Ara

Osmanlı’nın Mânevî Kurucusu: Şeyh Edebâlî*

Osmanlı’nın Mânevî Kurucusu: Şeyh Edebâlî*

“Vefâtının 700. Yıldönümünde saygı ve minnetle…”

Kaynaklarda adı “Edebâlî”, “Ata-bâlî”, “Edeşeyh” olarak da geçen Şeyh Edebalı, Osmanlı döneminin temel kaynaklarının çoğuna göre Karaman’da doğdu. Merv’de yâhut Kırşehir’de doğduğuna ilişkin görüşler de bulunmaktadır. Bu görüş, Kırşehir’in o dönem Karaman Beyliği’ne bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Genel kanâat H.602 M. 1206 yılında doğduğu ve 120 yıl ömür sürerek 1326’da vefât ettiği şeklindedir. 

Şeyh Edebâlî, ilk tahsil hayâtına Karaman’da başladı. Daha sonra Şam’a giderek önemli âlimlerden tefsir, hadis ve fıkıh öğrenimi gördü. Kendini özellikle fıkıh sahasında yetiştirdi. Böylece devrinin ünlü fıkıh âlimleri arasına katıldı. Ar­dından Dimaşalı’da dönemin tanınmış tasavvufçularından öğrenim gördü. Onu Anadolu’da artık bir fakîh-sûfî olarak görürüz.

Karaman’dan Eskişehir’e

Şeyh Edebâlî’yi Osmanlı târihi açısından önemli kılan yanı, Anadolu’ya döndükten sonra hayâtının bundan sonraki döneminin Eskişehir ve çevresinde (Bilecik) geçmiş olmasıdır. Çoğu kişi türbesinin Bilecik’te olması dolayısıyla onu Bilecik bağlamında biliyor olsa da onun Bilecik öncesi hayâtı tamâmen Eskişehir’in bir köyünde ve merkezinde geçmiştir. Çünkü Şeyh Edebâlî, Şam’dan döndükten sonra Karaman’a geri döner. Fakat burada uzun süre kalmaz. İlk olarak o zamanlar adı “İt Burnu” ya da “Kelp Burnu” olan Eskişehir merkezine bağlı şimdiki “Uludere” köyüne yerleşir. Burası Osmanlı Devleti’nin temellerinin atılmaya başlandığı önemli bir yerdir. İşte Şeyh Edebâlî, burada bir zâviye açacak, zaman içinde Osman Bey’i kendisine dâmat edinecek ve Osmanlı devletinin mânevî kurucusu olacaktır. 

Edebâlî’nin Osmanlı'nın kuruluşu ile ilgili târihî rolü¸ onun Osman Gāzi ile tanışmasıyla başlar. Bu bölgede tutunmanın¸ büyümenin hangi faktörlerle olacağını çok iyi bilen Osman Gāzi¸ onunla yakın bir münâsebete girer. Sık sık onu Uludere'deki dergâhında ziyâret ederek dînî ve siyâsî konularda tavsiyelerini alır. Hattâ ona olan saygısını ifâde amacıyla Uludere'den başka Eskişehir merkezinde de Şeyh Edebâlî için bir tekke yaptırır. Şeyh Edebâlî de zaman zaman Eskişehir’e de gelerek burada halkın ve diğer zevâtın eğitimini gerçekleştirir. 

Edebâlî de bir uç beyi olarak burada bulunan Osman Gāzi'nin devlet kuracak bir güce ve özelliğe sâhip olduğunu bilmektedir. Çünkü Osman Gāzi, bileği ve yüreği güçlü bir beydir ama sabır, basîret gibi bir devlet adamında olması gereken başka vasıflar konusunda mânevî bir öndere muhtaçtır. İşte bu önder Şeyh Edebâlî olur. Bu durum¸ Edebâlî'nin beylik üzerinde nüfûzunun daha da artmasını sağlar. Osman Gāzi, ona Bilecik'te de ayrı bir zâviye açarak hizmet ve etki alanını daha da genişletir. 

Bir Aşktan Doğan Devlet

Daha sonra bu yakınlık başka bir gelişmeye kapı aralar. Bu iki isim arasında daha sonra akrabâlık kurulur. Buna bir rüyâ hâdisesi sebep olur. Asırlardır Osmanlı’nın kuruluş hikâyesinin en önemli argümanı olarak anlatılan bu rüyâ şöyledir: Osman Gāzi, bir gece Şeyh Edebâlî’nin Uludere’deki zâviyesine misâfir olur. Akşamleyin dergâhta ders görülür, sohbetler yapılır, duālar edilir. Osman Bey, işte o gece bir rüyâ görür. “Rüyâsında da Edebâlî’nin göğsünden bir hilâl çıkar, tam bir dolunay şeklini alınca gelip kendi koynuna girer. Sonra kendi vücûdundan bir çınar ağacı çıkar. Bu ağaç dallanıp budaklanır. Dalların gölgesi, üç kıta ufuklarının nihâyetlerine kadar karaları ve denizleri kaplar. Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlar gibi dört büyük sıradağ silsilesi, çadırının dört desteği gibi görünür. Ağacın kökünden deniz gibi, üzeri gemilerle kaplanmış olarak, Dicle, Fırat, Nil ve Tuna fışkırır. Uzaktan kubbeler, ehramlar, dikili taşlar, sütunlar, haşmetli kulelerle süslü şehirler görünür. Bütün bunların zirvelerinde birer hilâl parıldar. Tam bu sırada hızla esen bir rüzgâr çıkar. Ağacın yapraklarını dünyânın bütün şehirleri üzerine, özellikle iki denizin birleştiği, iki karanın kucak açtığı, iki dünyâyı çeviren bir halkanın en değerli taşı niteliğinde olan İstanbul'a doğru savurur.” 

Osman Bey heyecanlanır. Sabah namazı kılındıktan sonra, rüyâsını Şeyh Edebâlî’ye anlatarak ondan tâbir etmesini ister. Şeyh Edebâlî, bir müddet iç âleminde tefekküre dalar ve sonra ona şu cevâbı verir: “Osman! Benim kuşağımdan çıkan ve senin koynuna giren kızım Mal Hātun’dur. Onunla evleneceğini gösteriyor. Vücûdundan çıkan çınar ağacına gelince! Müjdeler olsun, Hak Teālâ sana ve senin evlâdına saltanat verdi. Bütün dünyâ, evlâdının himâyesi altında olacak. Doğacak çocukların ve soyun kıyâmete kadar yedi iklimde hüküm süreceklerdir.” dedikten sonra hemen orada bulunan Müslümanların huzûrunda kızını Osman Gāzi'ye nikâhlar. Kâtip Çelebi’ye göre bu olay 685/1286 yılında gerçekleşmiştir. 

Osman Bey, bu evlilikten sonra zevcesine Bilecik’e bağlı Kozağaç adındaki köyün gelirlerini paşmaklık olarak tahsîs eder. Daha sonra Bilecik fethedilince şeyhi ve kayınpederi Şeyh Edebâlî için orada bir dergâh inşâ ettirir ve onu oraya kadı olarak tâyin eder. Osman Gāzi ile Malhun Hātun’un bu evliliğinden Alâeddin Paşa ile Orhan Gāzi dünyâya gelirler. 

İlk Osmanlı Kadısı ve Müftüsü

Şeyh Edebâlî’nin her ilimde kendini iyi yetiştirmiş biri olmasına rağmen özellikle fıkıh sahasında tanınmış biri olduğunu biliyoruz. Mecdi Efendi’nin verdiği şu bilgi de bu durumu teyit eder: “İlimlerin her birinde derinliğine inebilme yeteneğine sâhip, rüsûh derecesinde söz sâhibi olacak kadar öğrenim görmüştü. Özelikle fıkıh ilminde, bu yolda çalışan bir kimsenin erişebileceği son noktaya kadar gelmiş, Allâh'ın hidâyetiyle bu ilimde herkesin en üstünü olduğunu bildirmiştir. İlmi ve âlimliği özünde toplayan yüce bir makam sâhibi ve içinde yaşadığı yüzyılın ulemâ ve mutasavvıflarının en büyüklerinden birisi olmuştur.” Edebâlî, bu vasıflarıyla hem Eskişehir’de hem de Bilecik’te bir şeyh ve bir müderris olarak görev yapmıştır. Fakat, meseleye Osmanlı’nın kuruluş yılları açısından bakıldığında onun hukukçuluğunun daha özel bir önem taşıdığı ortaya çıkar. Beylikten devlete gidiş sürecindeki Osmanlı’nın aynı zamanda bir hukuk devleti olması onun sâyesinde olmuştur. Osman Gāzi, kuruluş esnâsında kānunları hazırlarken bu konudaki en yakın danışmanı Şeyh Edebâlî idi. Nitekim Eskişehir Karacahisar’da beylik olarak bağımsızlığını ilân edince Osmanlı’nın ilk kadısı ve müftüsü olarak da onun bu makāma getirildiğini görmekteyiz. O târihlerde yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen bu görevi kabûl eden Edebâlî döneminde yazılan vakfiyeler, düzenlenen kānun, nizamnâme ve fetvâlar, onun hukukçu yanını gösteren belgelerdir. Vefâtından sonra ise bu görevi dâmâdı Dursun Fakîh üstlenecektir. 

Bir önemli konu da şudur: Edebâlî sâdece Dursun Fakîh’i değil onunla birlikte daha pek çok öğrenci yetiştirmiş, Osmanlı’nın kuruluşu sırasında sancaklar oluşturulurken bu müftü ve kadılar buralara gönderilmiş ve Osmanlı böylece çok sağlam hukuk temelleri üzerine binâ edilmiştir. Kısacası, Aşıkpaşazade’nin Osmanlı’nın kuruluşu esnâsında görev yapanlar olarak saydığı “Gāziyân-ı Rûm”, “Ahîyân-ı Rûm”, “Abdalân-ı Rûm”, “Baciyân-ı Rûm” zümreleri arasına önderliğini Şeyh Edebâlî ve talebelerinin yaptığı “Fâkıhân-ı Rûm” zümresinin de ilâve edilmesi gerekmektedir. 

Bir Şeyh Olarak Edebâlî

Şeyh Edebâlî ilim yolundan sonra memleketine döndüğünde Ebu’l-vefâ el-Bağdâdî’nin öğretileriyle vücut bulan Vefâiye tarîkatına girerek irfan yolunu seçer ve daha sonra Eskişehir Uludere köyüne gelip yerleşir. Elvan Çelebi Menâkıbnâmesi’nde de Edebâlî’nin bir Vefâiye şeyhi olduğu ve Osmanlı’ya halîfe olarak gönderildiği belirtilmektedir. Halil İnalcık da bu kaynaktan hareketle aynı kanâati paylaşmaktadır. Bazı kaynaklar ise onun bir ahî şeyhi olduğunu belirtirler. Meselâ Ö. Lütfi Barkan, târihî kayıtlardan hareketle “Şeyh Edebalı’nın nüfûzlu bir ahî şeyhi “olduğunu kaydeder. Onun Ahîliğin merkezi olan Kırşehir’de yaşamış Süleyman Türkmanî ile bir münâsebetinin muhtemel olması da bu fikri güçlendirmektedir. Şeyh Edebâlî nasıl hukukçu olarak Osmanlı beyliğinin kuruluşunda önemli bir rol üstlenmişse ister vefâî isterse ahî şeyhi olsun bu vasfıyla da önemli bir isim durumundadır. Bilindiği gibi ahîlik ilk bakışta bir esnaf teşkîlâtı olarak görünse de, eğitimden meslekî hayâta, ticâretten iş ahlâkına, çalışma hayâtının düzenlenmesine, siyâsetten kültüre kadar çok önemli hizmetler yapmış bir kurumdur. Ahîliğin görev alanı kısacası toplumun ihtiyaç duyduğu her konudur. Bütün bu düzenlemelerin İslâm anlayışına ve Türk geleneklerine göre tanzîmi söz konusu olduğu için Edebâlî’nin târihî misyonunu bu çerçevede de düşünmek gerekir. O bu misyonu ile ahîlik müessesesini devâm ettirmiş ve pek çok ahî yetiştirmiştir. Eskişehir-Bilecik bölgesinde pek çok ahî zâviyesinin kuruluşu ve çok sayıdaki ahî bunun göstergesidir. Köprülü’nün de belirttiği gibi Osman Gāzi’nin silah arkadaşlarından çoğu hattâ Orhan Gāzi’nin kardeşi Alâeddin Paşa bu teşkîlâta mensup kimselerdir.

Vefâtı, Kabri ve Zâviyesi

Şeyh Edebâlî uzun bir hayat sürdükten sonra 1326 yılında Bilecik’te vefât etti. Zâviyesinin mescid olarak kullanılan odasına defnedildi. Fakat, Eskişehir yıllarının hâtırasına hürmeten Eskişehir’de de kendisi için bir türbe yaptırıldı. Bu türbe şehrin kuzeyindeki Hisar mahallesinde yer almaktadır. Yüksek bir kayalık üzerine inşâ edilmiştir. Zâviyede türbe, câmi, hamam gibi yapılar bulunmakta ise de bugün bunların hepsine rastlamak mümkün değildir. Bu zâviyenin ilk şekliyle Edebâlî’nin Bilecik’teki ikāmeti sırasında kullandığı ev olduğu ilgili kaynaklarda belirtilmektedir. Türbenin içinde Edebâlî’ninki dışında başka mezarlar da bulunmaktadır. Bu mezarlardan Muhlis Paşa, Dursun Fakîh ve Molla Hattab-ı Karahisarî’nin adları bilinmektedir. Diğerleri de Edebâlî’nin yakınlarına āit olmalıdır. Zâviyede ayrıca Edebâlî’nin eşinin ve kızı Malhātun’un da türbeleri bulunmaktadır. Zâviyede bulunan mescit, Bilecik’in fethinden sonra Şeyh Edebâlî adına Osman Gāzi tarafından yaptırılmıştır.

*Unesco’nun 43. Genel Konferansı İdari ve Mali İşler Komisyonun’nda “Şeyh Edebali’nin Vefâtının 700. Yıldönümü 2026 yılı anma ve kutlama yıl dönümlerine dâhil edilmiştir.

Haziran 2026, sayfa no: 54-55-56-57

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak