Ara

Merhamet Mîmârîsi ve Kedilere Trafik Bilgisi

Merhamet Mîmârîsi ve Kedilere Trafik Bilgisi

Medeniyet bir milletin duygu, düşünce, bilgi, yetenek ve birikiminin kuvveden fiile, mücerretten müşahhasa (soyuttan somuta) geçmiş şeklidir. Bir toplum geçmişten bugüne insanlığa mîras olabilecek ne getirmişse hepsi medeniyet unsurudur. Şehirleri gerçek anlamda bayındır kılan şey mîmârîden mûsikîye, insan ilişkilerinden tabiat tasavvuruna kadar hep medeniyetin tezâhürüdür. Medeniyet bünyesinden neşet ettiği milletlerin eşyâya, insana ve evrene yaklaşım biçimine göre şekillenip özellik kazanır. Kaynağı vahiy olan İslâm Medeniyeti yaratılana Yaradan’dan ötürü değer biçip hareket geliştirirken Batı Medeniyeti güç, üstünlük ve menfaat temelli bir bakış ve yaklaşıma sâhiptir.

Osmanlı mîmârîsinin aynı zamanda bir merhamet mîmârîsi olduğunu estetikle merhametin kucaklaştığı birçok örnekte görebiliriz. Câmi, mescit, türbe, çeşme ve saray mîmârîsine baktığımızda bu yapıların en korunaklı, rüzgâr almayan güvenli cephelerinde minyatür köşk şeklinde kuş evlerinin bulunması merhamet medeniyetinin dile gelişinden başka bir şey değildir. Aynı duyarlığı kuşların susuz kalmaması için inşâ edilen taş işçiliğinin zarîf örnekleri olan “kuş sebilleri”nde de görmek mümkündür. Yapıların duvar köşeleri, saçak altları ve pencere kenarlarında yer alan kuş sebilleri sâdece mîmârî bir yapı değil aynı zamanda bir medeniyetin can taşıyan her varlığa gösterdiği merhametin dile gelişidir. 

Şefkat ve merhamet mîmârîsi sâdece kuşlar için değil her tür hayvan için de aynı hassâsiyetle kendini görünür kılmıştır. Merkeplere fazla yük yüklememek, câmi avlularına yük hayvanları için hayvan yalağı yerleştirmek, hasta leylekler için tedâvi merkezleri (Gurabahane-i Laklakan) açmak hep bu duyarlığın kurumsallaşmış örnekleridir. Osmanlı mîmârîsinde sokak kenarlarında bulunan sırt taşları da aynı saygı ve merhametin bir yansımasıdır. Ağır yük taşıyan hamallar sırtlarındaki yükü bu sırt taşlarına indirerek soluklanmış olurlar. Osmanlı mahalle kültüründe önemli bir yere sâhip olan İmârethaneler (Aş evleri) ve Dârüşşifâlar (hastaneler)’ın yanı sıra sokaklarda belli aralıklarla ihtiyaç sâhipleri için konulmuş “sadaka taşları” yoksul ve muhtaç insanların haysiyetini korumayı esas alan merhamet unsurlarıdır. Osmanlı’nın mahalle kültürü ve şehir modeli, ahlâk temelli ve dünyâ ile âhireti birleştiren özelliklere sâhiptir ki mezarlıkların hayâtın içerisinde yer alması, ölümün evcilleştirilmesi vicdânı diri tutma noktasında çok önemli ve etkili bir anlatıdır.

Bugün ne yazık ki bu mîmârî sâdece eski ile övünme unsuru olarak vaazlarda dile getiriliyor. Hayâtın hiçbir yanında ne bu merhameti ne de merhamet mîmârîsini görebiliyoruz. İçinde âile otursun diye yapılan evlere bakınız. Dışa dönük her şey düşünülmüş fakat öze yönelik, asla dönük şeylerden iz yok. Halbuki ilk düşünülmesi gereken şey bellidir: Burada bir insan oturacak! Bu insanların çoluk çocuğu olacak ve onların dolaşabileceği, yatıp kalkabileceği, gökyüzünü rahatça seyredebileceği yerler olmalı. Ebeveynin de bir ebeveyni vardır elbette. Hele bir de yaşlı, bakıma muhtaç ise, en iyi evlatlarının yanlarına yakışırlar. Merhamet mîmârîsinde çocuklara da yaşlılara da aynı evde yer vardır. Geleneksel Türk Evi bu özelliklere sâhiptir. Çok odalı, geniş âilenin bütün ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda mahremiyeti de koruyan bir mîmârî hassâsiyettir bu. Çekirdek âile ile evlerimiz ne yazık ki otellere dönüşmüştür. Kreşler ve huzur evleri âile bütünlüğünü ve de nesiller arası alışverişi kundaklayan mekânlar olarak hayâtımızın orta yerine kuruluvermiştir.

“Allah merhameti yüz parçaya ayırdı” buyuran Peygamberimiz bu hakîkatli bilgiyi şöyle sürdürüyor: “Bu merhametin doksan dokuzunu kendi katında tutmuş sâdece bir tânesini yeryüzüne indirmiştir. İşte varlıklar bu bir parça rahmet sebebiyle birbirlerine acırlar. Hattâ hayvanlar, yavrusunun üzerine basacağı endîşesiyle ayağını çekip kaldırır.” (Müslim) Merhameti Rahmân, Rahîm ve rahmet sıfatlarından ayrı düşünemeyiz. Zihinlerin betonlaştığı plastik, sentetik ve metalik dünyâ merhamet duygusundan da hızla uzaklaşıyor. Gözyaşı Medeniyetinin çocukları ağlamayı zayıflık, acımayı âcizlik gibi görüyor. Bireyci düşünce acıyı herkesin kendi acısı, ölümü başkasının ölümü olarak görmeye teşne. Dün eşeklerin mâruz kaldığı haksız muameleyi “Harname” ile vicdânımıza yaklaştıran Şeyhî, “Dağdan kütür kütür hezen indirir/İndirir de ateşlerde yandırır/Her evin devleğin öküz döndürür/İreçberler hoşça tutun öküzü” dizeleriyle rençberlere âdetâ yalvaran Pir Sultan Abdal bu merhamet medeniyetinin mümessilleridir. Bugün çağdaş dünyâmıza aynı merhamet aşısını yapan ve “kaç aç varsa hepsi ben/kaç hamal varsa hepsi ben” diyerek acıyı kolektif ıstırâba tahvîl eden şâirimiz Sezai Karakoç’un kaleminde eski günlerin yitirdiğimiz o merhamet mîmârîsini trafikte arıyoruz: 

“kim öğretecek kedilere trafik bilgilerini
ki hayatlarıyla ödemekteler bir yandan öbür yana geçmeyi” (Ayinler)

Temmuz 2026, sayfa no:14-15

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

1965 Sinop-Türkeli doğumlu. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Nişantaşı Kız Lisesi, Rotary Anadolu Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi başta olmak üzere çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Eğitimde kendi buluşu olan “Çaktırmadan Öğretme Metodu”nu (Ç.Ö.M) anlatım ve öğretim meto- du olarak uyguladı ve aldığı olumlu sonuçları eğitimcilerle paylaştı. Din öğretiminde yeni yaklaşımlar ve eğitimin din dili konusunda çalış- malara imza attı. Lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ürünler ya- yımladı. Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İkindi Yazıları, Ünlem, Yansıma, Derkenar, Kardelen, Düşçınarı, Kırklar, Lamure, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Karabatak, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Varlık, Deve, Çeto gibi dergilerde yazdı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda kültür-sanat programları yaptı. Birçok gazetede düşünce, kültür yazıları yazdı. Köşe yazarlığı yaptı. Şifahi kültür alanında “Sokak Sosyolojisi” adıyla isimlendirdiği eser- ler verdi. Edebiyatın şiir, deneme, hikâye, biyografi ve inceleme alan- larında kitaplara imza attı. Seçme şiirleri Farsçaya çevrilip yayımlan- du. “Hu Dönüşü” kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2014 Deneme Ödülü’nü, “Yan Tesir” şiir kitabıyla 2017 Eskader şiir Ödülü’nü aldı. En yaygın eserleri: • Kötü Öğretmenin El Kitabı • Kırk Dakika Koridoru • Ahir Zaman İçinde Hadis Hikayeleri
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak