Ara

Mübârek Vakitler

Mübârek Vakitler

 

"Hayat bu hayat, biz diriltilmeye de inanmıyoruz" diyenlerin takvimi, bir de hayat ve memâtın sorumluluğunu taşıyanların takvimi vardır. 

 

“Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter. O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.”1

 

Her şey takvimle yürür. 

“Güneş de ay da bir hesâb iledir.”2

Hesâb ile hareket ederler. İnsanlar hesâbı iyi bilmeli ve bir hesab gününün geleceğini bilip ona göre hazır olmalıdır.

 

Her şeyde bir takvim vardır.

“Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.”3

Her şeyin, meydana gelmeden önce ezelde, Allah Teâlâ’nın ilminde takdîr edilen bir kaderi, ilmi, bir değeri vardır.

 

“O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır.”4

Her şey Allâh'ın katında bir miktâr iledir. Bir ölçü iledir. Başından sonuna kadar belli sınırlar içinde bir takdîr iledir.

 

Sevgili Peygamberimiz (sav) mübârek elleriyle çizdi takvimi. Bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibâren bir kısım küçük çizgiler çizdi. Resûlullah (sav) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Dışarı uzanan çizgi de onun emelidir.5

 

Takvimin genel hatları îman, inanç, İslâm ve teslîmiyettir.

“Yaratan yarattığını bilmez olur mu hiç? İlmi her şeyin bütün inceliklerine kadar nüfûz eden ve her şeyden hakkıyle haberdâr olan yalnız O’dur.”6

 

Bizi bizden daha iyi bilen, bize bizden yakın olan Rabbimize îmânımız var. Îman, hayâtın her alanına hitapla ne mükemmel bir takvim.

 

Oğluyla birlikte Beytullâh’ın temellerini yükseltirken İbrâhîm (as) Rabbimize şöyle niyâz ediyordu:

‘’Ey Rabbimiz! Bizi sana teslîm olanlardan kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar.’’7

Teslîm olunmadan hiç bir şeyin kıymeti yoktur. Allâh’a kulluğumuzun değeri teslîmiyetimizdir.

Adiy b. Hatim diyor ki:

Peygamber Efendimiz’in yanına vardım. Bana:

“-Ey Adiy bin Hâtim, Müslüman ol selâmet bul, buyurdu. Îman inancın, İslâm ibâdetin takvimidir.8

 

Kâinatta takvim, ay güneş doğar, yıldızlar hareket eder.

“Güneş kendisine âit yerleşik bir düzene göre (yörüngesinde) akıp gider. Bu, çok güçlü ve her şeyi bilen Allâh’ın takdîridir. Ay için de menziller belirledik; sonunda o, hurma salkımının (ağaçta kalan) yıllanmış sapı gibi olur. Ne güneşin aya yetişip çatması uygundur ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider.”9

 

İnsanların ihtiyaç duyduğu besinler güneş enerjisi sâyesinde oluştuğu gibi, gaz, petrol, kömür gibi yakıtların kaynağı da güneş enerjisidir. Atmosferdeki iklim olayları, rüzgâr ve yağışlar güneş enerjisiyle oluşur. Suyun dolanımı güneş enerjisiyle gerçekleşir. Bitkiler güneş enerjisiyle fotosentez yapar. Ay da dünyâmızın uydusu olup güneşten aldığı ışığı dünyâya gönderir. Güneş ve ay, vakitlerin hesaplanması ve takvim yapılması husûsunda özel bir yere sâhiptir.

 

İbâdetler de takvimledir. Namaz ve oruç gibi başlıca ibâdetler, güneşin doğuş ve batış zamanlarına göredir. “Gökleri ve yeri yaratan kim, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan, mutlaka, “Allah” derler...” Ankebut sûresi 61. âyetinde güneş ve ay insanların hizmetine verilmiştir. Bu hizmet inananların günlük hayatlarını bir düzene sokmaları şeklinde yorumlanır. Ziraat, ticâret faaliyetleri zamâna, takvime göre yerine getirilir. Günlük namaz ibâdetinden aylık ve yıllık ibâdetlere kadar her taatin bir takvimi vardır. Bu bakımdan zaman insan hayâtını doğrudan etkileyen bir özelliğe sâhiptir. “Güneş ve ay bir hesâba göre hareket etmektedir.”10 Bu hesap sonucunda takvim ortaya çıkmaktadır.

 

Kur’ân-ı Kerîm’de ayların sayısının on iki olduğu ve yılın aya göre hesaplandığı bildirilmiştir. “Gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu kesin hükme göre Allah katında ayların sayısı on ikidir.”11 Oruç Ramazan ayında, hac Zilhicce ayında yapılır. Ümmet-i Muhammed (sav) Asr-ı Saadet’ten bugüne kadar ibâdetlerini, Mevlid, Regâib, Mi’rac, Berât, Kadir geceleri gibi mübârek gün ve gecelerin ihyâsını bu takvime göre yapmışlardır.

 

“Günler geceler durmaz geçiyor

Sermâyen olan ömrün bitiyor

Bülbüllere bak efgân ediyor

Ey gonca açıl mevsim geçiyor

Dost dost dost dost.”

 

Dünyâ hayâtını düzenleyen takvim, asıl ebedî hayat içindir.

 

“İnsanoğluna şu beş şeyden hesap sorulmadıkça onun ayakları kıyâmet gününde Rabbinin huzûrundan ayrılmayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nerede kazanıp nereye harcadığından ve öğrendiği ilimle nasıl amel ettiğinden.”12

 

“Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır.”13

“Unutmayın; göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allâh’ındır ve Allah, sonsuz ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatmıştır.”14 Gören bilen duyan Allah Teâlâ olunca, her an O’nun istediği tarzda şekillenir. “Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır.”15 “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihâyet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzûruna getirileceklerdir.”16 hitâb-ı İlâhî’si, Kur’ân-ı Kerîm tesbît eder takvimimizi.

 

Vakit “Rahmân'ın sofralarından biridir. Sakın isrâf etmeyin” denmiştir.

Ahmed er-Rifâî (ks) buyurur: “Vakit bir kılıçtır. Sen onu kullanmazsan, o seni keser. Sakın ihmâlkârlık yapmayın.”

 

Ahmed b. Acibe (rh.a.): “İlâhî takdîre teslîmiyet ve rızâ, nimete şükür, nimeti lütfedeni görme, tevbe ve cân u gönülden Mevlâ’ya yönelmedir vaktin edebi.”

 

Sevgili Peygamberimiz (sav) günlük zamânını üçe taksîm ediyordu. Bir kısmını namaz kılmak ve Kur'ân okumak gibi Allah Teâlâ'ya ibâdete ayırıyordu. İkinci kısmını aile fertleriyle alâkadar olmaya ayırıyordu; günlük ev işlerini yapıyor, ev ihtiyaçlarından kendisine düşenleri yerine getiriyordu. Üçüncü kısımda ise, istirahat buyuruyordu. Ancak istirahat zamânını da ikiye böler ve bunun bir kısmında ashâbın ileri gelenlerini huzûruna kabûl ederek onlara gerekli bilgileri öğretir, onlar da huzûrundan çıkınca öğrendiklerini ashâbın bütününe öğretirlerdi. Rasûlullah (sav) kendisine yakın olmakta ashâbında mal, mülk, para, soy sop gibi şeyler aramaz, daha ziyâde takvâya önem verirdi, ibâdet ve taata düşkün, güvenilir kimselere fazlaca iltifat ederdi.

 

Dipnotlar:

1 Mülk, 67 /1,2.

2 Rahmân, 55/5.

3 Kamer, 54/49.

4 Ra'd, 13/8.

5 Buhârî, Rikak 3; Tirmizî, Kıyamet 23, (2456); İbnu Mace, Zühd 27, (4231).

6 Mülk, 67/14.

7 Bakara, 2/128.

8 İbn-i Mâce. Mukadiime, 10.

9 Yâsîn, 36/38.-40.

10 Raman, 55/5.

11 Tevbe, 9/36.

12 Tirmizî, Kıyamet, 1.

13 Tâhâ, 20/98.

14 Nisâ, 4/126.

15 En'âm, 6/59.

16 En'âm, 6/36.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak