Ara

Ölüm ve Ötesi Üzerine

Îmân esaslarından biri ve belki de en temeli âhiret gününe îmân etmektir. Âyetlerde Allâh’a ve âhirete îman birlikte zikredilir.

Allâh'a ve âhiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. (Bakara, 62.)

İbrâhim: “Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allâh'a ve âhiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır.” demişti.[1]

Allâh'ın mescitlerini sâdece, Allâh'a ve âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve ancak Allah'tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler. (Tevbe, 18.)

Aslında tüm îmân esaslarını bu iki esasta, bu iki esâsı da tek bir esasta toplamak mümkündür.  Şöyle ki gerçek anlamda Allâh’a îmân, O’nun peygamberleri ve kitapları vâsıtasıyla haber verdiği tüm her şeye îmân etmeyi gerektirir. O (cc) diyorsa ki öldükten sonra diriliş, hesap, yeni ve kalıcı bir hayat vardır, bütün bunlara O’nun haber verdiği gibi inanmak, O’na îmân etmenin bir gereğidir. Zâten âhiret inancı, gayba inanmaktır. Çünkü âhiret henüz bizim için gaybî bir âlemdir.

Âhiret inancının âyetlerde Allah inancı ile birlikte zikredilmesi, bu iki esâsın en temel îmân esâsı olduğunun vurgulanması yanında; bu iki esâsın hayâtı kuşatmasına işâret içindir. Evet, Allah ve âhiret inancı mü’minin tüm hayâtını kuşatmalıdır. Allah ve âhiret inancı davranışlara yansıtılırsa o davranışlar müslümanca davranışlar olur. Şâyet mü’min Allah ve âhiret inancıyla bir iş yaparsa, o iş salt hak, hayır ve sâlih amel olur. Bu inanç hassâsiyetinden mahrum olan davranışlar ihlastan uzak, şirk ve riyânın karıştığı davranışlar olur.

HAYAT, DÜNYÂ VE ÂHİRETTİR

Kur’ân’a göre hayat, dünyâ ve âhiret bir bütündür. Hayat ne sâdece dünyâdan ibârettir ne de yalnızca âhiretten. Bunun için Kur’ân’da Hayâtü’d-Dünyâ ve’l-Âhira/Dünya ve Âhiret hayâtı ifâdesine yer verilir. Ölüm, âhiret hayatının başlamasıdır. Ölümle birlikte dünya hayâtından âhiret hayâtına göç edilir. Onun için eskiler ölüm için, irtihal etti/göç etti tâbirini kullanırlardı.

Ölüm, her canlı için kaçınılmaz ve kaçılmaz sondur. Ölüm, çâresi olmayan çâredir. Ölüm bitiş değil yeni bir başlangıçtır. Ölümü öldürüp, ölüm korkusunu yenebilmektir önemli olan. Ölüm, yeni şeyler ve yeni dünyâlarla tanışma fırsatıdır. Son nefesimizi verirken tanışacağız Ölüm Meleği ile ve o zaman öğreneceğiz ölmenin ne olduğunu. Ölümle birlikte yeni bir dünyâya adım atacağız, yeni dünyâlarla tanışacağız.

Ölüm, asla ve asıl vatana dönüştür. Her canlı ölümü tadacaktır. Kötüler gibi iyiler de ölümlüdür. Bir farkla ki, iyiler iyilikleriyle yaşarlar, kötüler ise kötülükleriyle anılır, İyiler için, “Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber” denirken, kötüler için şöyle denmiştir: “Ne kendi etti rahat, ne kimseye verdi huzur/ Yıkıldı gitti, dayansın ehl-i kubur.”

Ölüm, sevgiliye kavuşuştur ve bu yüzden ölüm gecesi şeb-i arûstur. Şâirin dediği gibi, “Ölüm ne uzak, ne yakın bize ölüm/ Ölümsüzlüğü tattık ne yapsın bize ölüm.” (E. Beyazıt) Bu sebeple gerçek mü’min ölümden korkmaz. Zâten ölümden kaçmanın ve korkmanın hiç kimseye bir yararı yoktur:

De ki: “Eğer ölümden yahut öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.” (Ahzâb, 16.)

Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. (Nisa, 78.)

De ki: “Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra, görüleni de görülmeyeni de bilen Allâh'a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir.” (Cuma, 8.)

Önemli olan, bir gün nasıl olsa öleceğinin bilincinde olarak ölmeden önce ölebilmek, ölüme ve ölüm sonrası hayâta hazırlanabilmektir. Tıpkı şâirin dediği gibi: “Sual: Ey velî, mümin nasıl olmalı söyle/Cevap, son ânında nasıl olacaksa hep öyle.” (NFK)

Ölüm, kaçışı olmayan bir gerçekse, çâre ona hazırlanmaktır. Onun için Ebubekir (ra) efendimiz, “Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla” demiştir. Bu konuda şâirimiz de şöyle der: “Hasis sarraf, kendine sağlam bir kese diktir/ Mezarda geçer akçe neyse sen onu biriktir.” (NFK)

“Ölmek değildir, ömrümün en fecî işi/ Müşkil odur ki ölmeden evvel ölür kişi.” (Y. Kemal)

Minârede "ölü var" diye bir acı salâ

Er kişi niyetine saf saf namaz. Ne âlâ!

Böyledir de ölüme inanmaz hâlâ!

Ne tabutu taşıyan, ne toprağa konan. (NFK)

Bir sahabî oğluna öğüt verirken şunları söyler: "Yavrucuğum, unutma ki ölüm meleği insanın iki iyilik arasında canını alır: Biri yaptığı iyilik, diğeri ise yapacağı iyilik. Yavrucuğum sen hep iyiliklerin adamı ol ki, o seni iyilikleri yaparken bulsun."

Hz. Ali (kv) de konuyu şöyle bağlar: "Ey insan! Senin için dün geçmiştir, bir daha geri gelmez. Yarın ise kesin değildir. O halde dem bu demdir, içerisinde bulunduğun ândır, onu iyi değerlendir!"

O halde yazımızı şu tavsiyelerle bitirelim:

Ölümü isteme, ölüme hazırlan.

Ölmeden önce hayâtın kıymetini bil.

Ölümden korkmak ve kaçmak çâre değil, faydası da yok.

Dün geçti, yarın var mı? Güvenme gençliğine! Ölenler hep ihtiyar mı?

Ölüm gerçeğini bilenlere, ölmeden önce ölenlere, ölümü öldürenlere, ölüme gülenlere ve ölüm sonrası hayâta hazır olanlara müjdeler olsun. Selâm olsun Ölüm Meleğini kutlu eylemlerin içinde karşılayanlara ve selâm olsun ölümü Dost’a vuslat fırsatı olarak görenlere!

[1] 2 Bakara 126. Ayrıca bkz 2/228, 232, 264; 3 Âl-i Imran 115; 4 Nisâ 38, 58, 162; 5 Mâide 69 vb.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak