Mısır Ve Cezayir’de Yeni Dönem: İslamcılar Nadasa Çekildi!

Mustafa Özcan Arap Baharı adıyla anılan Arap halk hareketinin birkaç büyük düşmanı var. Bunların başında yerleşik düzenler geliyor. Bunun dışında Arap Baharının ve halk hareketlerinin en büyük küresel düşmanı sağ gösterip sol vuran Batı dünyâsıdır. Suriye meselesinde ve Mısır’da geçek yüzünü göstermiştir. BOP’un araçlarından birisi demokrasiye geçiş idi. Kendisi zorba olmasına rağmen II. Bush zorba rejimlerin bölgede Amerikan düşmanlığını körüklediği inancıyla jakoben veya müstebit rejimlere karşı demokrasi havariliği yaptı. Lakin daha sonra bunun ideolojik mahzurlarını gördü ve frene bastı. Amerikalılar ilk denemede çark ettiler. Adonis’in tasvir ettiği gibi, sandıktan yeşil çıkması üzerine frene bastılar. Ferid Zekeriya’nın ifâdesiyle, liberalizm dalgaları bölgeye yerleşmeden girilen seçimleri İslamcılara kaptırılacaktır. En azından riske edilecektir. Bittecrübe böyle de oldu. Bu nedenle Condoleezza Rice 18 ay sonra yerleşik düzenlere veya istikrara geri döndüklerini söylemiştir. Pragmatizm gereği istibdat veya zorbalık tekrar istikrar olarak tanımlanmaya çalışılmıştır. Lakin bu süreçte Mübarek ve Körfez ülke liderleri gibi eski dostların kulağına kar suyu kaçmıştır. Mübarek ‘Amerikan elbisesi giyen çıplaktır’ demiştir. 2006 yılında demokrasiye ters dönen Bush idaresi ‘en iyi yol bildiğin yoldur’ anlayışına dönmüştür. Başarısız Kifaye hareketinden beş yıl sonra (2005+5) 2010 yılında Tunus’ta Yasemin devrimiyle birlikte Arap halk hareketi Arap dünyâsını kasıp kavurmaya başladı. Hem Amerikalılar hem de Araplar hazırlıksızdı. Şam baharı nefes almalarına ve toparlanmalarına imkân verdi. Bahar karşısında yerleşik düzenlerle birlikte ABD gafil avlanmıştır. Oysaki sapla samanı birbirine karıştırmak için Dahi Halfan gibiler Arap Baharını Amerikan rüzgârlarına hamletseler de 2005-2006 yılından sonra Obama döneminde ABD bir kez daha halk hareketine ters dönmüştür. Kadife devrimler efsanesi estirilmeye çalışılsa da Arap Baharının gerisinde Amerikan rüzgârlarının olmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki Turuncu devrimlerin başarılı olduğu Rusya’nın arka bahçesi ve havzasındaki değişim de korunamamıştır. Arap dünyâsında ise tam aksine yerel güçlerle birlikte Batı, propagandasını yaptığı halk iradesinin tecelli ettiği harekete ters dönmüş ve yerel rejimlerle birlikte bu hareketlerini bastırmaya yeltenmiştir. Neredeyse Mürsi’ye darbeci ve Sisi’ye demokrat muamelesi yapmışlardır. Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry darbeden sonra Pakistan’da yaptığı bir açıklamada Mısır’da askerlerin ve cuntanın demokrasiyi konsolide etmeye ve güçlendirmeye geldiklerini söyleyebilmiştir. Darbenin ilk günlerinde Mısır’a damlayan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından Sorumlu Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton arabuluculuk girişiminde bulunmak istemiş ve Mürsi ile muhtevasını gizli tuttuğu bir görüşme yapmıştır. Mısır cuntasının başı Abdulfettah Sisi’nin cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması üzerine ikinci kez Mısır’a uğrayan Ashton Mısır’ın doğru yolda olduğunu veya doğru yola girdiğini söylemiştir! Kerry’den sonra AB’nin aynı seviyedeki sorumlusu da Mısır’daki gelişmeleri ‘doğru yolda atılmış bir adım’ olarak görmektedir. Beğenmedikleri Afrika Birliği ise baştan beri darbeyi tasvip etmemiş ve ardından Sisi’nin cumhurbaşkanlığı adaylığına da karşı çıkmıştır. Mısır karşısındaki tutumları itibârıyla; demokrasi konusunda Afrika Birliği’nin Batı’dan daha tutarlı ve duyarlı olduğu ortaya çıkmıştır.   Arap Baharı veya halk hareketlerine yerleşik düzenler ve Batı ile birlikte İsrail ve İran da fiiliyatta cephe almıştır. Her ikisi de bu rüzgârla birlikte Arapların birleşme ihtimallerinden ürkmüşlerdir. Hem İran hem de İsrail kaypak ve belirsizlik politikası gütmüştür. Bölgede demokratik atılıma sadece Türkiye, Katar gibi ülkeler destek vermiştir. Arap Baharı iç ve dış köstek hareketleriyle birlikte darbeler sürecine girmiştir. İran kendi sayelerinde Esat’ın ayakta ve iktidarda kaldığını ve düşmediğini i’lân etmiştir. Irak’ta da Nuri Maliki’nin meclis aritmetiği yetmediği yerde hatırlı kişiler üzerinden devreye girmiş ve onun da siyasi yollarla ve güven oylamasıyla devrilmesini engellemiştir. İki ülkede de iğreti ve kanlı rejimleri ayakta tutan İran rejimidir. İran bu meseleyi sadece kendisine mal etse de doğrusu Rusya ve ABD’nin aktif ve pasif katkılarını da unutmamak lazımdır. ABD, Kırım işgalinden sonra bile Suriyeli ılımlı muhaliflere cüz’î sayıda anti tank Tow füzeleri temîn etse de asıl ihtiyaç olan uçak savaş füzesi olarak bilinen Stinger veya benzeri füzeleri temîn etmekten kaçınmaktadır. Bunların bölge ülkeleri tarafından temînine de engel olmaktadır. Buna mukâbil İran ve Rusya’nın mütemadiyen silah ikmâlini seyretmektedir. Suriye halkının dostlarına köstek olurken düşmanlarına engel olamamaktadır. Buna mukâbil, Sisi darbesine destek Körfez ile ABD gergefinde kotarılmıştır. Dubai merkezli darbe şebekesi Mısır darbesini genelleştirmeye ve devrim ülkelerinde yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Tunus, Libya ve hatta Türkiye gibi ülkelerde sokak destekli darbe hattına destek çıkmaktadır. Batı’nın darbeci tutumu 1954 yılından beri hiç değişmemiştir. Hatta Suriye’de darbeler zincirini başlatan ABD olmuştur. Hüsnü Zaim ile başlayan darbeler zincirini desteklemiştir. Esat’ların gelmesinde de payı vardır. Muhammed Celal Keşk’in kitabını yazdığı gibi Nasır darbesi bir Amerikan imalatıdır. Nasır, ABD’nin Kahire’deki adamıdır. Muhammed Celal Keşk, ‘ Amerikan Temmuz Devrimi’ adlı eserinde bu darbenin Amerikan boyutunu anlatır. ABD, Kral Faruk’tan sonra İngiltere ile birlikte Musaddık’ı da devirmiştir. 1991 yılında FIS’e karşı Cezayir’de askerlerin darbesi yine bir bütün olarak Batı tarafından desteklenmiştir. 3 Temmuz 2013 Sisi darbesiyle birlikte Mısır yeniden darbeler eksenine girmiştir. 6 Nisan hareketine göre, Sisi ile Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika arasında bir fark yoktur. Buteflika’nın eli yolsuzluklarla kirlenmiştir. Sisi ve Mısır cuntasının eli hem kanla hem de yolsuzlukla kirlidir. Amerikalılar Nasır’ı destekledikleri gibi Sisi’yi de desteklemişlerdir. Sisi ise aynen Nasır gibi Amerikan destekli olmakla birlikte Rusya’ya da pencere açmaktadır. Moskova ile elini güçlendirmeye çalışmaktadır. Kerry hem Sisi hem de Buteflika’yı desteklemiştir. İlginçtir, son sıralarda Amerikancı liderler Moskova üzerinden çalım yapıyorlar. Nuri Maliki, Esat, Sisi ve Buteflika bunlar arasındadır ve hepsi anti demokrat liderlerdir. Abdulaziz Buteflika, Cezayir cuntası açısından kullanılmaya amade, menendi olmayan bir adamdır. İşlevsel anlamda Batı ile yerel güçler arasında denge ve köprü kurmaktadır. Yolsuzluklar nedeniyle 1965 yılında ülke dışına kaçmak zorunda kalmış ve 13 yıl sürgünde yaşamıştır. Şimdi de Karzai kardeşlere benzeyen Abdulaziz ve Said Buteflika kardeşler birlikte ülkeyi yönetiyorlar. Medvedev-Putin modeline karşı bir Cezayir modelinden de bahsedilebilir. Buteflika kardeşler modeli! Bir benzeri Afganistan’da Karzai kardeşler idi. Halkı arasında Pakistan eski Cumhurbaşkanı Asif Ali Zerdari gibi ‘ yüzde 10’ olarak anılıyor. MISIR SEÇİM ATMOSFERİNDE Mısır’da 26-27 Mayıs (2014) târihinde başkanlık seçimleri yapılacak. Sisi ordudaki görevini bırakarak resmen adaylık için başvurdu. Bununla birlikte kimileri tezkiye ile veya biat usulüyle seçimlere gerek kalmadan tayin edilmesi gerektiğini savunuyor. Resmi televizyon kanalları ve işçi teşekkülleri ve okul talebeleri dâhil bütün devlet imkânlarını seçim kampanyasında seferber ediliyor. Sisi’nin karşısında rakip olarak kala kala Nasırcı aday Hamdin Sabahi kaldı. Buteflika ilgili değerlendirmeleri hatırlatırcasına Hamdin Sabahi, Mısır’ın bütün bozuk adamlarının Sisi’nın kampanyasında yer aldıklarını ifade etmiştir. Adaylığının resmileşmesi için gerekli imzalara(tevkilat) zar zor ulaşan Hamdin Sabahi, Sisi karşısında şansını zorluyor. Daha önce adaylığı konuşulan Sami Anan ise çark etti, adaylığa başvurmadan çekildi. BAE’nin himayesinde Dubai’de günlerini gün eden Mübarek’in eski başbakanlarından Ahmet Şefik ise ‘Sisi varsa bana gerek yok’ ifâdesi doğrultusunda ortalıkta görünmedi. Lakin seçim sonrasında pay istiyor veya post bekliyor! İSLÂMÎ KESİM YOK Bu seçimlerde Cezayir’de olduğu gibi İslami kesimlerin esamisi okunmuyor. İslamcı döneklerden veya ex İhvancılardan Kemal Helbavi İslamcıların on yıl siyaset perhizine girmelerini ve dinlenmelerini öneriyordu. Siyaset sahnesinden çekilmelerini tavsiye ediyordu. Dediği gibi de oldu. Bu da bize, 28 Şubat sonrasında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Fazilet Partisinin kenarda dinlenmesi gerektiğini söylediği noktayı gösteriyor. Fiiliyatta İslamcılar hem Cezayir’de hem de Mısır’da nadasa çekildiler. 1954 veya 1991 sonrasında olduğu gibi. Safvet Abdulfani’nin yazdığı gibi, Helbavi gibiler İslamcıların kalıntıları veya fululu. ‘Mısır’da İslamcı aday yok’ itirazına karşı bir kılıf bulan selefi Nur Partisinin skandal isimlerinden Nadir Bekkar Sisi’nin pekâlâ İslamcı bir lider olduğunu söylüyor. Asker olmasında da mahzur olmadığını zîrâ Hz. Peygamber’in (sav) de ordu komutanlığı yaptığını ifâde ediyor. ‘Bu İslamcı lider’; Sisi Hamdin Sabbahi karşısında Kıpti Kilisesi tarafından da destekleniyor. İlk kez Kıpti Kilisesi ile Selefilerin bir kısmı (Nur Partisi) aynı adayı desteklemekte buluşmuş oldular. İslamcı fulul veya kalıntılar ise eski rejimin kalıntılarıyla ortak hale geldi. Bunlardan birisi olan Servet Herbavi ağzına geleni söylüyor. Sözgelimi İhvan’ı Mason, Siyonist ve istihbarat imalatı olarak gösteriyor! Cemaatı İslâmî’nin fulullerinden Nacih İbrahim ise 25 Ocak (2011) tarihinden itibaren İhvan’ın Kaide’leştiğini ve teröre bulaştığını ileri sürüyor. Nebil Naim ve Muhammed Habib de aynı yoldan yürüyorlar. Eski cemaatlerine öfkelerinden dolayı darbecilerle aynı safta buluşuyorlar. DARBE NE ZAMAN ÇÖKER? ‘Biz öldürmeyi bilmeyiz’ diyen İhvan ile ‘öldürmek bizim işimiz’ diyen yapı karşı karşıya. Biri Habil’i diğeri Kabil’i hatırlatıyor. İhvan ileri gelenlerinden işadamı Yusuf Neda aynen Hasan el Benna gibi yollarının devrim değil ıslah olduğunu söyleyerek ‘ öldürmeyi bilmediğimizden ve sözlüğümüzde olmadığından dolayı zahiren başarısız görünüyoruz’ diyor. Öldürenler ise başarılı görülüyor. Dolayısıyla katiller ve potansiyel katiller Sisi’nin safında. Bununla birlikte Sisi Hamdin Sabahi karşısında ilk turda seçimleri kazansa bile bu, sonuçta bir atama olacaktır. Serbest ve adil bir seçim olmaktan uzak kalacaktır. Binaenaleyh meşruiyeti tartışmalı olacaktır. Günümüzde Macaristan gibi ülkelerde seçimlerin serbest ama adil olmadığı ifade edilmektedir. Mısır’da ise seçimler hem serbest hem de adil olmaktan çok uzak bulunuyor. Sisi’nin siyasi ömrü de Körfez ülkelerinin aktif mali desteğine bağlı. Bunun da garanti olması mümkün değil. Veya süresi bilinmiyor. Bu açıdan İsrail Askeri İstihbarat Teşkilatı AMAN Sisi’nin günlerinin sayılı olduğunu ve 2015yılında devrilmesinin muhtemel göründüğüne işaret ediyor. Carnegie Endowment for International Peace’den iki Mısır uzmanı Michele DUNNE ve Scott WİLLİAMSON yazdıkları ortak bir raporda Mısır’da her şeyin daha kötüye gittiğini ve Nasır’dan bu yana Mısır’ın en kötü dönemini yaşadığını ve bu şartlar altında geleceğin de karanlık olduğuna işaret ediyorlar (http://almesryoon.com/المقالات/blog/11-جمال-سلطان/440725-دراسة-أمريكية-مفزعة-عن-مستقبل-الأوضاع-في-مصر ). ‘Böyle geldi ama böyle gitmez’ demeye getiriyorlar. Eski ifâdesiyle eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal! Mürsi’nin oğlu Üsame, Sisi’ye karşı babasının yol haritasını şöyle açıklıyor: Darbeyi tanımayacağız. Devrimden geri adım atmak yok. Akıtılan kanlar üzerine pazarlık yapmayız. Sisi yol haritasını kanla açtı ama dedikleri gibi kan dessastır. Sisi’nin en zorlu sınavı bu kanların hesabı üzerine olacaktır. Kanlı karnavallar yanına kar olarak kalmayacaktır

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

test
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği