Millî Mücâdele’de Birlik ve Diriliş Rûhu

Millî Mücâdele sâdece Türklerin değil; asırlardır din, vatan ve mefkûre birlikteliği içinde Anadolu’da yaşayan bütün Müslümanların birlik ve dayanışma rûhu içerisinde müşterek verdiği bir dînî-millî bağımsızlık savaşıdır. Bu mücâdelede kadını-erkeği, yaşlısı-genci ile milletimiz; gizli halk kahramanları, Kuvayı Milliye ve Milli Ordu ile omuz omuza vererek târihe geçen emsalsiz bir “halk savaşı” ortaya koydu.

TEMELLERİMİZDEKİ MAYA VE RUH ÖNCÜLERİMİZ

İtilaf Devletleri, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra yurdumuzu işgâl etmeye başladılar. Yunanlılar Batı Anadolu’yu, İtalyanlar Batı Akdeniz’i, Fransızlar da Doğu Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni ele geçirdiler. Devletimizin ve ordumuzun içinde bulunduğu kötü duruma rağmen kahraman milletimiz işgallere ve esârete boyun eğmedi. Her ilde, ilçede, kasabada dernekler kurup örgütlendi. Mitingler ve kongreler düzenledi; işgallerin haksızlığını ve bağımsızlığımızdan vazgeçemeyeceğimizi dünyâya haykırdı. Bunlar çâre olmayınca halkın gönüllü katılımıyla Kuvayı Milliye birlikleri oluşturarak işgallere son vermeye çalıştı.

Bu dönemde Maraş’ta Sütçü İmam, Antep’te Şahin Bey, Adana’da Niyazi Bey, Kozan-Saim Beyli’de Saim Bey, Isparta’da İbrahim Efendi, Afyon’da İsmail Şükrü Efendi gibi nice kahramanlar çıktı. Bunların öncülüğünde kazanılan başarılarla düşman birliklerinin moral ve mâneviyatı çökertildi, milletimizin kurtuluş ümîdi güçlendi. Karadeniz bölgesinde İpsiz Recep ve çetesi gibi birçok millî kuvvet, Pontus Devleti kurmayı amaçlayan Rum çetelerle mücâdele etti; katliam ve zulümlerini ortadan kaldırdı. Güney Cephesi’nde işgalcilere karşı ilk kurşun 19 Aralık 1918’de Hatay’ın Dörtyol ilçesine bağlı Karakese Köyü’nde Mehmet Çavuş tarafından atıldı ve Anadolu’da bağımsızlık ateşinin ilk kıvılcımı tutuşturuldu.

ELİ TESBİHLİ SARIKLI MÜCÂHİDLER

Halk kesimlerinin Millî Mücâdele’yi desteklemelerinde müderrisler, tekke dervişleri ve diğer din adamları zümresinin bu dâvâya inanıp bağlanması, fiilî gayret ve fedâkârlıklarda bulunması mühim rol oynadı. Din adamlarının bir elinde silah, diğerinde seccâde İstiklal Savaşı’na katkıda bulunduklarını Kilikya Garp Mıntıkası Genel Kumandanı Sinan (Tekelioğlu) Paşa şöyle tasdik etmiştir: “Maddî imkânların yok olduğu yerde insanların yapılmaz zannedilene el atabilmesi, ancak ruh ve îman kudreti ile mümkün oluyor. Bunu da halkta meydana getirebilen tek kaynak din ulemâsı idi. Onlar sâdece telkin ve aydınlatmayla kalmadılar ellerine silah da aldılar, yaşlarına ve itiyatlarına rağmen en tehlikeli mevzilerde, harbi sanat edinmiş meslekten askerlerde hayranlık uyandıracak cesâret ve azimle dövüştüler.”

Medrese hocaları işgallere karşı halkı bilinçlendirmede, müdâfaa-i hukuk cemiyetlerinin faaliyetine iştirâk etmede, TBMM’nin çatısı altında milletvekili olarak hizmet etmede ve hattâ yeri geldiğinde talebeleriyle birlikte cepheye koşmada aktif roller üstlendiler. İstiklal Savaşı’nın efsâne müderrisleri arasında Hafız İbrahim (Demiralay) Efendi başı çekenlerdendir. Daha Batı cephesi resmen başlamadan ve Düzenli Ordu kurulmadan önce, ilk silahlı birliklerden “Demir Alay’ı” kurarak, adını Millî Mücâdele târihine yazdırdı. Isparta ve çevresinde nüfuz ve itibârını kullanarak buradaki millî harekâtın önderlerinden oldu. Düşmana karşı cansiperâne mücâdele eden diğer bir müderris de İsmail Şükrü (Çelikalay) Efendi’dir. Kurduğu milis birliğin adı “Çelik Alay”dır. İsmail Efendi, Uşak-Afyon cephesinin ve İç Batı Anadolu hattının savunmasında büyük katkılarda bulundu. Çelik Alay, Yunan birliklerini Dumlupınar’da dokuz ay oyalayarak Düzenli Ordu’nun kurulmasına zaman kazandırdı. Ayrıca İtalyanların Isparta ve çevresine yerleşmesini engelledi.

Milletimiz 15 Temmuz’daki menfur darbe girişimini, devlet ve vatanına sâhip çıkarak aynen Çanakkale ve İstiklal Savaşlarında sergilediği birlik-beraberlik, dayanışma rûhu ve mücâdele azmi içinde bertarâf etti. Millî/kolektif irâdenin diriltici rûhu ve bağımsızlık şuuruyla hareket eden milletimiz ve isimsiz kahramanlar, 15 Temmuz’da yeni bir Millî Mücâdele daha kazandı.

Gümülcineli Esat Efendi de İstiklal Savaşı’na katılan sarıklı mücâhidlerin öncülerindendir. Gençlerden ve Zeybeklerden oluşan gönüllü birliklerle Aydın-Köşk cephesinde Yunanlılara karşı zorlu savaşlara girişti. “Millî Ordu Fahrî Müftüsü” sıfatıyla cephedeki Mehmetçiklere moral ve mâneviyat takviyesi yaptı. Maraşlı Müderris Mehmed Alparslan Efendi’nin (Vezir Hoca’nın) Maraş Müdâfaası’ndaki yeri de mühimdir. Maraş Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından oldu; Maraş Müdâfaası’nda efsânevî hizmetler îfâ etti.

İstiklal Savaşı’nın zafere ulaşmasında İstanbul’daki Özbekler, Hatuniye, Mevlevî, Kaşgarî gibi tekkelerin ve buradaki kahraman dervişlerin payı da büyüktür. Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi ve şeyhi Atâ Efendi, Anadolu Hareketi’ni desteklemek için kurulan Karakol Cemiyeti ve Müdâfaa-i Milliye Grubu gibi gizli teşkilatla işbirliği yaparak Anadolu’ya silah sevkiyâtına ve yüksek mevkideki insanların kaçırılmasına hayâtî katkılarda bulundu. Tekkeler ve gizli cemiyetler kanalıyla İtilaf Devletlerinin silah depolarından gizlice kaçırılan askerî mühimmâtın İstiklal Savaşı’ndaki ehemmiyetine işâret etmesi bakımından, Millî Mücâdele komutanlarından Miralay Mehmet Arif Paşa’nın hâtırâtında kayda değer bilgiler vardır. Özbekler Tekkesi, Millî Mücâdele’ye katılmak isteyenlerin gizli menzillerden Anadolu’ya geçirilmesini de organize etti. İstiklal Savaşı’nın önder kadrosu içinde yer alan Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Mehmet Akif, Halide Edip gibi şahsiyetler; TBMM’nin açılmasıyla birlikte Anadolu’ya geçen son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin mebusları, bu tekke aracılığıyla Anadolu’ya geçebildiler.

ELİ KALEMLİ SAVAŞÇILAR

Mekteplisi-medreselisi, talebesi, muallimi, müderrisi ve idârecisi ile Maarif Ordusu’nun kahraman neferleri de işgallere karşı halkı bilinçlendirip teşkîlatlandırmada, protesto mitinglerinde, kongrelerde, müdâfaa-i hukuk cemiyetlerinde, hattâ Kuvayı Milliye ve Düzenli Ordu’ya katılıp düşmanla çarpışmaya varana değin İstiklal Savaşı’nın her safhasında hatırı sayılır roller oynadılar. Adana’da direnişi ateşleyen Târihçi Niyazi Bey; TBMM’nin Konya nasihatçisi Mümtaz Bahri Bey; Kuvayı Milliye’nin hâmîsi Mehmet Muhlis Bey; heyecanlı yazıları ve dinamizmiyle Çankırılı Ahmet Talat Bey; Maraşlı şehit Matematik muallimi Hayrullah Bey; Doğu’nun eğitim gönüllüleri Dursunoğlu Cevat, Süleyman Necati ve Sıtkı Beyler, Maarif Ordusu’nun bu süreçteki kahraman mensuplarından sâdece birkaçıdır.

Ayrıca muallimler, müderrisler ve talebeler, İzmir’in işgâli sonrasında İstanbul’da yapılan büyük mitinglerde tertip heyeti içinde yer aldı; Halide Edip ve Nakiye Hanımlar, Hüseyin Ragıp, İsmail Hakkı, Mazhar, İhsan, Selim Sırrı, Emin Ali, Mehmet Ali, Selahattin, Muslihittin Adil ve Akil Muhtar Beyler millî uyanışa katkıda bulunacak ateşli konuşmalar yaptılar. 18 Mayıs 1919’da düzenlenen Darülfünun mitingi bir “Öğretmenler Mitingi” olarak anıldı. Öğretmenler, müderrisler ve idâreciler genellikle okul binâlarında yapılan kongrelerin toplanmasına, faaliyet ve kararlarına da mühim katkılar sundular. Erzurum Kongresi’ne katılan 50’yi aşkın delegenin; Sivas Kongresi’ne katılan 40 civârındaki delegenin en az 5 tanesi öğretmendir. TBMM’nin açılması, teşkîlatlanması ve faaliyetlerini yürütmesinde yine öğretmenler önemli görevler üstlendiler. Meclisin 337 milletvekilinin 30’u öğretmenler, kesin olmayan rakamlara göre 23 tânesi de müderrisler arasından seçildi.

ELİ KINALI KADINLAR

Müslüman Anadolu kadınları da cephede ve cephe gerisinde erkeklerle birlikte mücâdele etmekten geri kalmadılar. Bir taraftan İstanbul ve Anadolu’da birçok protesto mitingleri tertiplerken bir taraftan da halkı harekete geçirecek çeşitli teşebbüslerde bulundular. İstanbul’daki mitinglerde, tertiplenmesindeki gayretleri ve coşkulu konuşmalarıyla en fazla dikkat çeken hanımlar şunlardır: Halide Edip, Nakiye Hanım, Müfide Ferit, Münevver Saime Hanım, Naciye Hanım, Hayriye Melek, Meliha Hanım, Sabahat Hanım, Zeliha Hanım ve Şükûfe Nihal. Bu devirde, hanımlara öncülük eden, İstanbul’daki mitinglerin vazgeçilmez ismi Halide Edip oldu. Yaptığı konuşmalarla meydanları ayağa kaldırdı ve millî uyanışa hizmet etti.

Bu buhranlı dönemde kağnılarla cepheye top mermisi, askerî mühimmat ve erzak taşıyan, cephe gerisinde yaralı askerlere hemşirelik eden, imâlathânelerde Mehmetçiklere elbise dikip fişek dolduran ve yardım toplama faaliyetleri tertipleyen kadınlarımızın fedâkârlıkları destansı bir nitelik kazandı. Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinde büyük kahramanlıklar sergileyerek üsteğmen rütbesine yükselen Kara Fatmalar; I-II. İnönü ve Sakarya Savaşlarına katılıp binbaşı rütbesine nâil olan Ayşe Hanımlar çıktı.

TBMM’den İstiklal Madalyası alan onlarca kadın kahramanımız mevcuttur. Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre, Millî Mücâdele sırasında şehit düşen kadın sayısı 62’dir. Antep ve Maraş Müdâfaalarında 164 kadınımız gâzi oldu. Çankırılı Yusuf kızı Emine, Amasyalı Adil kızı Zeynep, Erzincanlı Osman kızı Emine, Adanalı Ayşe, Gaziantepli Güldane, Manisa Gördesli Makbule, Osmaniye’nin Raziyeler Köyü’nden Rahmiye, Kastamonu’nun Seydiler İlçesi Satılar Köyü’nden Şerife Bacı, şehitlik mertebesine erişen kadınlarımızdan birkaçıdır.

DOĞU CEPHESİNİN MÜCÂHİDLERİ

Yüzyıllarca Osmanlı-İslâm sancağı altında aynı mefkûreler uğrunda cihâd eden Müslüman Kürtler de vatanın düşman işgâlinden kurtarılması, hürriyet ve istiklâle kavuşulmasına hayâtî destekler verdiler. Kürt aşîretleri daha Millî Mücâdele’nin hazırlık safhasında; “Din ve vatan uğrunda mücâhedeye hazır olduklarını” Erzurum’daki 15. Kolordu Komutanı Karabekir Paşa’ya bildirmişlerdi. Sergilenen birlik-kardeşlik politikası fevkalâde tesirli oldu; Ermeniler ve destekçisi Batılı devletlerin emellerini Doğu’da sonuçsuz bıraktı. Erzurum ve Sivas Kongresi, Doğu vilâyetlerinin Millî Mücâdele’ye desteklerinin müşahhas göstergelerindendir.

Öte yandan, Hamidiye Alayları’ndan kalan Kürt milisler Düzenli Ordu saflarına katılarak Antep ve Urfa’nın kurtarılmasında önemli rol oynadılar. TBMM, ilk resmî cepheyi Doğu Cephesinde Ermenilere karşı açtı ve Karabekir Paşa’yı 9 Haziran 1920’de komutanlığa tâyin etti. Bu mücâdele 28 Eylül 1920’de başlayıp, 2-3 Aralık 1920’de Ermenilerle imzalanan Gümrü Antlaşması’na kadar sürdü. Ermenilere karşı elde edilen askerî ve siyâsî zafer, Batı Cephesi’nde başlayacak mücâdeleye emsâl ve moral kaynağı teşkîl etti. (Bkz. “Millî Mücâdele’de Kürtler ve Yeniden Birlik”, Kasım 2015)

NAMSIZ HALK KAHRAMANLARI

Güney Cephesi Millî Mücâdele’de en fazla kahramânın çıktığı yerlerdendir. Maraş’ta namsız bir halk kahramânı olarak adını târihe yazdıranların başında şüphesiz Sütçü İmam gelmiştir. O, harim-i ismetimize ilişen eli kırarak Anadolu Müslümanlarının inanç, şeref, haysiyet ve nâmusuna bağlılığının âbidelerinden oldu. Uzunoluk Camii yakınındaki dükkânında sütçülük ve aynı câmide fahrî imamlık yapan Sütçü İmam kendi hâlinde bir insan olarak yaşarken, 31 Ekim 1919’da patlak veren (Fransız üniformalı Ermeni lejyonerlerinin Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan Müslüman kadınlara ilişip peçelerini yırtmaya kalkıştıkları) meşum hâdiseyle, bir halk kahramânı olarak sahneye çıktı. Olayı dükkânından dehşetle seyrederken, belindeki Karabağ tabancasıyla Ermeni askerleri etkisiz hâle getirdi.

Hâdiseden bir süre sonra 28 Kasım 1920’de Fransız komutanın Maraş Kalesi’ndeki Osmanlı bayrağını indirmesi, Avukat Kısakürek Mehmet Ali Bey’in halkı uyanışa çağıran bir beyannâme neşretmesi ve Ulu Camii İmamı Rıdvan Hoca’nın Cuma Namazı’nda hutbeyi okumadan inmesi üzerine galeyâna gelen Maraşlılar, bir îman seli hâlinde tekbirlerle kaleye hücûm ederek îman ve istiklâlimizin remzi bayrağımızı tekrar göndere çekmeye muvaffak oldular. Sütçü İmam’ın attığı ilk kıvılcım Bayrak Hâdisesi ile doruğa ulaşarak âdetâ infilâk etti. Tek kurtuluş çâresinin Sütçü İmam’ın açtığı yoldan yürümekle mümkün olacağı kanaatinde birleşen Maraşlılar, Arslan Bey önderliğinde Kuvayı Milliye teşkilâtını kurarak, 21 Ocak 1920’de silahlı direnişe başladılar.

Maraşlılar giriştikleri müdâfaa sırasında kendilerinden 4-5 misli güçlü birliklere karşı kadını-erkeği, yaşlısı-genciyle 22 gün kar, soğuk, açlık demeden, îmanlarından ve vatan sevgilerinden aldıkları güçle çarpışarak eşine az rastlanır bir halk mücâdelesi sahnelediler, Fransız birliklerini 12 Şubat sabahı şehri terketmek zorunda bıraktılar. Millî Mücâdele’de “kendi kendini kurtaran ilk şehir” olan Maraş’ın bu destansı mücâdelesi, başta Antep ve Urfa olmak üzere diğer illerin kurtuluş mücâdelelerine örnek teşkîl etti.

Güney Cephesi’nin yiğit evlatlarından, Anadolu-İslâm Karakolu’nun vefâkâr bekçilerinden biri de Antepli Şahin’dir. Antep-Kilis yolu Ulumasere Köyü civârının Kuvayı Milliye reisliğini üstlenen Şahin Bey, etraftaki köylerden topladığı 200 civârındaki milis kuvvetle Şubat 1920’den itibâren Kilis-Antep karayolunu kapattı ve Fransız kuvvetlerinin buradan geçişine izin vermedi. Kızıl Burun, Kertil ve Ulumasere üzerinde yaptığı müdâfaa ve taarruzlarla Fransız kuvvetlerini pusuya düşürüp büyük kayıplar verdirdi.

Hattâ kendisiyle başedemeyen Fransız komutan 21 Şubat’ta Antep Mutasarrıflığına bir mektup göndererek, kuvvetlerinin yoldan çekilmesi şartıyla anlaşma teklifinde bulundu. Şahin Bey şu muhteşem sözlerle karşılık verdi: “Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla kan karışıktır; her bucağında bir atanın mezarı vardır. Nâmus ve hürriyet için ölüme atılmak bize Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız; çatmayın bize. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza!”

24 Mart’ta 6 bin kişilik tam donanımlı bir düşman takviye kolu, Antep’e ulaşmak üzere yola çıktı. Şahin Bey şöyle seslendi askerlerine: “Allâh’ın yanına açık alınla gitmeliyiz. O’nun dînini, O’nun bayrağını çiğnetmemeliyiz! Kanımız bu toprakları sulayacak! Kimse bir adım geri çekilmeyecek! Gelin yemin edelim!”

26 Mart sabahı Fransız kuvvetleri bir defa daha taarruza geçerek Şahin Bey’in kuvvetlerine ağır top ve makineli tüfeklerle saldırdı. Bu amansız taarruz karşısında silah arkadaşları geri çekilmesi için ne kadar yalvarsalar da Şahin Bey siperi terketmedi. Son savunma hattı olan Elmalı Köprüsü’nün taşlarını siper ederek, sel gibi akan düşmana tüfeğindeki son fişeği sıkıncaya dek saldırmış, son gücüyle Allâh’a yalvarmıştı: “Allâh’ım din ve devletini kurtar! Alçak düşman, gel sen de beni süngüle!” Mermisi bitince bu sefer süngüyle hücûma kalktı. Sonunda, süngü darbeleri altında şühedâ kâfilesine katıldı.

Yüzbaşı Andrea Lefeure Tailon, anılarında Şahin Bey’in dillere destan kahramanlığı karşısında hayranlığını gizleyemeyecekti: “Bir avuç müfreze, inanılmaz şekilde direniyordu. Kalbimizde takdir hissi vardı. Başlarında genç bir adam vardı. Subayları olmalıydı. Ne yazık ki, savaşta kahramanları da öldürmek gerekiyor hedefe varmak için. 10 dakika sonra baştaki genç subay ve arkadaşları, diğerleri gibi süngü çatışmasında hayatlarını kaybetmişlerdi. Antep’e erzak yetiştirdik, ama o genç subayın hayâli bütün Kilikya mâcerâmızda bizi bir gölge gibi kovaladı!”

KADİM RUH VE BEKA DÂVÂMIZ

Milletimiz 15 Temmuz’daki menfur darbe girişimini, devlet ve vatanına sâhip çıkarak aynen Çanakkale ve İstiklal Savaşlarında sergilediği birlik-beraberlik, dayanışma rûhu ve mücâdele azmi içinde bertarâf etti. Millî/kolektif irâdenin diriltici rûhu ve bağımsızlık şuuruyla hareket eden milletimiz ve isimsiz kahramanlar, 15 Temmuz’da yeni bir Millî Mücâdele daha kazandı.

Ülkemizin bütünlüğünün korunması, selâmeti ve bekası adına Millî Mücâdele’de ateşlediğimiz meşalenin, birlik ve direniş rûhunun 15 Temmuz’da olduğu gibi canlı tutulması gerekiyor. Bin yıldır olduğu gibi birlik ve bütünlüğümüzü koruyarak, barış ve kardeşlik atmosferi altında, ortak dînî-târihî tecrübe, yurt ve istikbâl tasavvuru dâhilinde, güzel vatanımızda müşterek yaşama irâdemizi ve kararlılığımızı güçlendirerek devamlı kılmamız hayâtiyet arz ediyor.

İsmail Çolak (Kasım 2016)

Kaynakça: Cemal Kutay, İstiklal Savaşı’nın Mâneviyat Ordusu, İstanbul 1977; Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücâdelede Din Adamları, Ankara 1995; Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşı’nda Sarıklı Mücâhidler, İstanbul 1992; Turgut Akyavaş, “İbrahim Demiralay”, Ün Dergisi, İstanbul 1939; M. Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Ankara 1988; H. Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, İstanbul 1987; İ. Enginün, Millî Mücâdelede Türk Kadını, Ankara 1983; Kemal Arıburnu, Millî Mücâdelede İstanbul Mitingleri, Ankara 1975; Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, İstanbul 1990; Eşref Edip, “Maraş ve Anteplilerin Kahramanlıkları”, Sebilürreşad Dergisi, 3 Şubat 1921; Yaşar Akbıyık, Milli Mücâdelede Güney Cephesi, Ankara 1990; Sahir Üzel, Gaziantep Savaşının İç Yüzü, Ankara 1952; Abadi, Türk Verdün’i Gaziantep, Gaziantep 1959; İsmail Çolak, Millî Mücâdele’de Kalemli Ordu, İstanbul 2010.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği