Mektûbât-ı Es’âd- Erbilî (ks)

Bismillâhirrahmânirrahîm ‘Göklerin ve yerin mirasçısı Allah olduğu halde, Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz?’[1] Bu âyet-i celîle müminlerin kurtuluşu olacak ve Cennet’e girmelerine sebep olacak sadaka veya zekâta hakkıyla riâyet etmeyen, bu konuda yeterince gayret göstermeyen ümmetin hâlinden hayret ifâdeleriyle ferman buyurmuştur. Evet, hakîkaten zenginlerin, servet sâhiplerinin Allah yolunda infak konusundaki gevşek ve samîmiyetten uzak tavrı üzüntü vericidir. Zîrâ (Aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz Hazretleri, ‘Cimri azap görmeden Cennet’e giremez’ buyurmuşlardır. Aynı şekilde, ‘Sadaka Ramazan-ı Şerif’in dışında tutulan oruçtan üstündür. Oruç ise insanı Cehennem ateşinden korumak için kalkan yerindedir’[2] buyurmuş olduğu gibi, zekât konusunda da ‘Zekât vermeyenlerin îman ve namazını Cenâb-ı Hak kabûl edilmeye lâyık görmez[3] buyurmuştur. Aynı minvalde ‘Malının zekâtını vermeyen kıyâmette Cehennem ateşindedir’ meâlinde bir hayli hadîs-i şerîfin vârid olduğunu dîn-i mubîn-i İslâm sâyesinde elem verici azaptan kurtulmak isteyen akıl sâhiplerinin bilmesi gerekir. Bu girişi ve şu büyük hakîkati söyleyip ortaya koyduktan sonra biraz da âyet-i celîlede kastedilen mânânın kısaca tercüme ve tefsirini açıklayalım. Bilinsin ki Cenâb-ı Hak ve Teâlâ Hazretlerinin ‘Allah yolunda siz niçin sarf etmiyorsunuz?cümlesinde vâki olan hitâbın bütün ehl-i îmânı şâmil olduğunda şüphe yoktur. Yâni ‘Ey mümin topluluğu, dünyâ malının sarf edilmesi ve bu sarf etmede mevcut olan fayda ve iyilikler birçok âyetle açıklanıp ulaştırıldığı ve (bunun böyle olduğu) isbât olunduğu halde Allah yolunda infak gibi önemli bir meseleden sizleri ne gibi şeyler alıkoymuştur? Acaba geçici olan dünyâ evinde ebedî olmadığınızı ve ebedî olan âhiret evine gitmeye mecbur olduğunuzu ve özellikle elinizde bulunan bütün mal ve eşyâdan yalnız bir kefen miktârını alıp diğerlerini terk etmeye mahkûm olduğunuzu bilmediniz mi? Kesinlikle biliniz ki elinizde mevcut olan mal ve servetten ayrılacaksınız. Cenâb-ı Hayy-ı Bâkî geride bıraktıklarınızı istediği kullarına ihsân eyler. Sizler de ulaştığınız fırsattan mahrûm olarak hayâta vedâ edersiniz. Âyet-i celîlelerin tefsir sahasında mevcut olan genişlik noktasından burada da birkaç önemli mânâya işâret vardır. Birincisi: Kirâlık evlerinde oturan kirâcıların bir evden diğer eve naklederken bütün eşyâsını kendisiyle götürüp sevimli mallarından bir şey terk etmeyeceği bilindiği halde her şeye muhtâc olunan kabir evine gidenlerin sevimli eşyâlarından kısmen olsun bir şeyi berâberlerinde götürmemeleri gerçekten hayret ve üzüntü verici bir durumdur. İkincisi: Cenâb-ı Hakk’ın kendi kullarına emâneten ihsan buyurmuş olduğu maldan ayrılacağı şüphe olmayan bir gerçektir. Şu kadar var ki fakire yedirme, zayıfları giydirme, mescidleri inşâ etme, mâbetleri ihyâ etme ve özellikle İslâm’ın izzet ve kuvveti olan ehl-i îmân için gerekli olan savaş malzemelerine ve nakliye araçlarına sarfedip yardımcı olmak suretiyle malı elden avuçtan çıkarmanın hemen veya ileride övüleceği ve sevâbı çekeceği Kur’ân âyetleri ve Peygamberî hadislerle sâbitken ve bunlara tam bir teslîmiyetle teslim olmak gerekirken onlara tam itimat edememek sebebiyle cimrilik hastalığını cömertlik şerefine tercih edenlerin yâni fazla mallarını kısmen olsun sayılan sınıfların birine sarf etmeyerek sonuçta ölümle bu mallardan ayrılanların karşılaşacakları azap ve azaptan korkup çekinmemeleri gerçekten üzüntü ve hayret verici bir haldir. Mevlâm hepimizi o dosdoğru yoldan ayırmasın, âmin. Es’âd-ı Erbilî’nin (k.s) Bu Mektubundan Öğrendiklerimiz:
  • Besmele ile her işimize başlamalıyız.
  • Gündemimizi âyet-i kerîme ve hadîs-i şerifler belirlemeli.
  • İnsan dünyânın geçici olduğunu fark edip bu duygu ile hayâtına yön vermelidir.
  • Dünyâda sağlığı ve imkânı varken, sarf edilmesi gereken yerlere malımızı sarf etmeliyiz. Malın bir imtihan vesîlesi olduğunu unutmamalıyız.
  • Bu dünyâdan bir kefenle ayrılacağımızı unutmadan fakir, düşkün olanlara ve ihtiyaç sâhiplerine elimizdeki imkânlar nisbetinde yardımcı olmalıyız.
  • Öldükten sonra malımızın kimin eline geçeceğini ve onun bizim için bir hayr yapacağını net olarak bilmediğimiz için dünyânın geçiciliğini düşünerek fırsat eldeyken malımızı hayr yolunda sarf etmeliyiz.
  • Dünyâda bir kirâcı bir evden başka eve giderken bütün eşyâlara ihtiyaç duyduğu için hiçbir eşyâsından vazgeçmediği gibi, bizler de kabir âlemine varmadan orada bize gerekli olacak bütün donanımları elde etmiş olmayı hedeflemeliyiz ki bunun için malımızı hayr yolunda sarf etme hassâsiyetimizi geliştirmeliyiz.
  • Malımızı fakirlere, yetimlere, mescitlerin inşâsına ve İslâm’ın yüceliği için mücâdele eden İslâm askerlerinin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere sarf etmeliyiz. Hayr yollarını Kur’ân ve Sünnet’in gösterdiği istikâmette belirleyip harcamalarımızı ona göre gerçekleştirmeliyiz.
[1] Hadid 57/10. [2] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, c.I, s.281. [3] Heysemî, Mecmau’z-zevâid, c.III, s.62. Güncelleyen: Fatih Çınar

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği