Ara

O (sav) Hayâtı İbâdetle Rahatlatırdı

O (sav) Hayâtı İbâdetle Rahatlatırdı

Bütün Peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri ve onları dâvet ettikleri ortak bir konu vardır. O da bu dünyâda var oluş amaçlarıdır. Bu da kulluk görevidir. Çünkü bu görev Allâh’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Bu konuda Hz. Muāz’ın (ra) rivâyet ettiği şu hadîs-i şerifte Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Ufeyr adlı eşeğin üzerinde (yolculuk ederken) Hz. Peygamber’in (sav) terkisinde idim. Resûlullah, “Ey Muāz! Allâh’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allah üzerindeki hakkını bilir misin?” diye sordu. Ben, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Allâh’ın kulları üzerindeki hakkı, Allâh’a kulluk/ibâdet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine ortak koşmayan kimselere azâb etmemesidir.” Ben, “Ey Allâh’ın Resûlü! İnsanlara bunu müjdeleyeyim mi?” diye sorunca, Resûl-i Ekrem, “Hayır müjdeleme, zîrâ (bu müjdeye güvenip) gevşeyebilirler.” cevâbını verdi.1

Kur’ân-ı Kerîm bu durumu Peygamberlerin diliyle bize şöyle haber vermektedir: Nûh, Hûd, Sâlih, Şuayb, İbrâhîm, Îsâ, Mûsâ (as): “Ey kavmim! Allâh’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur.”2 Ve yine: “Andolsun ki biz her ümmete, “Allâh’a kulluk edin, sahte tanrılardan uzak durun” diyen bir elçi gönderdik.”3 Sevgili Peygamberimizin diliyle de: “Ey îmân edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, Rabbinize ibâdet edin, dünyâ ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.”4 Ve: “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.”5

Yukarıda geçen âyetlerden de anlaşılacağı üzere insanın var oluş amacı kulluktur. Kulluğun yerine getirilmesi ibâdet iledir. Yâni ibâdetlerimiz kulluğumuzun göstergesidir. Biz ibâdet yaparak Allâh’a āidiyetimizi ortaya koyar ve kul olduğumuzu herkese ilân ederiz.

İbâdetin bize emredilmesi bizim içinde bulunduğumuz dünyâ gurbetinden āit olduğumuz sılaya yaklaşmak, bu gurbet hayâtını rahatlatmak ve huzur bulmak içindir. Āidiyetimiz ve sılamız ise Allah’tır. “Doğrusu biz Allâh’a āidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz”6 Zîrâ ibâdette kurbiyet esastır. Onun için bizim ibâdete ihtiyâcımız vardır. Ve ibâdetin bizi Allâh’a yaklaştırması için de doğru ve Allâh’ın istediği şekilde yapılması gerekir. Bunu en güzel bir şekilde yaşayarak ortaya koyan da Peygamberlerdir. Dolayısıyla bizim için de sevgili Peygamberimizdir.

Sevgili Peygamberimiz kulluğunu peygamberliğinden önde tutmuş ve bunu hayâtının her ânına ilmek ilmek dokumuştur. Onun hayâtı bütünüyle bir ibâdet yumağıdır. Ya da bizâtihî ibâdettir dersek abartmış olmayız. Şimdi sevgili Peygamberimizin ibâdet hayâtını anlamak için ibâdetlerini belli başlıklar altında ele alalım.

Zikir ve Tefekkür: Allâh’ı hatırlamak, yâd etmek, unutmamak anlamına gelir. Sevgili Peygamberimiz için Allâh’ı unutmak ve gaflet söz konusu olmadığı için onun hayâtının tamâmı zikirden ibâretti. Uykusu dâhil. “Gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.”7 buyurmuştur. Mü’minler için Rabbimiz bir insanda bulunması zorunlu olan üç hâl için: “Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allâh’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbîh ederiz. Bizi cehennem azâbından koru!”8 buyuruyorken sevgili Peygamberimiz için ne buyurmaz ki?!

Zikrin bir diğer anlamı Allâh’ı unutmamaktır. Bu da kişinin yaptığı her şeyi Allâh’ın istediği gibi yapmaktır. Bu anlamda sevgili Peygamberimizin hayâtının merkezinde zikir vardı diyebiliriz.

Tefekkürün de sevgili Peygamberimizin hayâtında önemli bir yeri vardır. Zîrâ sükûtu tefekkürdü.

Namazlar: Namazın sevgili Peygamberimizin hayâtında ayrı bir yeri vardır. Zîrâ O namazla rahatlıyor ve Allah’la buluşmanın derin hazzını yaşıyordu. Çok bunaldığı zaman: “Ey Bilâl! Namazla bizi rahatlat. Erihnâ yâ Bilâl”9buyururdu. Farz namazları sahabenin gözü önünde onlarla berâber kılar ve onlara öğretirdi.

Farz namazları daha güzel kılmak için revâtıp sünnetlerle âdetâ hazırlık yapardı. Öğlenin farzından önce dört sonra iki, akşamın farzından sonra iki, yatsının farzından sonra iki rekat namaz kılmıştır. Özellikle, sabahın farzından önce kılınan iki rekat sünnetin dünyâ ve içindeki her şeyden daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bu namazlar müekked sünnet denilen, hemen hemen hiç ihmâl etmeksizin çoğunlukla kıldığı namazlardır. Gayri müekked diye vasıflandırılan namazlar ise bāzı kere yaptığı üzere, ikindinin ve yatsının farzından önce kıldığı dört rekat namazlardır.

Sabahla öğle namazı arasında işrak, akşamla yatsı arası evvâbin, yatsı ile sabah namazı arasında terâvih ve teheccüd kılar, nâfile namazlarıyla âdetâ bir günü namazla mayalardı. Yâni namazlaştırırdı. Namazda Allâh’ın özel huzūrunda bulunma hâlini, hayâtının namaz kılmadığı anlarına taşırdı. Bunların dışında kıldığı başka başka nâfile namazları da mevcuttur.

İnfak, Zekât ve Sadaka: Sevgili Peygamberimiz mal biriktirmediği için kendisine zekât farz olmamıştır. Yâni zekâta mâlik olacak kadar malı bir arada olmamıştır. Ancak infak ve sadaka konusunda rüzgârdan daha cömerttir. Kendisine Rabbimiz tarafından tahsîs edilen % 20’lik ganîmet ve fey’in tamâmını infâk etmiştir (dağıtmıştır). Yarım hurma ile olsa bile ümmetini sadaka vermeye ve infâk etmeye teşvîk etmiştir.

Oruç: Bilindiği gibi Ramazān-ı Şerif’te oruç tutmak, İslâm'ın şartlarından biridir. Ramazan orucu, hicretten bir buçuk sene sonra, Şaban ayının 10. günü farz kılınmıştır. Hz. Peygamber bu târihten itibâren aralıksız dokuz defa Ramazan orucunu tutmuştur.

Hz. Peygamber (sav) farz oruçla yetinmeyip, daha başka nâfile oruçlar da tutmuştur. O, en çok Şaban ayında oruç tutardı. Ekseriyetle pazartesi ve perşembe günleri, ayrıca her ayın 13, 14, 15. günleri de oruç tutmuşlardır. Muharrem ayında Aşura günü ve Şevval ayında da altı gün oruç tutmayı tavsiye etmişlerdir.

Hac ve Umre: Sevgili Peygamberimiz hicretten sonra hepsi de Zilkade ayında olmak üzere, dört defa umre, hicretin onuncu yılında olmak üzere bir kere de hac yapmışlardır. 

Cihad ve Gazâlar: Sevgili Peygamberimiz kelimenin tam anlamıyla bir cihad ve mücâdele Peygamberiydi. Zîrâ Peygamberlik görevinden sonra Allâh’ın dînini yaymak için cihâdın bütün çeşitlerini; sözle, malla, canla, silahla olan bütün çeşitlerini uygulamıştır. On yıllık Medîne dönemine küçük büyük 50’den fazla savaş ve seriyyeler sığdırmıştır. Bu konuda en yakınlarını ve sahabelerini şehit vermiş ve kendisi de gâzî olmuş yara almıştır.

Duālar: Sevgili Peygamberimizin hayâtı duā ile iç içedir. Duāsız hiç bir ânı yoktur. Yatarken, kalkarken, otururken, yerken, içerken, giyerken, binerken, inerken, girerken, çıkarken, savaşta, barışta, başlarken, bitirirken, ibâdet ederken hulâsa her hâlinde dili duā ile ıslaktı. Çünkü sevgili Peygamberimize göre duā ibâdetten içre ibâdetti. İbâdetin özüydü.

Kur’ân-ı Kerîm Okumaları: Güzel bir sese sâhip olan Peygamber Efendimiz, dâimâ o güzel sesi ile Kur'ân-ı Kerim'i okurdu. Onun emirlerini ilk önce kendisi tatbîk ederdi. Kur'ân-ı Kerîm'i birçok usûl dâhilinde okumuş ve öyle okunmasını tavsiye etmiştir. Bunlardan birisi de onu tertîl ile okumaktır.

Sevgili Peygamberimiz Kur’ân-ı Kerîm’i okumayı, okutmayı ve dinlemeyi de çok severdi. Hz. Peygamber onu hüzünle okumuş ve öylece de dinlemiştir. Abdullah b. Mes’ud der ki: "Hz. Peygamber, bana "Kur'ân oku, dinleyeyim" dedi. Ben de "Nasıl olur? Kur'ân sana iniyor; ben sana nasıl okuyayım?" dedim. O, "Evet" dedi. Ben de "en-Nisâ sûresini" okudum. Tâ ki "fekeyfe izâ ci'nâ minkülli ümmetin..." âyetine kadar okudum. O, "yeter" dedi. Bir de ne göreyim, o sırada O'nun gözlerinden yaşlar akıyordu."10

Hz. Peygamber Kur'ân-ı Kerîm'i bāzan gizli, bāzan da sesli olarak okurdu. Kur'ân-ı Kerîm'den her gün bir miktar mutlakā okurdu, hepsini kısa bir müddet içerisinde hatmetme yoluna gitmemiştir.

Görüldüğü gibi sevgili Peygamberimizin hayâtı ibâdetle ilmek ilmek dokunmuş, âdetâ bir ibâdet yumağı hâline gelmiştir. Son ânına kadar ibâdet hayâtında aslâ ve kat’ā gevşeklik göstermemiştir. Çünkü O’na göre ibâdet Allâh’a yaklaştırır. O da Allâh’a en yakın olmak istiyordu. Ayrıca şu ilâhî emir onun en büyük düsturuydu: “Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibâdet et!”11

Dipnotlar:

1 Buhārî, Cihâd, 46

2 A’raf 7/59- 65-73- 85, Mâide 5/ 76-118

3 Nahl 16/ 36

4 Hac 22/77

5 Zâriyât 51/ 56

6 Bakara 2/156

7 Buhārî, Menâkıp, 24; Müslim,738 nolu hadis; Ayrıca Hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Ahmet b. Hanbel rivâyet etmişlerdir.

8 Âl-i İmran 3/191

9 Ebû Dâvud, sünen, Hadis no 4985

10 Heysemî, Mecmeuz-Zevāid,8/8

11 Hicr 15/99

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak