Ara

Mânevî Diriliş

Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

 Kim Benim sünnetimi ihyâ ederse – yaşar ve yaşatırsa, diri ve canlı tutarsa – Beni sevmiş olur. Beni seven kişi de Cennette Benimle beraber olur.”[1] Temel inanç esaslarımızdan birisi, “öldükten sonra yeniden dirileceğimize îmân etmektir.” Şu kâinat, bu hakîkati açık delillerle ispat etmekte, her an yaşanan yok oluş ve varoluş bizim de ölümden sonra dirileceğimizi müjdelemektedir. Bütün insanlık yeniden dirilecek, mahkeme-i kübra’da son derece adil bir yargılama yaşanacak ve herkes – hatta haksızlığa uğrayan hayvanlar bile – hakkını alacaktır. Ölü varlıklar hayat bulmakta, diriler ölmektedir. “(Allah’ım!) Sen ölüden diriyi çıkarırsın. Diriden ölüyü çıkarırsın.”[2] Ölü tohumdan canlı bitki, ölü yumurtadan canlı civciv, kalbi ölmüş kâfirden dipdiri kalbli mü’min çıkaran Rabbimizdir. O, gökten indirdiği yağmurla ölü toprağa can vermektedir: “Allah, gökten yağmur indirip onunla ölü toprağı diriltti.”[3] Bahar, bir diriliştir. Mahlûkat kış uykusundan uyanmakta, yeni bir hayata gözlerini açmaktadır. İklim güzelleşmekte, ılık bir havada esen serin rüzgâr saçları okşamakta, ağaçlar çiçek açmakta, kuşlar cıvıldaşmakta, toprak uyanmaktadır. Bahar ilâhi kudretin bir tecellisi, yeniden dirilişin bir habercisidir. MÂNEVÎ DİRİLİŞ Madde âleminde ve fizik dünyâda her an yeniden diriliş, sürekli yenilenme ve değişim yaşanmakta, aynı fıtrî kanun gereği olarak ölümden sonra da insanlığın yeniden dirileceği gerçeği güneş gibi açık bir şekilde görülmektedir. Akıl ve mantıkla çelişmeyen ama inançsızların kabul etmedikleri ya da kabul etmek istemedikleri bu gerçek; Kur’ân’da defalarca dile getirilmekte, Kur’ân ve Sünnet’te Allâh’a îmân, âhiret gününe îmânla yan yana zikredilmektedir. Ancak bu fiziki yenilenme ve diriliş yanında mânevî diriliş de göz ardı edilmemelidir. Mânevî diriliş, gafletin dağıtılması, gece ve gündüzün kulluk açısından en iyi şekilde değerlendirilmesi, gönüllerin manen canlandırılması, ihmal edilen veya terkedilen nebevî ölçülerin hayata geçirilmesi geçici dünyâ çıkarları, zevkleri ve eğlenceleri yerine; ebedî âhiret hayatının ecir ve mükâfatına talip olma azim ve kararlılığıdır. GECELER İHYÂ EDİLMELİDİR Mânevî diriliş için en güzel fırsat gece hayatıdır. Gece saatleri, günlük hayatın problemlerinden ve meşgalelerinden uzak, gönül huzuru ve sükûnetin hâkim olduğu saatlerdir. Gece, Kur’ân’da –önemine binaen- “Vel-leyli” ifâdesi ile Cenâb-ı Hakk’ın üzerine yemin ettiği nefsi murakabe ve tefekkür saatleridir. Peygamberimiz’in (sav) sünnetinde gecenin ihyâsının apayrı bir yeri vardır. Gece ibâdeti O’nun için vacip, ümmeti için sünnettir. Dolayısıyla Efendimiz’in ibâdet ve tâatle geçirmediği gece yoktur. O’nun gece hayatı teheccüd, tefekkür ve tezekkürle doludur. Gecelerin ihyâ edilmesi; ibâdet ve tâatle, teheccüd namazı ve Kur’ân tilâvetiyle, zikir ve murakabe ile renklendirilmesi istenmektedir bizlerden. “Hz. Aişe Validemiz anlatıyor: Ramazan’ın son on günü girdiğinde Peygamber’imiz geceyi ihyâ eder, (gece ibâdeti için) aile halkını uyandırdı.”[4] 24 saat içerisinde Rabbimize ayırdığımız özel bir murakabe ve muhasebe saatimiz yoksa gündüz ve gecelerimiz ölüdür. Gafletle geçen ölü gece Rabbimize ayırdığımız bir saat tıpkı ölü toprağa ekilen ve her gün sulanan bir fidanın neşvü nema bulması gibi hayatımıza canlılık getirir. UYKUDAN UYANIŞ BİR DİRİLİŞTİR Uykudan uyandığımızda okumamız tavsiye edilen duâda; Peygamber’imizin diliyle “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allâh’a hamd olsun. Dönüş yalnız O’nadır.”[5] niyazı yapılmaktadır. Burada uyku ölüme, uykudan uyanma ise öldükten sonra dirilmeye benzetilmektedir. Her sabah uykudan uyandığımız gibi mahşer sabahında da kabir uykusundan uyanarak dirileceğimiz vurgulanmakta, yeni başladığımız bugün diriliş gününü gözümüzün önünde canlandırarak yaşamamız istenmektedir. Bu münasebetle diriliş her sabah gündemimize taşınmaktadır. Gün boyunca uykudaki gibi pasif, bitkisel bir hayat yerine; coşkulu, diri ve dipdiri bir hayat yaşamamız emredilmektedir. Ebedî ve gerçek âhiret hayatını gözümüzün önünde canlandırabilmemiz için verilen bu mesaj bir rüya gibi yaşadığımız şu dünyâ uykusundan mahşerde uyandığımızda pişman olmamamız için gerekli hazırlığı yapmamız uyarısında bulunmaktadır. Kitabımızın ifâdesi ile bu dünyâ hayatı bitecek ve dünyâda yaşadığımız uzun yıllar için belki birkaç saat geçirdik diyeceğiz. Hz. Ali’nin “insanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.”[6] sözü bu gerçeği ifâde etmektedir. GÖNÜLLER İHYÂ EDİLMELİ Mânevî diriliş, gönüllerin dirilmesidir. İlim meclisleri, kalblerin hayat bulduğu meclislerdir. Kur’ân ilimleri, kalbleri diriltir. Hadis ilimleri gönüllere hayat verir. Lokman’ın (as) çocuğuna nasihat ederken şöyle dediği nakledilmektedir: “Evladım! Âlimlerle otur. Onların dizi dibinden ayrılma. Zira Allah, ölü toprağı sağanak yağmurla dirilttiği gibi kalbleri de hikmetin nuruyla diriltir.”[7] Görevimiz; gönül kazanmak, gönül fethetmek, gönül yeşertmek, Allâh’ın izniyle gönülleri diriltmektir. Tasavvuf erbabına “gönül adamı” denilmesindeki sır buradadır. O değerli şahsiyetler nefislere değil, gönüllere hitap etmekle, Allâh’ın izniyle ve hikmetin nuruyla gönülleri ihyâ etmektedirler. Sergilediği hizmet ve fedakârlıkla, kardeşine yaptığı yardım ve destekle gönül alan, hayır dua alan, takdir alan mü’min kul, gönlünü kazandığı kişinin işlediği amelin ecrini de aynen kazanmaktadır. Bu Allâh’ın izniyle bir diriliş ve diriltme harekâtıdır. Bir depremde enkaz altında kalan çaresiz bir kişiyi kurtaran arama kurtarma ekibinin hissettiği sevinç ve mutlulukla; yıkılan, kırılan, bunalan, bitip tükenen bir gönül kazanan kişinin sevinç ve mutluluğu eşdeğerdir. İntihara sürüklenen gençliğin sorumlusu toplum olarak biziz. Gençliğe hayatı sevdirecek bir heyecan ve coşku vermek, onları hayata bağlayacak bir irâde gücü aşılamak, yalnızlık ve çaresizlik duygusundan kurtaracak gerekli alt yapıyı kurmak, gençliğin önünü açacak maddî ve mânevî imkânları hazırlamak bizim görevimizdir. Yakın bir kasabada bir gencin intihâr ettiği haberi Mevlâna Celâleddin Rûmî’ye söylendiğinde; Mevlâna’nın verdiği cevap çok anlamlıdır. -O kasabada hiç Müslüman yok muydu? Mevlâna’nın anlayışına göre; o çevredeki Müslümanlar intihâra sürüklenen gence sevgi ve şefkatle yaklaşmalı, onun derdiyle dertlenmeli; ailevi, maddî, mânevî problemlerine çözüm bulmalı ve böylece o gencin intihâr etmesini engellemeliydiler. Kaybedilecek tek gönül, hayatı boşa harcanacak tek kişi, bizim için en büyük kayıptır. Gerçek Müslümandan beklenen budur. PEYGAMBERİMİZ’İN SÜNNETİ İHYÂ EDİLMELİDİR Mânevî dirilişte tek örnek ve lider Allah Rasûlü’dür. Peygamberimiz’in (sav) mübarek sözleri, eşsiz uygulamaları ve güzel ahlâkı anlamında sünnet, eşsiz nebevî ilkeler ve prensipler bütünüdür sünnet nebevî hayat çizgisidir. Sünnet baştanbaşa edeb, nezaket, hikmet ve inceliktir. Sünnet baştanbaşa planlanmış, programlanmış mânevî bir hayat tarzıdır. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: “Kim benim sünnetimi ihyâ ederse Beni sevmiş olur. Beni seven kişi de cennette Benimle beraber olur.”[8] Allâh’ın Kitabı’nı bizzat kendi hayatıyla yorumlamak, uygulamak ve açıklamak için gönderilen Peygamberimiz (sav) sünnetlerinin canlı ve diri bir şekilde yaşanmasını ve yaşatılmasını mü’minlere emretmekte, ihmal edilen sünnetini hayata geçirenlere öncülük ve rehberlik edenlere; bu yoldan yürüyenlere verilecek ecir kadar, ecir ve sevap verileceğini de ifâde etmektedir. Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki: “Kim benden sonra öldürülen sünnetlerimden bir sünnetimi ihyâ ederse, o kimseye o sünnetle amel eden kişilerin ecri gibi ecir verilir ve o sünnetle amel eden kişilerin ecrinden de hiçbir şey ekşitilmez.”[9] Terk edilen veya ihmal edilen sünneti ihyâ etmek; günlük hayatı Efendimiz’in (sav) “çağlar üstü mânevî anlayışı”na göre yeniden dizayn etmek, kafa ve kalbi, düşünce ve icraatı sünnet-i seniyye paralelinde yeniden yapılandırmak demektir. İşlenen bidat ve hurafeler, haram ve münkerler, körü körüne taklitçilik ve şekilcilik sünneti hayatın dışına itmekte, ruhları ve gönülleri karartmaktadır. İşlenen her sünnet, bir bidatı yok etmekte işlenen her bidat bir sünneti öldürmektedir. Gerçek anlamda Ehl-i Sünnet mensubu olabilmek sünnete gönül vermekle mümkündür. Mânevî dirilişi gerçekleştirmek için planlı bir şekilde uygulanacak sünnet-i seniyyeyi ihyâ projesi çerçevesinde; - Daru’l-Erkam Sünneti, haftalık dar çerçevede mahallî çevrede hadis ve fıkıh dersleriyle, Kur’ân tilâveti ve tefsiriyle, mânevî sohbetlerle, ilmî ve akademik seminerlerle ihyâ edilmelidir. - Ukaz Panayırında Tebliğ Sünneti, mahallî ve uluslararası fuarlarda İslâm daveti ve tebliği standı açarak ya da içimize sızan hristiyan misyonerlerinin, yahova şahitlerinin çalışmalarını pasifize edecek alternatif tebliğ çalışmalarında bulunarak ihyâ edilmelidir. -Hılfu’l Fudûl (Faziletliler İttifakı) Cemiyetine Katılma Sünneti, sivil toplum kuruluşlarına bizzat katılarak veya maddî anlamda destek olarak mazlumlara, kimsesizlere, yoksullara, engellilere, ihtiyaç sahibi öğrencilere veya başörtüsü mağduru üniversiteli genç kızlara destek olarak ihyâ edilmelidir. - Suffe Ashabı Sünneti, giderek kalitesi düşürülen ilahiyat eğitiminin tekamülünü sağlayacak, ılımlı İslâm, light İslâm, Amerikancı İslâm projelerine fırsat vermeyecek, Kur’ân ve Sünnet ışığında gerçek İslâm’ı öğretecek İslâmî İlimler üniversiteleri kurarak ve programı zenginleştirilmiş, hedefi geliştirilmiş Kur’ân kolejleri açılarak, tarihi İslâmî eğitim kurumlarından biri olan Daru’l-Hadis’ler yeniden hayata geçirilerek ihyâ edilmelidir. Ne mutlu ihmal edilen Nebevî Sünneti ihyâ etmek için gayret edenlere! Ne mutlu genç gönülleri mânevî irşad ile ihyâ edenlere! Ne mutlu günlerini ilim ve cihadla, gecelerini ibâdet ve tâatle ihyâ edenlere! Ne mutlu Allah için yaptıkları hizmet ve fedakârlıkla toplumu ihyâ edenlere!     [1] Tirmizî: (Sünen 5/46 Hadis no: 2678) İlim 16; Hadis hasen derecesindedir.  [2] Âl-i İmrân, 3/27.  [3] Nalh, 16/65.  [4] Buharî: Leyletü’l-Kadr 5, Müslim: İ’tikâf 7; Ebu Davud: Ramazan 1; İbn Mace: Sıyam 57.  [5] Buharî: Tevhid 13; Deavat 7,15; Müslim: Zikir 59; İbn Mace: Duâ 16.  [6] Sehavî, el-Mekasıdü’l-Hasene, s. 442.  [7] Malik b. Enes, Muvatta, İlim 1.  [8] Tirmizî, İlim 16. Hadis hasen derecesindedir.  [9] Tirmizî, İlim 16, İbn Mace, Mukaddime 15. Hadis hasen derecesindedir.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak