Ara

Peyzaj Medeniyetimizin Dünümüzden Günümüze Yansıması Cafer Paşa Medresesi’ndeki Porsuk Ağacı

Peyzaj Medeniyetimizin Dünümüzden Günümüze Yansıması Cafer Paşa Medresesi’ndeki Porsuk Ağacı

2025 yılının sonlarına doğru idi. Sosyal medyada bir haber yayıldı. Haberde özetle: “Eyüp Sultan Câmi-i Şerîfi avlusundaki târihî çınar ağacı yerle yeksân oldu.” deniyordu. Bilgi kirliliği vardı lâkin aziz misâfirimiz Hazreti Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (Eyüp Sultan) kabrinin keşfi ile ilişkilendirilen ve İstanbul'un fethiyle târihlendirilen bir ağacın devrilmesi, sebep her ne olursa olsun kayıtsız kalınmayacak bir haber ve gelişme idi. Akşam câmiye uğrayıp yerinde keşif yaptığımızda haberin doğru olmadığını, bir yanlış anlama ve yorumlamanın milleti galeyâna getirdiğini anladık. Meğer türbe ile câmi arasındaki bahçecikte yıllar önce kuruyan küçük bir servi ağacının kütüğü imiş devrilen. Misâl yirmi yılı aşkındır Eyüp Sultan'da ikāmet ediyorum lâkin bu ağacın kurumamış hâlini hatırlamıyorum. Câmi ile irtibâtı olan pek çok insanın burada böyle bir ağacın varlığından dahî haberi yok. İnsanları gereksiz endîşeye, heyecâna, hüzne sevk etmesini bir yana bırakacak olursak bir ağaç için endîşe duyulmasını, sevgi gösterisini toplum adına olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Ümîdimiz ve dileğimiz bu sâhiplenmenin, sevginin bütün bitkiler, ağaç çeşitleri ve diğer canlılar için de geçerli olması. Daha çok alan açmak, daha fazla rant elde etmek için, sebepsiz yere devrilen her bir ağaç Eyüp Sultan hazretlerinin başucundaki çınar ağacı kadar nimettir, berekettir, kıymetlidir. “Bitkiler ve ağaçlar O'nun buyruğuna boyun eğerler.” (Rahmân, 6.) 

Medeniyetimizin Sembol Ağaçları

Medeniyetimizin sembol ağaçları; dalları gökyüzünü kucaklayan çınar ağacı ve elif gibi dimdik duruşuyla tevhîdi sembolize eden servi ağacı. Vaktiyle hiçbir mîmârî eserimiz yoktur ki onun yanına çınar ağacı, hiçbir hazîre/kabristan yoktur ki bünyesine servi ağacı dikilmemiş olsun. Servi ve çınar ağacı kadîm zamanlardan beri iki güzel öğretmendir bize. Sabrı, temkîni, doğruluğu serviden; aksiyonu, direnmeyi, yeniden ayağa kalkmayı da çınardan öğreniriz. Söz konusu İstanbul olduğunda bu ağaçlar şehrin silüetinde, anlam dünyâsında daha da önemli bir yer tutar. Vaktiyle İstanbul'u ziyâret eden seyyahlar, Lamartine, Theophile Gautier, Edmondo De Amicis ve Lady Craven gibi yazarlar şehrin yeşilliğinden, ağaçların güzelliğinden övgü ile söz etmişlerdir. Théophile Gautier'in eserinde, İstanbul'un dev çınarları, servi ormanları ve yeşilliği detaylı bir şekilde betimlenir; mezarlıklar, nehir kenarları ve manzaralar ağaçlarla doludur. Lady Elizabeth Craven ise 1789'daki seyahatnamesinde, İstanbulluların ağaçlara saygısını över; şehir sâkinlerinin evlerini ağaçları kesmeden etraflarına inşâ ettiklerini belirtir. 

Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir isimli eserinde 1960’lı yıllara kadar İstanbul'un peyzajı ve ağaç kültürüne dâir muazzam tasvirlerde bulunur. Eski İstanbul'un mîmârîsiyle ağaçların -özellikle servi ve çınar- iç içe geçmiş estetiğini, kültürel önemini çarpıcı bir şekilde anlatır. İşte bahse konu eserden bir levha: “Büyük mîmarlarımız ise, dâimâ eserlerinin yanı başında birkaç çınar veya serviyi eksik etmezlerdi; gür yaprağın tezādı onların en güzel terkiplerinden biriydi. Bazıları daha ileriye gider; câmi veya medrese avlusunun hendesî cenneti ortasında çınarın, servinin yetişmesi, gülün açması, sarmaşığın halkalanması için yer ayırırdı. (..) Mîmârın veya hayrat sâhibinin diktiği ağacın büyüdüğünü görüp görmemesinin ehemmiyeti yoktu. Dikilmiş olduğunu bilmesi yeterdi. Bilirdi ki toprağa emânet edilmiş bir ağaç, mahalleye, semte, hattâ cemiyete ve bütün bir îmâna emânet edilmiş bir değerdir.” 

Göklere Baş Uzatmış İki Çınar

İstanbul'un ağaç envanteri, çeşit zenginliği elbette servi ve çınar ağaçlarıyla sınırlı değil. Mevsiminde kabristanlardan dışarı taşan erguvan; ıhlamur, çitlembik, tesbih ağacı, akasya, hurma, ayva, nar; envâî çeşit erik-dut ağaçları ve liste uzayıp gidiyor. Saymakla bitiremeyiz. Evliya Çelebi de Seyahatname'sinin İstanbul bölümünde Eyüp Sultan semtini tasvîr ederken, semtin yeşilliği, bahçeleri ve ağaçlarıyla ilgili çarpıcı detaylar verir. Özellikle Eyüp Sultan Câmi-i Şerîfi avlusu ve çevresindeki ağaçlara dikkat çekerek: “Avlusunun üç tarafı odalarla süslüdür. Ortasında cemâat maksûresi vardır. Bu maksûre ile Ebû Eyyûb mezarı arasında göklere baş uzatmış iki çınar vardır ki cemâat gölgesinde ibâdet eder.” der. 

Kara surlarından Karadeniz sâhiline kadar sınırları bulunan Eyüp Sultan semti, kadîm İstanbul'un ağaç çeşidi ve peyzaj zenginliği bakımından âdetâ bir numûnesi gibidir. Ormanlarını dâhil etmesek dahî târihî Eyüp Sultan yerleşkesinde bu zenginliği, çeşitliliği bütün hoyratlığımıza rağmen hâlâ gözlemlemek mümkün. Feshane karşısındaki Defterdar Câmi-i Şerîfi'nden başlayıp Zal Mahmud Paşa Câmi-i Şerîfi'ne, oradan Ayşe Hubbî Hatun Türbesi’ne ve nihâyet Eyüp Sultan Câmi-i Şerîfi'ne kadar uzanan yol boyunca birer rehber gibi bizlere çınar ağaçları eşlik eder. Adım başı rastladığımız hazîrelerde arz-ı endâm eden, “Hû, Hû” diye salınarak zikreden servilerin izini Edirnekapı'dan Silahtarağa’ya, Karyağdı Bayırı’ndan Nişanca’ya kadar sürmek mümkün.

Cafer Paşa Medresesi’nde Garip Kalmış Bir Ağaç

Biz bu yazımızda şehir içinde pek âşinâ olmadığımız fakat Eyüp Sultan târihî alanda, Cafer Paşa Medresesi avlusunda var olan bir ağaç türünden bahsedeceğiz. Bu, yıllardan beri insanların yanından habersizce geçip gittiği, gölgesinde zaman zaman çay eşliğinde sohbet ettiği porsuk ağacıdır. Cafer Paşa Medresesi, târihi 16. yüzyıla kadar uzanan, Kızıl Mescit karşısında, Kalenderhane Caddesi girişinde, sağ koldaki ilk yapıdır. Ön tarafta Cafer Paşa Türbesi arka kısmında ise medrese bölümü bulunur. Porsuk ağacı, kemerli kapıdan geçtiğimizde, medrese kısmına varmadan oluşturulan meydancıkta bulunur. Yakın zamâna kadar Eyüp Sultan Belediyesi sosyal ve kültürel faaliyetlerine ev sâhipliği yapan mekân günümüzde kapalı vaziyettedir. Yıllardan beri gözümüzün önünde olduğu hâlde ağacın türü hakkında hiçbir bilgiye sâhip değildik. Sağ olsun, mekânda bir zamanlar koordinatör olarak görev yapan Hayri Dinçer Bey sâyesinde mâlûmât sâhibi olduk ve yazıyı kaleme aldık. Buradan kendisine selâm ve teşekkür gönderiyoruz. 

İstanbul'da Belgrad ormanında porsuk ağaçları doğal olarak bulunur. Rivâyetlere göre Yıldız Dağları’na kadar uzanan aksta, çapı üç metreden daha büyük olanları da vardır. Bahçeköy’de porsuk ağaçları hem doğal hem de koleksiyon amaçlı olarak yer alır. Şehrin iç kesimlerinde, Topkapı Sarayı avlusunda, anıt niteliğindeki, yaklaşık 310 yaşındaki bir porsuk ağacı dikkat çeken bir örnektir. Bunların dışında bazı câmi avluları veya eski korularda nâdir bireyler olabilir, ancak bunlar genellikle peyzaj amaçlı dikilmiş veya korunmuş olanlardır. Cafer Paşa Medresesi avlusunda bulunan porsuk ağacının yaşı ve hikâyesi hakkında herhangi bir bilgiye sâhip değiliz. Porsuk ağacı çok yavaş büyüyen bir ağaç. 30-40 cm çapında olmasına rağmen 300-400 yaşında olabilir. Belki yapı topluluğunun ilk inşâ târihi olan 1585 yılına da târihlenebilir. Bu tespit ilgili uzmanların konusuna giriyor. Yaşı ne olursa olsun bu ağaç Tanpınar’ın ifâde ettiği gibi ecdâdımızın câmi, medrese gibi hayır eserlerinin avlusunda oluşturduğu peyzaj medeniyetinin günümüze nahif bir yansımasıdır. Deniz seviyesinden 1000-1900 metre yüksek kesimlerde yetişen ağaç türünün târihî bir yapının avlusunda konumlanması, varsa diğer örnekleriyle birlikte değerlendirilip bir araştırma konusu yapılabilir. Biz şimdilik ülkemizde bulunan porsuk ağacı türüne dâir genel bilgiler vermekle yetineceğiz. 

Dünya'da altı cins ve yirmi sekiz türü olan porsukgiller âilesi, uzmanlara göre Türkiye'de bir cins ve bir tür ile temsîl edilir. Porsuk ağacı (bilimsel adı Taxus baccata), daha çok âdî porsuk veya yaygın porsuk diye bilinir. Kuzey ve Orta Avrupa'da, Akdeniz ülkelerinde ve Kafkaslar’da izi sürülen porsuk ağacı, Türkiye'de daha ziyâde Karadeniz çevresinde, Sinop Ayancık’ta, Zonguldak Alaplı'da, Bolu havâlisinde, Karabük'te, Düzce'de, Trakya’da, Kaz Dağları’nda ve Hatay Amanos Dağları gibi nemli ve gölgeli ormanlarda görülür. Bu yayılış hiçbir zaman büyük bir orman teşkîl etmez. Yer ve konumuna göre sınırlı sayıda bulunurlar. 

Adı Kanser Araştırmalarında Geçiyor

Porsuk ağacı Türkiye'de doğal olarak yetişen çok özel ve ilginç bir ağaç. İğne yapraklıdır, yaprak dökmediği için her dem yeşildir. Bünyelerinde reçine içermezler, çok yavaş büyürler. Boyu 30-40 metreye, gövde çapı 1-4 metreye kadar varabilir. Porsuk ağacı çiçekli bir bitkidir ve iki evciklidir. Eril ve dişil iki porsuk ağacının çiçeklerinin döllenmesi ile meyveye durur. Kırmızının farklı tonlarındaki meyvesi yaz sonunda yâhut sonbahar başında olgunlaşır. Yemyeşil ağaç kendine has meyvesiyle son derece hoş bir manzara oluşturur. Meyve mevsiminde gelin gibi süslüdür. Etli bir meyve içinde tek ve sert bir tohumu vardır. Bu kırmızımsı kısım kimilerine göre yenebilir (kuşlar da sever), ancak içindeki çekirdek çok zehirlidir. Bu sebeple ihtiyatlı davranıp meyvesini de hiç yememek gerekir. Ağacın neredeyse tamâmı (yaprak, dal, kabuk, tohum) taxin adlı alkaloidler nedeniyle son derece zehirlidir. Birkaç yaprak veya tohum bile insan ve hayvanlarda kalp durması gibi ciddî zehirlenmelere yol açabilir. Bu sebeple meyve ve yapraklarından özellikle çocukları uzak tutmalıdır. Yaprak, sürgün ve kabuğundaki taxin ve taxol içeriği nedeniyle günümüzde kanser araştırmalarının konusunu oluşturmaktadır. Özellikle Taxus türlerinden elde edilen paclitaxel adlı bileşik, meme ve yumurtalık kanseri tedâvisinde kullanılan önemli bir kemoterapi ilacı olarak gösterilir. Cenâb-ı Mevlâmız zehirin yanında şifâyı yaratandır. Kim bilir hangi ağacın çekirdeğinde hangi şifâ, hikmet ve incelik gizli ve keşfedilmeyi bekliyor. “Allah yarattığı her şeyi en güzel şekilde ve yerli yerinde yaratmıştır.” (Secde, 7.) 

Dünyânın En Yaşlı Porsuk Ağaçları

Araştırmalara göre dünyânın yaşayan en yaşlı anıt porsuk ağaçları Fas, İngiltere ve Türkiye’de bulunuyor. Fas ve İngiltere'de tesbît edilen söz konusu anıt porsuk ağaçlarının tahmînî yaşları sırasıyla 2371 ve 2271 yıl olarak verilmekte. Türkiye’de tesbît edilen en yaşlı anıt porsuk ağacının ise 2016 yılı itibâriyle 4112 yaşında olduğu iddia edilmiştir, ancak Alaplı-Gümeli’deki bu ağacın gövdesinden alınan artım kalemi üzerinde dendrokronologlar tarafından gerçekleştirilen yıllık halka analizleri ağacın iddia edildiği gibi 4112 değil yaklaşık 2000 yaşında olduğunu göstermiştir. Diğer en yaşlı porsuk ağaçları ise Bölüklü Ormanları’nda yer alan biri 1600 diğeri 1000 yaşındaki porsuk ağaçlarıdır. Artvin Murgul'da 3,5 metre civârındaki porsuk ağacı ise Türkiye'nin en büyük çaplı porsuğu olarak bilinir. Porsuk ağacı gölgeye çok dayanıklıdır. Çoğu iğne yapraklı gölgede ölürken porsuk yemyeşil kalır. Park, bahçe, mezarlık ve çit bitkisi olarak sık kullanılır. Şekil vermek kolaydır. 

Târih Boyunca Vazgeçilmez Yay Ağacı

Porsuk ağacı yay yapımında târih boyunca ısrarla kullanılmış, hattâ bazı kültürlerde en ideal malzeme olarak kabûl edilmiş. Bu ağaç türünün yay yapımında kullanılmasına ilişkin en eski kanıtlar 1991 yılında Ötztal Alpleri’nde bulunan buz adam Ötzi’nin yanında tespit edilen 1,82 m uzunluğundaki 5300 yıllık yaydan gelir. Avrupa'da İngilizler yayları yıllar yılı neredeyse tamâmen porsuk ağacından yapardı. Porsuk o kadar değerliydi ki İngiltere'de ormanlardan porsuk kesimi için özel yasalar çıkarıldı. İtalya ve İspanya gibi yakın ülkelerden ithalâtı yapıldı. Türkler’de geleneksel yaylar genellikle kompozit yapıdadır. En çok tercîh edilen ahşap akçaağaç olsa da karaağaç, kızılcık, dut ve porsuk ağacı da yay yapımında kullanılmıştır. Uzun yaylar için son derece işlevsel, verimli özelliklere sâhip olan bu ağaç cinsi, diri odun/öz odun kombinasyonuna sâhiptir. Diri odun (ağacın dış kısmında, kabuğun hemen altında bulunan beyaz odun) gerilime karşı mükemmeldir. Yayın arka kısmını oluşturur ve gerilir. Öz odun (ağacın merkezini oluşturan kırmızı odun) ise bunun tam tersidir ve sıkıştırmaya karşı mükemmeldir. Esnekliği ve dayanıklılığı nedeniyle târih boyunca savaşların kazanılmasında belirleyici rol üstlenmiştir. Günümüzde de modern geleneksel okçulukta ve el yapımı yay ustaları tarafından -pahalı olmasına rağmen- en prestijli malzemelerden biri olarak kabûl edilir ve ısrarla aranır. 

Türkiye’deki Porsuk Ağaçlarının Korunması Gerekiyor

Coğrafyacılar, botanikçiler ve ağaç bilimcileri, Türkiye’de bulunan sınırlı sayıdaki porsuk ağacı türünün tehdit altında olduğunu ve âcilen korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Uzmanlara göre, doğal porsuk popülasyonları giderek nâdirleşmekte ve her geçen gün azalma eğilimindedir. Bu durumun başlıca nedenleri arasında şunlar yer almaktadır: Tohumdan çoğalmanın zorluğu, yavaş büyüme hızı, düşük üreme başarısı, kontrolsüz orman kesimleri, arâzi kullanımı değişiklikleri, iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle oluşan dağılım daralması. 

Porsuk ağaçlarının doğal ortamlarında kendi hallerine bırakılması, hiçbir şekilde dokunulmaması ve özellikle kesilmelerine veya tahrip edilmelerine karşı büyük hassâsiyet gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, toplumda farkındalığın artırılması da kritik bir konudur. İnsanlar genellikle ne olduğunu bilmedikleri bir canlının kıymetini takdîr edememektedir. Bu yazı da tam olarak bu amaçla hazırlanmıştır: Türkiye’deki porsuk ağaçlarının değerini ve korunması gerektiğini daha geniş kitlelere duyurmak. Kısaca, porsuk ağaçlarımız nâdir, yavaş büyüyen ve hassas varlıklardır. Onları korumak, hem biyolojik çeşitliliğimiz hem de gelecek nesiller için bir sorumluluktur.

Yolunuz bir gün Eyüp Sultan'a düşerse semtin garip ve sessiz sâkini porsuk ağacına demir parmaklıklar arkasından da olsa bir selâm vermeyi unutmayın. Kim bilir belki bir gün serin gölgesi altında çay içmek de nasîp olur. Yâ nasip! Başka bir yazıda, bambaşka ufuklara yelken açmak ümit ve duāsıyla hoşça bakın zâtınıza efendim. 

Yararlanılan Kaynaklar

Akkemik, Ü., Demirtaş, A., Köse, N., Usta, S., Güner, H.T. (2018). Zonguldak Alaplı’daki Anıt Porsuk (Taxus baccata L.) Ağacı Gerçekten 4112 yaşında mı? Orman ve Av, 961 (2), 11-19.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergah Yayınları, s.154, İstanbul, 2019.

Barbaros Yaman ve Engin Zaman, “Zonguldak-Gökgöl Mağarası Yakınındaki Porsuk Ağaçlarının (Taxus baccata L.) Anıtsal Özellikleri”, Bartın Orman Fakültesi Dergisi, 32-41, 2022.

Kur'anı Kerim: Rahman suresi, 6. Ayet-i Kerimesi; Secde Suresi, 8. Ayet-i Kerimesi.

Celal Taşdemir ve Alparslan Abbak, Taxus baccata L. (Porsuk) İnceleme Raporu, https://www.ogm.gov.tr/tr. Erişim târihi: 10.02.2026

The Icemân's equipment, https://www.icemân.it/en/oetzi/equipment Erişim târihi: 10.02.2026

National Cancer Institute (NCI)

https://www.cancer.gov/research/progress/discovery/taxol Erişim târihi: 10.02.2026

Mayıs 2026, sayfa no: 58-59-60-61-62-63

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak