minin vazîfesi, kâinâtın mutlak hâkimi olan Allâh’ın "Gören" (Basîr) olduğu bilinciyle, kulların bakışını kalbinden silmektir. Zîrâ insanlar ne mükâfât ne de cezâ verme gücüne sâhiptir; riyâkârın bütün emeği ise fırtınadaki kül gibi savrulmaya mahkûmdur.
Dipnotlar
1 Kehf/ 110.
2 Münâvî, 1/153.
3 Münâvî, t.y.4/173.
4 Bakara, 2/264.
5 Müslim, İmâre, 152.
6 Tekâsür /12.
7 Hattâbî, 1988, Cilt 4, s. 2256; Kastalânî, t.y., Cilt 9, s. 160.
8 Müsned, V, 428, 429.
9 Buhārî, el-Edebü’l-Müfred, I, 250.
Ağustos 2026, sayfa no: 16-17-18
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak