Paris Saldırısının Sırları ve Hedefleri

Paris Saldırısının Sırları ve Hedefleri
mustafa-Özcan-subat Mustafa Özcan Melih Aşık 16 Ocak (2015) tarihli köşesinde Paris’te gerçekleşen saldırılarla ilgili şöyle bir hüküm cümlesinde bulunmuştur: “Charlie Hebdo baskınının 2011 yılındaki bir karikatürün intikamı olduğuna inanmak saflıktır…” Gerçekten de olayla ilgili resmi rivayeti kabullenmek adeta akılla alay etmektir. Yugoslav menşeli olduğu ileri sürülen sofistike silahları onlara kim temin etmiştir? Veya eylemciler nasıl temin etmiştir? Nasıl oluyor da ellerini kollarını sallaya sallaya söz konusu mekâna vasıl oluyorlar. Tam da bütün çizerlerin davetli olduğu günde. Sanki birileri o günü ölüm karnavalı olarak düzenlemiş. Hayatta kalanlardan birisi (survivors) baskın sırasında bir an olayın şaka olduğunu zannettiğini söylüyor. Zaten telin yürüyüşüne katılan Netanyahu da yürüyüşü sakil bir şaka haline getirmiştir. Baskın sırasında eylemcilerin Allah-u Ekber sesleriyle ortalığı inletmeleri de bizdeki Danıştay baskını ve Tansel Çölaşan’ın rivayetini akla getirdi. Alparslan Aslan’ın baskın sırasında tekbir getirdiğini ileri sürmüştü. ABD’de 11 Eylül olayları sırasında İkiz Kulelere çarpan uçakların kara kutularına rastlanmazken eylemcilerin pasaportları oraya buraya savrulmuş halde sapasağlam bulunmuştu. Eski ifadesiyle olaya ‘Rufailer karışmış’ olmalı! Charlie Hebdo dergisinin merkezine saldırıda da benzeri bir olay gerçeklemiş faillerin kimliklerine işaret eden kimlikleri ve pasaportları gasp ettikleri araçta bulunmuştur. Sanki geriye bilerek ipucu ve belge bırakmışlardı. Ötesinde bazı haberlerde kardeşlerin altı aydan beri takip edilmediğini ortaya koyuyor! Bu kadar tehlikeli adamlarsa neden peki? Batı’da birkaç zincirleme ve sistematik eylemden bahsedebiliriz. Bunlardan birisi şüphesiz 11 Eylül salgını idi. 11 Eylül, akabinde dünyayı turladı. 80 gün devrialem kitabında anlatıldığına benzer bir biçimde olaylar zinciri devri alem yaptı. Madrid, Londra, İstanbul, 2002 yılında Endonezya da Bali adasına denizden uğradı. Bu denizden vuran saldırı da en sofistikeleri arasındaydı. Paris’te meydana gelen saldırı artçı bir 11 Eylül müydü? İsrail basını hemen tanısını ve teşhisini koydu. Paris’te yeni bir 11 Eylül süreci yaşanmıştı. Ruşen Çakır ise Paris izlenimlerini yazmış olduğu bir yazısında Parislilerin bunu tasdike pek meyilli olmadıklarını ortaya koyuyordu. Dünyaya turlayan başka bir süreç ise Şeytan Ayetleri romanının orada burada tefrika edilmesi ve Müslümanların öfkesine neden olmasıdır. Öfke patlamasına neden olmuştur. Humeyni ise parsa toplamak için infazı durdurma ile birlikte rüşdi hakkında ölüm fetvası vermesi olmuştur. Nedense sessiz sedasız bir biçimde Abdurrahman Kasımlu ve benzeri örneklerde olduğu gibi ortadan kaldırma imkanı varken bunu yapmadı, aksine sesli ve gürültücü bir tarzı seçti! Neden acaba? Charlie Hebdo meselesinde ise Humeyni’nin halefleri ser verip sır veriyorlar. Hatta utanmasalar manşetlerinde Charli ile dayanışmaya gidecekler. Zaten genel havayı koklamış bir gazete bunu yapınca ene güne rezil olmamak için sayıyı toplattılar. İran’da George Clooney’nin “Ben Charlie Hebdo’yum/Men hem Şarli Hestem “sözlerini manşetten veren Mardom e-Emooz gazetesini toplattılar. Buna mukabil, tepki olarak İran’da çıt yok. Hattı İmam dedikleri Humeyni çizgisini unuttular mı yoksa aştılar mı? Ne bir kınama ne bir eylem! Herhalde İranlılar dillerini yuttular. Hizbullah Lideri Nasrallah ise sukunet abidesi kesildi. Hatta ötesine geçerek, Charile Hebdo için bir şey söylemeden akislerinin üzerinden eylemcileri teröristler olarak yaftaladı. Besbelli ki Fransa’nın atıfetini arıyor ve uslu çocuk olarak Suriye’deki politikalarını değiştirmesini bekliyor. Şeytan Ayetleri kurgusunun veya romanının bu şekilde küresel kampanya ile terviç edilmesi Selman Rüşdi’nin bile hayalini aşmıştır. Bu nedenle de Türkiye’de yerli bir Selman Rüşdi müsveddesi olan Aziz Nesin’le izin almadan romanını tefrika etmesi nedeniyle atışmıştır.. Şeytan Ayetleri romanı ve ona eşlik eden eylemler de devr-i alem şeklinde dünyayı turlamıştı. Charlie Hebdo da Şeytan Ayetleri gibi yayın yoluyla blasphemy /profan yani tahkir suçu işliyordu. Eylemin nasıl olduğuna dair kesif şüpheler var. Said ve Şerif Kuaşi kardeşler konuşmaya imkân bulamadan kıstırıldıkları bir köyde susturuldular. Olayın neresinde oldukları hala bilinmiyor. Boston saldırganları olarak belirlenen iki Çeçen kardeşten birisi de vurulmuş, ötekisi de konuşamayacak hale getirilmişti. Olayın etrafında sis perdesi ve karanlık noktalar var. Hatta buna uzaydakine benzer olarak kara delik demek daha doğru olur. Amerikan ABC News adlı kanal Said ve Şerif kardeşlerin eşleriyle, avukatları Antoine Flasaquier vasıtasıyla bir konuşma gerçekleştirmiş ve kardeşlerin eşleri ve akrabaları sözbirliği etmiş gibi eylemci olarak takdim edilen Şerif ve Said kardeşlerin kendilerine isnat edilenlerle hiçbir alakaları olmadığını kendi hallerinde insanlar olduklarını ve aşırı eğilim taşımadıklarını ve Kaide bağlantılarının asla olmadığını teyit ediyorlar. Avukatı aracılığıyla Said’in eşi şöyle diyor: “Her zamanki gibi giderken bir öpücük kondurdu ve çekip gitti. Muhakkak başına yolda veya kardeşi (Şerif) ile buluştuğunda bir şey gelmiş olmalı. Anlamıyorum1…” Zira anlaşılacak gibi değil! Her şey yolunda ve düzgün giderken birden kardeşler raydan çıkıyor ya da eylem yapıyor ve sonrasında vurularak eşlerine dahi veda etmeden bu dünyadan ayrılıyorlar! Resmi rivayet bu yönde. Lakin gayri resmi söylem tam aksine işaret ediyor. Bu gayri resmi söylemi seslendirenlerden birisi de Fransa’nın aşırı Ulusal Cephe’nin kurucu lideri Jean-Marie Le Pen. Fransa'da aşırı sağcı Milli Ulusal Cephe Partisi'nin kurucusu Jean-Marie Le Pen, Charlie Hebdo ile bağlantılı saldırıların ‘Batılı istihbarat servisleri’ tarafından düzenlendiğini ileri sürdü. Jean-Marie Le Pen önemli bir söz söylüyor: Bu eylem Batılı bir istihbarat tarafından Fransız istihbaratının işbirliğiyle gerçekleştirilmiş olabilir. Buna eskiler muvazaa diyorlar. Ulusal Cephe kurucu Başkanı Le Pen daha da ileri giderek eyleme kalkışan muhtemel adresleri de söylüyor. Ya Amerikan ajanları, işbirlikçileri yahut da İsrail ajanları, işbirlikçileri ve devşirmeleri. Amacı da açıklıyor: Batı ile İslâm arasında bir niza, kavga ve savaş çıkarmak. Son sıralarda İsrail müttefiki Merkel’in kışkırtıcı söylemden uzak durması da mesajı aldığı anlamında yorumlanıyor. İsrail’in planı kısaca şöyle anlaşılabilir: İki gücü (Batı ile İslâm dünyası) tokuşturarak ve yıpratarak aralarından sağlam çıkmak. Pegida’nın kitleselleşmesi sadece göçmenler için değil aynı zamanda Avrupa için de tehlikeli. Zira, Batı ülkeleri için iki tehlikeyi barındırıyor. Bunlardan birisi otoriterleşme eğilim ve tehdidi. İkincisi de yükselen faşizm ile öteki görüşler arasında kutuplaşma. Bundan dolayı ilk kez Alman devleti Pegida karşısında istemeden de olsa tedbir alarak işin farkına vardığını gösterdi. ESKİ SAĞ İLE YENİ SAĞ ARASINDA KIRILAN FAYLAR İkinci Dünya Savaşının izlerini taşıyan eski sağ yabancı ve göçmen düşmanı olmasından daha fazla İsrail düşmanıdır. Jean-Marie Le Pen bu klasik sağ anlayışını temsil ediyor ve İsrail’i çıbanbaşı ve insanlık düşmanı olarak görüyor. Buna mukabil yükselmekte olan yeni sağ İslâmî dalgaya karşı müttefik olarak İsrail’i ve onun beynelmilel dostlarını görmekte. İşte bu nedenle de baba Le Pen’ün Komsomolskaya Pravda gazetesine yaptığı değerlendirme ve Batı’daki akisleri kızı Marine Le Pen’ü pek memnun etmişe benzemiyor2. Babasının analizlerine ve söylemine mesafeli duruyor. Rus gazetesine yaptığı değerlendirmede yaşlı kurt Jean-Marie Le Pen bu işin Fransız otoritelerinin işi olamayacağını lakin bu eylemi gerçekleştirenlere göz yummalarının muhtemel olduğunu ifade ediyor. Yani iş karmaşık ihaleye benziyor. Jean-Marie Le Pen, kardeşlerden birisinin kimliğini gasp ettikleri araçta bırakmasının anlaşılır bir durum olamayacağını ifade etmektedir. Sanki polisleri kendisine yönlendirmiş gibidir. Öyleyse bu bir intihar eylemi olmalı ya da asıl failler tarafından mesele üstlerine yıkılmak için infaz edilmiş olmalılar. MEHDİ BEN BERKA OLAYINI HATIRLATIYOR Faslı muhalif ve Kral İkinci Hasan’ın hasımlarından Mehdi Ben Berka da Paris’te kaçırılmış sonrasında kendisinden haber alınamamıştı. Fransız istihbaratının marifetiyle Fas’a kaçırıldığı ve öldürüldükten sonra cesedinin asit çukurunda eritildiği ileri sürülmüştür. Daha doğrusu Mehdi Ben Berka Fas istihbaratıyla Fransız istihbaratı arasında gayya kuyusunda kaybolmuştur. Ben Berka 29 Ekim 1965'te kayboldu, bir daha da bulunamadı. Soruşturma sonucunda kiralık katillerce kaçırılıp öldürüldüğü görüşüne varıldı. Kaçırma olayını, Fas içişleri bakanı General Muhammed Ufkir'in düzenlediği birçok kez öne sürüldü. Fransa'da yapılan resmi soruşturma ve yargılama, Fas'ın bu olayla Fransız ulusal egemenliğini ihlal ettiğini, üstelik Fransız polisi ile Fransız haberalma görevlilerinin de olayda yer aldığını gösterdi. Fransa'nın Ufkir için uluslararası tutuklama emri çıkarması bir sonuç vermedi. İki ülke arasındaki ilişkiler gitgide bozularak Ocak 1966'da diplomatik ilişkilerin kesilmesiyle sonuçlandı. Jean-Marie Le Pen son eylemin trajikomik bir durum arz ettiğini ve Charlie Hebdo saldırısını telin için yürüyen 1.5 milyonluk kitlenin aslında kendilerini Charlie Chaplin’e benzettiklerini söylüyor. Kızı Marine Le Pen ise saldırganların aşırı İslâmcı akıma mensup oldukları tezine tutunuyor. Marine İslâmcıların alanlarının daraltılması ve kaynaklarının kurutulması gerektiğini de savunuyor. Bu klasik ya sev ya terk et çağrısıdır. Marine Le Pen Fransa’nın İslâm dünyasına yönelik müdahaleci yaklaşım ve politikalardan uzak durması gerektiğini de söylüyor. Sarkozy’nin Libya, Hollande’ın ise Suriye konusunda çizmeyi aştıklarını düşünüyor. Daha önce de aile olarak Bush’un Irak saldırısına karşı çıkmışlardı. SALDIRININ AMACI NE? Bu saldırıyı Cezayirli kardeşler yaptı ise maksat belli. Tahkirci karikatürcülere ceza kesmek. Peki gayri resmi söylem yerinde ve doğruysa bu taktirde hedef nedir? Terör üzerinden terör devletinin ömrünü uzatmak! Bunu şöyle izah etmek mümkün. Bugün İsrail ancak İslâm dünyasına entegre olmakla, barış yapmakla veya Batı tarafından stratejik ortak olarak kalmak ve kollanmakla hayatta kalabilir. Bunun için de işlevsel bir role ihtiyacı var. Onun ötesinde İslâm dünyası ile Batı arasında bir nefretin ve kavganın oluşması İsrail’in yerini sağlamlaştırır. Bu nedenle de Netanyahu hükümeti terör konusunu öne çıkartıyor. Bununla ılımlı Arap kuşağı dediği Körfez ülkeleri, Mısır gibi ülkelerle birlikte Batı arasında bir köprü kurmak ve böylece kendisini ve geleceğini sağlama almak istemektedir. Batı’yı arkasına alabilmek için Batı’nın siyasal İslâmcı denilen İslâmcı kesimlerle arası açık olmalı. İdeolojik zıtlık olmalıdır. Ya Ortadoğu’da tutunarak yahut Batı’ya dayanarak varlığını idame ettirebilir. Böyle olunca terör İsrail’in bekasının aracı ve anahtarı haline geliyor. Ortaklık aracı haline geliyor. Aksi takdirde yorgan gitti kavga bitti durumu hâsıl olabilir. Bu nedenle de Batı’nın ve İslâm dünyasının bazı sefihlerini kullanarak amacına ulaşmaya çalışıyor. Sefihler üzerinden iki dünyayı birbirine vuruşturmak ve tokuşturmak amacında. İsrail’in şeytani planı budur. Batı İslâmlaşıyor diyerekten aşırı sağın korkularını işliyor, tahrik ediyor. Ortaçağda Batı’nın düşmanı olan Yahudiler Müslümanların sığınmacıları idiler. Modern çağda ise Batı’nın bir parçası haline geldiler. Hıristiyan Siyonistler kendilerine sahip çıktılar. İsrail’in bekası bu ittifakın sürmesine bağlı. Şimdi Haçlı ittifakı yerine Batı aşırı sağıyla İslâmifobia ittifakına giriyorlar. Ortak değerleri kalmayınca karşının değerlerine karşı birleşiyorlar. Müspette değil menfide ittifak kuruyorlar. Bu ittifakı ayakta tutmak da terör iddialarına bağlıdır. Onlar da bunu körüklüyorlar. Savaş çığırtkanı İsrail ve savaş çılgını Neoconları yedeğine alarak İslâm dünyasının merkezine saldırtmıştı. Bunu 11 Eylül ve terör iddiaları üzerinden sağlamıştı. Terör İsrail için kazanan bahsi ve kumarı temsil ediyor. Kur’an ifadesiyle Hz. Musa (as) bunlar hakkında Rabbine şöyle yakarmıştı: “İçimizdeki sefihlerin beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helak eder misin Allâh’ım?” (A’raf 155) Fransa ve Müslümanlar Yahudi savaş kundakçıları tarafından yaş ve kuruyu yakabilecek savaşa yakıt ve kurban mı seçildiler? İsrail, terör yaftası üzerinden İslâm dünyasını zayıflatmaya çalışıyor. Bunun içinde Charlie Hepdo gibi kışkırtıcı araçlara ihtiyacı var. 1- http://abcnews.go.com/International/relatives-charlie-hebdo-killers-claim-signs-extremism/story?id=28236213/“He just gave her a kiss and left,”said Flasaquier. “She thinks something happened on his way or when he met his brother because she doesn’t understand.” 2- http://İslâmmemo.cc/akhbar/arab/2015/01/19/227189.html  

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği