Bir teknede olduğunuzu düşünün etrâfınızda sâdece mavilikler, güneş ve siz varsınız. Ucu bucağı görünmeyen mavilikler içerisinde dalgaların da yardımıyla yavaş yavaş ilerliyorsunuz. Etrâfınızı izliyorsunuz, hangi yöne gideceğinizi bilmek istiyorsunuz. Başlangıçta keyifli bir manzara olsa da bir süre sonra kara geride kalıyor ve nereye doğru gideceğiniz konusunda endîşelenmeye başlıyorsunuz. Başa dönün. Aynı teknedesiniz ancak bu sefer ileride bir ada görünüyor. Bu sefer yönünüz belli, gideceğiniz yer, karadan uzaklaşabileceğiniz mesâfe belli. Sonsuzluklardan belirli sonlara, ışığa yolculuk.
Sayısız kitaba, eğitime, teze konu olmuş modern zamânın popüler meselelerindendir sınırlar. İnsan, gündelik yaşamda mesâfelenmeye ihtiyaç duyar. Mesâfenin yakınlığını ve uzaklığını içsel değer sistemi ve toplumsal normlar ışığında oluşturur. Toplumun evet-hayırları ile zihnimizde imgeler oluşur. İçerisinde bulunulan toplumun dîni, kültürü, bakış açısına göre içselleştirilir. Çoğu zaman örtük bir şekilde ve model alarak öğrenilir.
En temelinde ise ben ve öteki arasındaki ayrımı belirler. İnsanın kendi hakları ve yapabilecekleri ile bir diğerinin yapabilecekleri arasındaki ince çizgidir. İnsan, ben ve öteki arasındaki ayrımı bilirse kendini güvende hisseder. Güven ise insana dünyâyı kolay bir şekilde keşfetme olanağı sunar.
Günümüz medya ve teknoloji çağında, bilgiye ve bilginin kaynağına hızlı erişim netîcesinde mahremiyetin sınırlarının aşıldığını, farkında olmadan zihnimizde depoladığımız bilgi yığınından anlayabiliyoruz. Gün içinde medyada pek çok içerik, paylaşıldığında sebep olacağı etkiler üzerine düşünülmeksizin tüm açıklığıyla paylaşılıyor. Çoğu zaman da bunlara istem dışı mâruz kalınıyor. Ancak berâberinde önemli bir kavramı getiriyor: Filtresizlik.
Filtresizlik hâli, modern insanda kendilik hâlinin her aşamasını, her hakîkatini, her varoluşsal özünü bir diğer öteki ile herhangi değerlendirme olmaksızın “paylaşım” çılgınlığına itebiliyor. İnsan, özünü ötekinin gözlerinde gördüğünde kendinin var olduğu zannına kapılabiliyor. Üstelik sâdece medyada değil; ötekinin bir diğerine olan kendine dâir içsel aktarımı ile de gerçekleşiyor.
Bir kere yayıldı mı kar topu misâli yayılmaya devam eden filtresizlik hâli insanda köklü bir alışma duygusuna yol açıyor. Mahremiyet sınırlarını belirlemeden filtresiz paylaşım çılgınlığı, maskeli ve filtresiz yok olmanın eşiğinde geziniyor. Ötekine benzemek daha câzip geliyor. Âdetâ kapıların, camların olmadığı bir ev hâline geliyor. Görünür olmak parlatılıyor. Görünür oldukça mahremiyet sınırları silikleşiyor. İnsan var oluşunun sınırlarını çizmekte zorlanır hâle geliyor. Kendi izzetini korumaya ilişkin bilişsel bir çelişki yaşıyor. İnsan şahsiyetinin güven bağını zedeliyor, izzeti zelzeleye uğratıyor.
En nihâyetinde izzet, nefis terbiyesi ve görünürlüğün dozunu ayarlamakla başlıyor. İzzetin varlığı, mütevâzilik aleviyle demleniyor. Filtresiz yaşamlar, açık bir tehdit oluşturuyor. Mahremiyet sınırlarının belirlenmediği bir toplum, şeffaflık giysisi giymiş gibidir. Tüm giysinin şeffaf bir iğne ve iplikle dikilmesi şahsiyet için acı vericidir. Baktıkça vermeye gerek duyulmayan, şefkatten ve özellikle güvenden yoksun bir karmaşa hâli sunar.
Sınırları inşâ etmekte zorlanan insan, izzetin kayboluşuna tanıklık ediyor. İzzet, çoğu zaman entelektüel masalarda konuşulan bir sözcük hâline geliyor. Saygınlık, yerini görünür olma ve içsel muhâsebelerin huzursuzluğuna bırakıyor.
Tüm bunlar etrâfı filtresizlik hâli ile çevrilmiş modern insan için başlangıçta haz verici olsa da uzun vâdede modern insanı, izzetini kaybetmesinin eşiğine getiriyor, yalnızlaştırıyor, değersizleştiriyor. İnsanı kendi şahsiyetine yabancılaştırıyor. Pek çok meraklı psikoterapi kuramcısının ilgisini çeker hâle getiriyor.
Filtresizlik hâlinin modern şahsiyetin üzerinde su götürmez bir etkiye sebep olduğu yadsınamaz bir gerçek. Peki modern şahsiyetin tüm bu filtresizlik hâli netîcesinde nasıl bir tutum sergilemesi beklenir? En nihâyetinde kendisine yöneltmesi gereken mihenk sorular: Benim ve öteki arasındaki ayrım nerede başlıyor, hangi değerler üzerinde şekilleniyor ve nerede son buluyor? Bu yanıtlar sınırların kayboluşunun önüne geçen tampon görevi görüyor. Denizdeki teknenin adayı gördüğündeki sevinci öze güven veriyor.
Mart 2026, sayfa no: 18-19
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak