Ara

Nefsî Arzulara Kölelik

Nefsî Arzulara Kölelik

Nefsî Arzulara Kölelik

Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Nefis Nedir? Önemli bir Kur’ân ve Sünnet terimi olan “nefis”, insanın kendisi ve benliği anlamındadır. Cenâb-ı Hakk tarafından insan nefsine, insan benliğine kötülük işleme ve kötülükten sakınma şeklinde iki ayrı duygu ilhâm edilmiştir. Bir başka ifâdeyle ilâhî imtihan gereği insanın benliğinde, hayırlı yolda kullanılabileceği gibi şerde de kullanılabilecek olan bâzı nefsî hasletler bulunmaktadır. Cenâb-ı Hakk insanı yaratırken ona en güzel şekli vermiş ve onun nefsine iki ayrı duyguyu ilhâm etmiştir:

  1. Fücur (isyan, Hakk’a karşı başkaldırı, günah, kötülük, yalancılık, ahlâksızlık ve çirkeflik) duygusu,
  2. Takvâ (fücurdan ve kötülükten sakınma) duygusu.

Bu hakîkat, şu âyette beyân edilmektedir: “Nefse ve onu şekillendirene, sonra da kötülükleri ve bunlardan sakınmayı nefse ilhâm edene -Allâh’a- yemin olsun ki, nefsini -kötülüklerden- arındıran kurtuluşa ermiştir. Nefsini kötülüklere gömen ise hüsrandadır.”1 Buradan anlaşıldığı gibi, Cenâb-ı Hakk’ın nefse ilhâmda bulunması sebebiyle her insanın nefsinde kötü duygular ve bu duygulardan sakınma kâbiliyeti bulunmaktadır. İnsanın nefsinde var olan kötü duygulardan arınmasının tek yolu, Allâh’ın gösterdiği şekilde bu kötü duygulardan uzak durması, bunlardan sakınması ve nefsini İslâmî terbiye ile terbiye etmesidir. Bu noktadaki samîmî gayreti -Allâh’ın izniyle- ona Cenneti kazandıracaktır: “Kim Rabbinin makâmından korkar, nefsini kötü arzulardan alıkoyarsa muhakkak ki onun varacağı yer Cennettir!”2 Şehvet, izzet, şiddet, hırs gibi iki tarafı da keskin birer kılıç niteliğindeki bu hasletler mutlak anlamda kötü olmayıp kullanım şekline göre olumlu veya olumsuz olarak tanımlanırlar. Îman, nâmus ve vatan mücâdelesinde kullanılan silâhın hükmü ile terör, anarşi ve cinâyet yolunda kullanılan silâhın hükmü arasındaki farklılık gibi nefsî duygular da birbirinden tamâmen farklı hükümlere konu olurlar. Nefsî arzular, Cenâb-ı Hakk’ın izin verdiği yerde kullanırsa mübah ve helâl, Cenâb-ı Hakk’ın izin vermediği yerde kullanılırsa günah ve haramdır. Nefsi Arzular Meşrû Yönde Kullanılmalıdır Nefsî arzulardan biri olan şehvet (cinsel arzu), iffetli hayat yaşama yolunda, meşrû evlilik vesîlesiyle kullanılırsa mubahtır, helâldir. Hattâ şehvetin bu şekilde meşrû yolda kullanılması Sevgili Peygamberimiz (sav) tarafından sadaka olarak nitelendirilmiştir.3 Zîrâ âile içi meşrû ilişkilerde kullanılan şehvet, kişinin gözünün ve gönlünün haramlardan korunması, nezih âile hayâtı, neslin devâmı, hayâtın tabiî akışı ve fıtrî sistemin sürekliliği gibi son derece önemli, insanlık için gerekli, meşrû bir amaçla kullanılmaktadır. Şehvet eğer zinâ, fuhuş, livata ve benzeri çirkin ve iğrenç ilişkilerde tatmin edilecek olursa; bu tatmin şekli İlâhî emirlere aykırı bir uygulama, fıtrata aykırı bir davranış biçimidir. Bu çeşit ters ilişkilerde şehvet kötü amaçla kullanılmış olup fıtratın bozulmasına; âile kurumunun yıkılmasına; hayâ, iffet, ırz, nâmus, nesil emniyeti gibi mânevî değerlerin yok olmasına; neseb, mîras, nafaka gibi konularda kul haklarının zâyî olmasına sebep olmaktadır. Şehvetini haram ilişkilerde tatmin eden kişi, nefsî arzularını frenleyememiş, irâdesine hâkim olamamış, şehvetini dizginleyememiş, dolayısıyla nefsinin esîri ve kölesi durumuna düşmüş olur. Günahlarla Kirli Nefis; Gururlu, Bencil ve Kıskançtır Terbiye edilmeyen nefis, gururlu ve kibirlidir. İslâm ahlâkından yeteri kadar hissesi olmayan kişi, sâhip olduğu birtakım farklı özellikleri, üstün fizikî hasletleri ve sosyal statüsü sebebiyle gururlanabilir, büyüklük taslayabilir, başkalarını hor ve hakîr görebilir. Fakat bu durum ne yazık ki, onun helâkine sebep olur. Nefsî duygulardan biri olan İZZET (onurlu olma), zâlimlerin ve münâfıkların karşısında eğilmemek; maddî ihtiyâcını fânî varlıklara arz etmemek, kanâatkâr olmak; her ne durumda olursa olsun İslâmî duruş sergilemek; ciddî, olgun, onurlu ve vakarlı olmak anlamında kullanılırsa yerinde kullanılmış olur. Mü’min kul izzetli, şerefli ve onurludur. İnancının, dâvâsının ve İslâmî kişiliğinin kendisine kazandırdığı izzet ve şerefle yaşar. Zilletle yaşamaktansa izzetle ölmeyi tercîh eder. Vakarlı mü’min kul, düşük tavırları, lâubâlîliği, seviyesizliği, yağcılık ve tabasbusu reddeder. Üç günlük basit dünyevî çıkarlar için dînini ve dâvâsını satmaz, mânevî idealini kaybetmez. Mevki ve makâmı elde etmek veya elindeki makâmı kaybetmemek için dîninden ve mânevî değerlerinden aslâ tâviz vermez. Ancak kişi, nefsindeki izzet duygusu sebebiyle zenginlik, ilim, fizikî güç, yüksek rütbe, yüksek mevki ve makam, fizikî güzellik, ses güzelliği veya başka maddî sebeplerle kendini başkalarından üstün görme, başkalarını hor ve hakîr görme düşüncesine kapılmışsa, o kimse nefsinin esâreti altına girmiş demektir. Artık nefsine aykırı gelen her şeyi reddeder, gerçekleri inkâr eder, kendisine yapılan haklı tavsiyeleri kabûl etmez. Giderek nefsî istek ve tutkuları put hâline gelmeye başlar. Şeytâna uyanlar da aslında azgın nefislerinin arzularına uymuş olmaktadırlar. Şeytan, kendisine uyduklarını iddia edenlere kıyâmet gününde: “Hayır, siz gerçekte bana değil, kendi hevâ ve heveslerinize uydunuz. Ben sizden berîyim.” diyecektir. Gerçekten bâtıl yolda yürüyenler aslında şeytâna değil, kendi nefsî arzularına tâbî olmakta, giderek nefsî arzularını, hevâ ve heveslerini ilâhlaştırmaktadırlar. Bundan sonra sâhip oldukları bilgileri de onların sapıklığa düşmelerine engel olamamaktadır: “Nefsî arzularını ilâh edinen ve Allâh’ın ilim üzerine kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü?”4 Terbiye Edilmemiş Nefs Hırslı, Cimri ve Açgözlüdür Nefsî duygulardan biri olan HIRS, Müslüman tarafından kendisi, âilesi, çevresi ve inancı için faydalı olacak çaba ve gayreti sergileme yolunda kullanılırsa hayırlı ve yararlıdır. Zîrâ belirli bir hedef, azim, ciddiyet ve kararlılık olmadan başarılı hiçbir çalışma yapılamaz. “Sana faydalı olan şeylerde hırslı ol.”5 hadîsi bu olumlu anlamdaki hırsı ifâde etmektedir. Dinamik, aktif, aksiyoner ve çalışkan mü’min kul, hak yolda hırslı, azimli ve kararlıdır. Allah rızâsı için cihad uğrunda, hayır işleme yolunda bitmek bilmeyen bir hırsa sâhiptir. “Mü’min, Cennete varıncaya kadar duyduğu hayrı işlemeye doymaz.”6 hadîsi Müslümanın hayır yolunda doymak bilmeyen azim ve kararlılığını dile getirmektedir. Ancak nefiste var olan hırs duygusu sâdece şahsî çıkar elde etmek, dünyâ malı yığmak, kıskançlık ve kindarlıkta kullanılırsa çok kötü ve çok zararlıdır. Nefsinin cimriliğinden korunanlar ise gerçek kurtuluşa erenlerdir: “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”7 Bu kurtuluş, dünyâda gönül huzûru ve saâdete, âhirette ise Allâh’ın rahmetine, rızâsına ve cennetine kavuşmaktır. Bu ise ebedî ve gerçek kurtuluştur. Aşırı maddî hırsı sebebiyle zekât ve sadaka nedir bilmeyen, yardımlaşma, hayırseverlik, iyilikseverlik duygularından uzak, sâdece kendi kasasını doldurmaya bakan kimse için hadîs-i şerifte “Dinar ve dirhemin kölesi”8 (altın ve gümüşün kölesi) ifâdesi kullanılmıştır. İslâm dâvâsına gönül vermeyen, nefsinin sınırsız maddî arzularını, basit maddî zevklerini tatmin için gece-gündüz uğraşan, nefsinin arzularına öncelik veren kişi sâdece kendi dünyevî çıkarını düşünür, kendi menfaati için açgözlü, başkalarına karşı cimri olur. Bu fecî duruma düşmekten korunmak için Cennetle müjdelenmiş on değerli sahâbîden biri olan zengin ve hayırsever sahâbî Abdurrahman b. Avf (ra) şöyle duâ ederdi: “Allâh’ım! Beni nefsimin açgözlülüğünden koru.”9 Maddî hırs, bâzan şöhret hastalığı olarak da nüksedebilir. Gençlerde şehvet ağına yakalanmak ne kadar yaygınsa, orta yaşlılarda da şöhret ağına yakalanmak o derece yaygındır. Şöhrete tâlip olmak gerçek anlamda âfettir, mânevî felâkete sebeptir. Nefsinin kölesi olan kişi maddeye doymak bilmez, ne kadar üstün maddî imkâna, lüks ve refâha erişirse erişsin onun gözü doymaz, başkalarına ise zırnık bile koklatmaz. İki Cihan Efendisi, doymak bilmeyen nefisten Allâh’a (cc) sığınmış, bu niyâzını duâlarında şöyle terennüm etmiştir: “Allâh’ım! Doymayan nefisten Sana sığınırım.”10 Nefsin Çirkin Arzularına Uymak, Nefse Köleliktir Mü’min kul, nefsinin kendisine dâimâ kötülüğü emredeceğini ve yanlış yola yönlendirebileceğini düşünmeli, nefsî arzuları karşısında uyanık ve şuurlu olmalı, vicdânının sesini dinlemeli, dâimâ Rabbine ilticâ etmelidir. Mü’min, bu konuda kendisine Hz. Yûsuf’un (as) şu sözünü temel prensip olarak almalıdır: “Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü nefis -Rabbimin rahmet etmesi dışında- var gücüyle kötülüğü emreder.”11 Çirkin nefsî arzuların putlaştırıldığı, hayvânî zevklerin yaygınlaştığı, meşrû olmayan eğlencelerin normal sayıldığı günümüzde ‘çağdaş nefis köleliği’ yaşanmaktadır. Çözüm: Nefis Terbiyesi Her Müslüman, nefis terbiyesi ile mükelleftir. Nefis terbiyesi “İslâm şahsiyeti” teşekkülü için son derece gereklidir. Nefis terbiyesi bir ahlâk eğitimidir, kişilik ve karakter eğitimidir. Nefis terbiyesi, ciddî bir eğitim projesini hayâta geçirmekle mümkündür. Her eğitim çalışmasında olduğu gibi nefis terbiyesinde de bu alanda uzmanlaşmış eğitim elemanına, düzenli bir eğitim programına, belirli eğitim sürecine ve eğitim araçlarına ihtiyaç vardır. Nefis terbiyesini verecek eğitim elemanları, Allâh’ın sâlih kullarıdır. İzlenecek eğitim programı, Allah Rasûlü’nün (sav) sahâbîlerine sunduğu ve uyguladığı sünnet-i seniyyesidir. Gönül adamlarının verdikleri nefis terbiyesi dersleri, psikolojik bir eğitim olduğu için kişiden kişiye farklılık arz etmektedir. Cemâatle namaz, nâfile oruç, nâfile sadaka, Kur’ân tilâveti, kelime-i tevhid zikri, salavât-ı şerîfe, seher vaktinde duâ, teheccüd namazı, gözyaşıyla ibâdet, sâlihlerle sohbet, hayırsız kişilerden uzaklaşma, hayırsız programlardan uzaklaşma, ilim meclislerinde bulunma, gönül adamlarının eserlerini okuma, takvâ dersleri alma, “ben” kelimesini mümkün olduğu kadar az kullanma, öfkelenmeme, yoksullarla berâber oturma, affedici ve hoşgörülü olma, helâl lokma kazanma, az yeme, az konuşma, az uyuma ve benzeri prensipler nefis terbiyesinde önemli yer tutmaktadır. Ayrıca nefis terbiyesi konusunda verilen dersler yanında mutlakâ tavsiye edilen şu nebevî duâ ile samîmî yakarışa devâm edilmelidir: “Allâh’ım! Nefsime takvâyı ihsân eyle. Onu (kirli duygulardan) Sen arındır. Onu (kirli duygulardan) arındıracak en üstün varlık Sen’sin. Nefsimin sâhibi ve mevlâsı Sen’sin.”12 Nefsini kirli duygulardan temizlemeyen, kötülüklerden arındırmayan, nefsini çirkin arzulardan uzaklaştırmayan kimse mahşer gününde pişman ve perîşân olacak, kendi kendini sürekli kınayıp duracaktır. Cenâb-ı Hakk, Kıyâme sûresinin ilk âyetinde kıyâmet gününe yemîn ettiği gibi, onun ardından nefs-i levvâme’ye -yâni o gün sürekli kendisini kınayacak olan nefse- şöyle yemîn etmektedir: “Hayır, kıyâmet gününe andolsun. Ve yine hayır, kendini sürekli kınayıp duran nefse de andolsun.”13 Bunun yanında nefsini isyankâr, bencil ve gayri meşrû şehevî tutkulardan uzaklaştıran, nefsini kötülüklerden arındıran, böylece Allâh’ın rızâsına erişen kimsenin nefsi ise mutmain nefis -mânevî doyuma erişmiş, mânen tatmin bulmuş nefis- olarak Cennete girecek ve o sırada kendisine şöyle seslenilecektir: “Ey mutmain (tatmin olmuş) nefis, hoşnûd olarak ve hoşnûd edilmiş olarak Rabbine dön. (Has) kullarımın arasına gir. Ve Cennetime gir.”14 Dipnotlar: 1 Şems: 91/7-10. 2 Nâziât: 79/40-41. 3 Müslim: Zekât 52; Ebu Davud: Tatavvu 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 5/167. 4 Câsiye: 45/23. 5 Müslim: Kader 34; İbn Mace: Mukaddime 10; Ahmed b. Hanbel Müsned: 2/366. 6 Tirmizî: İlim 19. 7 Haşr: 59/9; Tegabün: 64/16. 8 Buhârî: Cihad 70, Rikak 10; İbn Mace: Zühd 8. 9 Orijinal ifâdesi: “Allahumme!.. Kınî şuhha nefsî” şeklindedir. 10 Müslim: Zikr 73; Ebu Davud: Vitr 32; Tirmizî: Deavat 68; Nesaî: İstiaze 2; Ibn Mace: Mukaddime 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/167. 11 Yûsuf: 12/53. 12 Müslim: Zikr 73; Nesaî: İstiaze 65,13; Ahmed b. Hanbel Müsned 4/371, 209. 13 Kıyâme: 75/1-2. 14 Fecr: 89/27-30.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak