Peygamber Efendimiz’in (sav) Sünnet ve Tavsiyeleri Da’vet ve Tebliğ

Mustafa Nezir GÜL

Allah Resûlü (sav) insanların dîne girmesi, İslâm’ı seçmesi için baskı ve zorlama yoluna girmezdi. Tabii bu uygulama, kâlben îmân eden müminleri ortaya çıkarıyordu. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-8907) Allah Resûlü insanları İslâm’a dâvet ederken tedrîcîlik metodunu uygulardı. Yâni insanları aşama aşama vahiyle muhatap kılardı. Muaz b. Cebel (ra)’i Yemen’e gönderirken, ehl-i kitâba karşı sırasıyla şu aşamaları izlemesini söyler: “Önce Allâh’a îmâna ve ibâdete dâvet et. Sonra beş vakit namazı emret. Bunu kabûl edip uygulayınca, zekâtı iste.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesei, İbn-i Mâce-2672, K.S.-2010) Yine Resûlullâh (sav), İslâm’a dâvette önce yakınlarından, akrabâlarından başlamıştır. (Buhârî, Müslim, Tirmizî, K.S.-726) Tebliğde bulunmadan önce muhatabını bâzı sorular ve ifâdelerle hazırlardı. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud-K.S. 2/312) İnsanlara bâzı sorular sorarak, onların vereceği cevapları hesâba katarak açıklamalarda bulunur ve dîne dâvet ederdi. Adiyy b. Hâtim kendisine geldiğinde onu elinden tutmuş, evine götürmüş, karşısına oturtmuş ve Allah inancını ortaya çıkaran, tevhîdin doğruluğunu ikrâr edecek sorular sormuş ve istediği cevâbı almıştı. Bu görüşmenin sonunda Adiyy hemen Müslüman olmuştur. (Tirmizî-8906) Henüz yeni Müslüman olanlara, İslâm’ın bâzı emirlerini ilk etapta uygulamamalarına izin verirdi. Sakif kabîlesine, kalplerindeki îman kökleşinceye kadar, namazı emretmiş, onları zekât ve cihattan geçici olarak muaf tutmuştur. (Ebu Davud-2692, 2693, K.S.-4296) “Onlar (gerçek mânâda Müslüman olunca, kendiliklerinden) zekât da verecekler, cihâda da katılacaklardır:’ (Ebu Davud, K.S.-4297) Resûlullâh (sav), müşriklerin Müslüman olmasına çok sevinir ve bu sevincini gösterirdi. Ebu Cehil’in oğlu İkrime (ra) Müslüm olunca sevincinden ona sarılmıştır. (Muvatta-4253) Yeni Müslüman olanlara özel ilgi gösterir, bâzı jestler yapardı. Ebu Süfyan Müslüman olunca, onun ayrıcalıklı olmayı sevdiği söylenince, şehre girerken halka şu duyurunun yapılmasını istemiştir: “Kim Ebu Süfyan’ın evine de girerse, güvendedir.” (Ebu Davud, K.S.-4279) Resûlullâh (sav), İslâm’a dâvet ettiği şahıslara İslâm hakkında bilgi verdikten sonra karşısındakinin sorularını cevaplar, bir şey söyleyeceği varsa sonuna kadar dinlerdi. (Ebu Y’ala-6393) Peygamber Efendimiz’in evi Ebu Leheb ile bir başka İslâm düşmanı olan Ukbe b. Ebi Muayt’ın evinin arasındaydı. Onlar her zaman peygamberimizin evinin önüne işkembe, necâset, kan atarlar ama o her seferinde sâdece şunu derdi: “Ey Kureyş topluluğu! Ne kötü komşular bunlar!” (Taberânî-6394) İnsanların bulunduğu tüm mekânlara uğrar, Allâh’ın dînini anlatır, onları tevhîde dâvet ederdi. Hac ve panayır zamanlarında çevre kabîlelerden gelenlere İslâm’ı anlatmak için çok ciddî çabalar içinde olurdu. Hattâ onlara, kabîlelerine berâber giderek dîni anlatmayı da teklif ederdi ama buna yanaşan olmazdı. (Ebu Davud, Tirmiz; K.S.ıs15/392) Panayırları gezerken, Ebu Cehil ve benzeri müşriklerin onun ardı sıra gezerek aleyhte konuşmalarına rağmen o, dâvetine devâm ederdi. (Müsned- 6395) Müşriklerin ve diğer kâfirlerin kendisini reddetmeleri karşısında hep sabır gösterir, onlara bedduâ değil, duâ ederdi. Taif’te taşlanıp, şehirden kovulunca, “İstersen bu dağları onların başına çevireyim’ diyen meleğe, ‘Allah’tan ben bunların soylarından, yalnız O’na ibâdet edecek ve Allâh’a ortak koşmayacak bir nesli çıkarmasını umarım!” demişti. (Buhârî, Müslim-6405) Resûlullâh (sav), henüz Müslüman olmasa da amcası Abbas ve diğer bâzı müşriklerden yardım alıyor, onların himâyelerine giriyordu. (Müsned-6412)

Muhataplarıyla görüşmeden önce, kendi konumunu netleştirmek için, güvenilirliğini onlara ikrâr ettirirdi. Safa tepesinde halka İslâm’ı anlatmadan önce, halkın bakışını kendilerine ikrâr ettirmiştir. “Ben size şu dağın arkasında düşman var, size saldıracaklar dersem bana inanır mısınız?” “Evet, sana inanırız. Bugüne kadar senin yalan söylediğini duymadık.” (Buhârî-7128) Dâvet ve tebliğ aşamalarında muhataplarından aslâ bir dünyâlık talep etmemiş, almamıştır. (Müsned- 7205) Resûlullâh (sav), İslâm’ı yaşama ve yayma yolunda kâfirlere karşı gerektiğinde sert çıkışlar da yapardı. Kendisinin Kâbe’de namaz kıldığını gören Ebu Cehil’in gelerek şiddetle kızması, bağırması ve ailesinin kalabalıklığını hatırlatarak onu tehdit etmesi üzerine, gelen âyet (Alak /17-18) doğrultusunda şöyle meydan okumuştu: “Haydi sen çağır meclisini, adamlarını. Ben de zebânileri çağırayım!..” (Müslim, Tirmizî, K.S -867) Resûlullâh (sav), İslâm’ı kabûl eden fakir kimselere yardımda bulunmaları için bir iki kişiyi görevlendirirdi. Bu yardım hem maddi konularda hem de din eğitimi konusunda olurdu. İnsanları İslâm dâvâsına kazandırmak için kötü insanlara bile güzel muamele eder, önem verir, hürmet ederdi. (K.S. c. 7 s.298) Bir insanın dâveti sonucu Müslüman olan veya güzel amellerde bulunan kişinin yaptığı tüm hayırlardan, ona vesîle olanın da ecir alacağını müjdelerdi. Kötülüğe vesîle olanın da günah alacağını hatırlatırdı. (Müslim, Tirmizî, Ebu Davud, Muvatta, KS.-4680) “Eddâllu ‘alal hayri kefâilühü: Hayra delâlet eden, onu yapan kişi gibidir.” (Tirmizî, K.S.-4681) Yeryüzünde işlenen her cinâyetten, Hâbil’i öldüren Kâbil’in de bir pay aldığını haber verirdi. (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesei, K.S-4927) Çok şerli, kötü de olsa o insanı İslâm’a kazandırmak için ona çok güzel muamele ederdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Muvatta, K.S.-5929) Allah Resûlü (sav), kendilerinden gelen istek üzerine kadınlara vaaz ve sohbet vermek için özel bir gün ayırmıştır. (Buhârî, Müslim, K.S.-4702) Çevre kabîlelerin eğitim, öğretim ve irşâdı için muallimler gönderirdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesei-K.S. 2/224) Bir kabîleden Müslüman olanlara, gidip kavmini İslâm’a dâvet etmesini, hemen çatışmaya girmemesini emrederdi. (Ebu Davud, Tirmizî, K.S.-753) Ashâbından birini herhangi bir iş için görevlendirdiği, bir yere gönderdiği zaman şu kesin tâlimâtı verirdi: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” (Müslim, K.S.-1047) Dâvetçinin en temel bir özelliğidir bu. Resûlullâh (sav), dînî bir meseleyi duyanların duymayanlara, bilenlerin bilmeyenlere aktarmasını isterdi. ‘Belki dinleyen kişi, o ibâdeti daha güzel yapabilir.’ (Buhârî, Müslim, Ebu Davud-K.S. 2/313) Efendimiz (sav)’den... Allah Resûlü (sav), Yemen’e gönderdiği Muaz (ra)’a şunları söyledi: “İnsanları İslâm’a dâvet edin. Müjdeleyin, ürkütmeyin, kolaylaştırın, güçleştirmeyin. İyi geçinin ve ihtilâfa düşmeyin.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-5603)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği