“Önce selâm, sonra kelâm…” emrine uyarak, dostları, merhum Ali Emîri’yi, Fethi Ağabeyi, onun dostlarını selâmlarım… Fatih’i, türbedârı Âmiş Efendi’yi selâmlarım. İstanbul’u, Arapgir’i selâmlarım. Onun izinde giderek Kıbrıs’ı, Tunus’u, Cezayir’i, Kaşgar’ı, Mısır’ı, Arakan’ın, Sincan’ı, Kerkük’ü, Şâm-ı Şerîf’i, velhâsıl Afrika’yı, İrân u Tûran’ı selamlarım.
Efendim, aşk önce kulaktan başlar derler… Sonra gözle kemâle erer. Biz görmedik; duyarak, işiterek sevdik… İşittiklerimizden bir resim çizeceğiz. Acaba buna ne kadar muktedir olacağız? Hak sadırlarımıza inşirah versin, gönlümüz ve dilimiz tevhîd olsun, hayrı ve iyiliği dile getirelim.
Peki, burada buluşmamıza vesîle olan Fethi Gemuhluoğlu kim? Bu soruya farklı zâviyelerden bakarak cevaplandırmak mümkündür. Ancak burada onun temelde iki vasfını öne çıkararak cevap vermek isterim:
- Fethi Gemuhluoğlu, mekteb-i âlemde ders-i maârif okumuş bir âriftir.
- Fethi Gemuhluoğlu, insan toprağına tohum atan bir çiftçidir. O bir bahçevândır.
Ârif olmak
Ziya Paşa şöyle der:
“Bin ders-i maârif okur her varakından
Yârab ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem”
Âlem, her yaprağından bir ders alınacak kitap gibi gibi… Okuyabilen için ne güzel bir mekteptir şu âlem.
Yûnus, “benim bir karıncaya görklü nazarım vardur” derken bu mektepten söz etti.
Bu mektebin ansiklopedisi, insandır… İnsanı okumak, çözmek, anlamak ve çoğaltmak.
Türkümüzde dediği gibi,
“Okudum, okudum insan okudum…
Sohbet pazarında pişdim kavruldum
Derdimin içinde dermân okudum.”
Fethi Gemuhluoğlu insan kitabını okumuş… Amennâ. Ama onun kitabını okuyan ve yazan iki mürşit var, onları hatırlamadan, o okuyuşu târif ve tavsifte eksik kalırız.
- Maraşlı Tahir (Memiş) Efendi
- Mucurlu Mustafa (Özeren) Efendi
En mühim durak, Maraşlı Ahmet Tahir (Memiş) Efendi (ö. 1954)… Kayserili Mehmet Tevfik Efendi ve Ahmet Âmiş Efendi (ö.1920)’den feyz almış.
Bu isimleri anmak, büyük bir irfan arkından söz açmaktır… Âmiş Efendi’den, Bosnalı Mehmed Tevfik Efendi, Kuşadalı İbrahim Efendi’ye ulaşan bir irfan arkı… Şa’bânî-Halvetî gelenek.
Maraşlı Tahir Efendi’nin sohbet halkasındaki bazı isimleri hatırlamak lâzım: Mustafa Efendi (Özeren), Hasan Nevres, Miralay Hilmi Şanlıtop, Muzaffer Ozak, Mehmed Ali Yitik, Vehbi Güloğlu, Babanzâde Ahmed Naim Bey, Muhiddin Raif, Neyzen Tevfik, Abdülbaki Gölpınarlı… Ahmet Rindî.
Tekkenin yerini alan sığınak=Küllük… Sohbet, Küllükte oluyor.
İki büyük ruh… İki hikmet.
a/
Tahir Efendi şöyle dermiş: “İnsan iki defa doğmadan insan olmaz... İlk önce anasından doğar, ikincisi rûhun doğumudur. İkinci doğumun ebesi mürşidlerdir.”
Rûhun doğumu…
Tahir Efendi, Mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr’den sohbet ederlermiş…
b/
Yıllar önce, benim hayâtımı etkileyen bir sözünü, belki bir dergiden, belki de Ali Gemuhluoğlu ile sohbet ederken duymuştum: “İşini değil, eşini bulan kazanır.”
Merhum Dr. Emin Acar, “Velî olun” derdi… “Mezun oldun, şimdi velî olma zamânın” demiş; şaşkınlığımı görünce de “evlenir, eşinin velîsi olursun, o da senin velîn olur.” demişti. Gönle evlilik tohumu böyle atıldığı günlerde duyduğum bir söz…
Çok çok sonra öğreniyorum, Fethi ağabeyin bu sözü, Mucurlu Mustafa Efendi’den süzülerek geliyor. Bir tecellî ile, 70 gün Bekirağa Koğuşunda mahkûm olan Mustafa Efendi, hayat mektebinde de eş imtihanıyla karşı karşıya kalmış. Şöyle dermiş:
“Dünyâda işini değil, eşini bulan rahat eder.”
Mustafa Özeren Efendi’den birkaç hikmet:
“İnsanın rızkı da eceli gibi takdîr olunmuştur. Eceli, insanı nasıl gelir bulursa, rızkı da öyle gelir bulur.”
“Âmâ gözleri görmeyene denmez; dîdâr-ı Hakk’ı görmekten mahrûm olana denir.”
“Oğlum aklınıza ânî olarak gelen işi hemen yapınız, sonraya bırakmayınız.”
“Bir şeyin olması için çok ısrâr etmeyin, gönlünüzü ona takmayın, siz olmasını arzu ettikçe, o sizden uzaklaşır.”
“Câhil bilmeyen değil, bilmediğini bilmeyendir.”
Bahçevân olmak
İnsan bahçesini tanzîm eden, ekip biçen bilgeler… Bahçıvanlar lâzım.
Tohum atmak… Çiftçi. Sözüyle sohbetiyle tohum atan bir güzel insan, bir gönül dostu.
Nâbî şöyle der:
“O mücmel noktanın tafsîl-i âsârın temâşâ et
Olur tohm-ı kemterden dıraht-ı bârver peydâ”
O küçük noktadaki eserlerin büyüklüğünü düşün; ufacık bir tohumdan meyve veren bir ağaç meydana gelir.
…
Dünyâ hayâtı... Devran. Bazen sevgi ve merhametini gösterir; güldürür. Bazen döner yüz bin cefâ gösterir; ağlatır.
“Gâh olur devrân bize mihr ü vefâlar gösderir
Gâh döner her lütfuna yüzbin cefâlar gösderir” (Adlî)
Yolcu olmak
Celâlden cemâle yolculuk… Hayat.
Bunun için Fethi Ağabeyin, “fikre dost olma” teşvîkine kulak vermek lâzım.
“İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, târihe dost olmak, kendi vücûduna dost olmak, komşuya dost olmak…”
“Türkiye’de yanlışlık, tenkit fikrinden başlıyor…” diyor ya, “İslâm tenkit yok, tebliğ vardır” diyor ya… Bu bilimsel gelişmeyi ve tekâmülü temin edecek tenkit değil; tahkir ve tezyif sadedinde bir tenkit. Mustafa Efendi’nin bir tavsiyesini hatırlatıyor. Şöyle demişti hazret:
“Kimsenin eksiği ile uğraşmayınız; rahat edersiniz.”
Tenkit, eksik ve kusur görmek… Bu olursa insanı da fikri de hor görürsün. İnsana dost ol, fikre dost ol ki terakkî edesin, dünyâyı yaşanılır kılarsın.
Dünyâyı yaşanılır kılma vazîfemiz var… Mâmur etme. Bunun için eli kalem tutana “yaz emri”, istidâdı olanı ilme, sanata ve akademik dünyâya dâhil etmek için çaba sarf ediyor.
Mesele, medihle zemmi bir bilmek… Onun tâbiriyle, “Mü’min kişi, yerinmenin ve sevinmenin ötesindedir… Çünkü o, gerçekçidir. Mü’min zan üzere değildir. Hırs-ı mâl, hırs-ı câh üzere değildir. Tûl-ı emek sâhibi değildir… İzzet-i insanı ve izzet-i İslâm’ı vardır.”
Nisan 2026, sayfa no: 38-39-40
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak