Sevgili Peygamberimiz (sav), bir hadîs-i şerîfinde Allâh’ın "koruluğundan" yâni mahremlerinden bahsetmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Dikkat edin! Her pâdişâhın girilmesi yasak bir arâzisi (koruluğu) vardır. Unutmayın ki, Allâh’ın yasak arâzisi yâni koruluğu da haram kıldığı şeylerdir.”1 Bu hadîs-i şerîfte mahrem kelimesi; başkalarının izinsiz girmesi yasak olan özel bölge ve özel mülkiyet anlamında kullanılmaktadır.
Mahremiyet, sözlükte “helâl olmayan, yasaklanan şey” anlamına gelmektedir. En yalın ifâdesiyle “gizlilik” demektir. Kişiye has olanı ve özel alanı ifâde eder; saygı ve hürmeti içinde barındırır. Kişinin bedeni, yaşadığı yer, eşyâları ve sözü onun mahremidir. Mahrem olan şahsîdir, değerlidir ve kıymetlidir. Bu anlamda Allâh’ın, devletlerin, âilelerin ve bireylerin mahremleri vardır.
Her şeyin sâhibi ve mâliki olan Allah (cc) dahi kendi mülkünde mahrem bir alan tâyin etmiş ve etrâfını mânevî bir şeritle çevirerek; "Sakın buraya girmeyin, burası özel alandır. Benim mahremimdir. Eğer özel koruluğuma girer, mahremi ihlâl ederseniz kendinize yazık eder, bedelini ödersiniz" hükmünü koymuştur. Dolayısıyla Rabbimizin bizim için sınırlarını çizdiği bir mahremi vardır. Nitekim Mi’râc gecesinde Sevgili Peygamberimiz’le baş başa görüştüğü esnâda Cebrâil (as) bile o mahrem alana girememiştir.
Sosyal hayâtın bir parçası olan devletlerin de kendine mahsus özel sırları, korulukları vardır. Yabancıların bu alanlara girmemeleri için her türlü titizliği gösterir, gerekli tedbirleri alırlar. Zîrâ bir devletin koruluğuna girmek, sırlarını ve özelini ele geçirmek, o devletin bağımsızlığının ortadan kalkması demektir. Bu nedenle her devlet, gerçek ya da sanal her türlü mahremini korur; ayrıca koruması altındakilerin mahremiyetini de güvenlik altına almaya çalışır.
Toplumun en küçük yapı taşı olan âilenin de elbette bir mahremi, yâni koruluğu vardır. Âile, çatısı altındaki bütün bireyleri o korulukta, o güvenli alanda toplayacak ve onların mahremlerini koruyacaktır. Çünkü âile en sağlam korunaktır. Bundan dolayı mahremiyet âilenin olmazsa olmazıdır. Âilenin değerlerini, özelliklerini koruması ve devâm ettirmesi ancak mahremiyetini muhâfaza etmesiyle mümkündür.
Sevgili Peygamberimiz’in hadîs-i şerîflerinde mahremiyet; kişinin bedensel dokunulmazlığından mesken masûniyetine (dokunulmazlığına), âile sırlarının korunmasından toplumsal tecessüsün yasaklanmasına kadar geniş bir yelpâzede ele alınmaktadır. Mahremiyet, İslâm ahlâkının ve hukûkunun temelini oluşturan "selâmet" ve "emânet" kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Koruluk ve korunak olan âilede mahremiyet kavramını şu eksenlerde sistemleştirebiliriz:
- Mesken Mahremiyeti ve İstîzân (İzin İsteme)
Âile koruluk ve özel alan olduğu için başka bir kimsenin evine girerken izin (istizân) istemek gerekir. İzinsiz başkasının evine girilmez. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur: “Ey îmân edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selâm vermeden kendi evlerinizden başka evlere girmeyin. Sizin için daha iyi olanı budur; umulur ki düşünüp anlarsınız.”2
Bunun temel gerekçesi, "gözün harâma vâkıf olmasını engellemek"tir. Dolayısıyla bir kimsenin âilesinin barınağı ve konutu dokunulmazdır. Konut dokunulmazlığını ihlâl edenlerin ağır bir ahlâkî ve hukûkî sorumluluğu vardır.
Konut mahremiyetinin tesis edilme gerekçesi, âile fertlerinin bedensel mahremiyetini korumaktır. Hz. Peygamber, başkasının evini izinsiz gözetlemenin mahremiyeti ihlâl olduğunu şöyle ifâde etmiştir: "İzin istemek, ancak gözün (mahrem şeyleri görmemesi) için meşrû kılınmıştır." Bu hadisten, ev sâhibinin rızâsı olmadan içeriye bakmanın, fiziksel olarak girmekle eşdeğer bir günah olduğunu anlıyoruz. Hattâ mahremiyetin korunması o kadar esastır ki, gizlice evini gözetleyen kişinin gözüne (caydırıcılık kastıyla) zarar veren ev sâhibine kısas veya diyet gerekmediği yönünde fıkhî içtihatlar bu hadîse dayandırılmıştır.
- Gözün Mahremiyeti
Her âile, bireylerine mutlaka göz mahremiyeti eğitimi vermelidir. Gerek âile içinde gerekse âile dışında en çok “gözle” mahremiyet ihlâli yapılmaktadır. Bundan dolayı Allah (cc) Kur’ân-ı Kerîm’de hem erkeklere hem de kadınlara, gözlerini başkalarının mahremine karşı korumalarını emretmektedir.
“Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar... Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar.”3
Bu âyet-i kerîme; âile içi oturmalarda haremlik-selâmlığa, çarşı-pazarda, iş yerlerinde ve özellikle sosyal medyada göz mahremiyetine dikkat etmemiz gerektiğini vurgulamaktadır. Zîrâ göz, zinânın postacısıdır. Sevgili Peygamberimiz’in (sav) bu konuda Hz. Ali’yi (ra) uyararak; “İlk bakışa ikinci bakışı ekleme. Çünkü birincisi senin lehinedir (kasıtsızdır), ikincisi ise senin lehine değildir.”4 buyurması bütün âileler için en büyük örnektir.
- Bedensel Mahremiyet ve Avret Sınırları
Fıkhî terim olarak "Mahrem"; kendisiyle evlenilmesi ebediyen haram olan yakın akrabâlar demektir.
Erkeğin mahremleri şunlardır: Anne, kız kardeş, kız evlat, üvey anne, üvey kız evlat, sütanne, kız sütkardeş, yeğenler, hala, teyze, kayınvâlide, gelin. (Nisâ Sûresi, 23).
Kadının mahremleri şunlardır: Baba, kayınpeder, erkek kardeş, erkek sütkardeş, erkek evlat, üvey erkek evlat, yeğenler, amca, dayı, dâmat.
Bu kişiler (mahremler), genel ahlâk ve âdâb-ı muâşeret kuralları çerçevesinde aynı ortamda oturabilir, sohbet edebilir, yolculuğa çıkabilirler. Mahremlerin birbirine karşı avret sınırı (örtünmesi gereken yerler) göbek ile diz kapağı arasıdır.
Eşler hâricindeki diğer kişiler ise "Nâmahrem" (Yabancı) kategorisindedir. Evlilik öncesinde kadın ve erkek birbirine nâmahremdir; nikâhın mümkün ve sahîh olmasının şartı da budur. Ancak nikâh akdiyle birlikte aralarındaki mesâfe kalkar ve eş olurlar.
Nâmahremlerin (birbiriyle evlenebilecek kişilerin) kapalı kapılar arkasında, bir odada baş başa kalmaları haramdır. Nâmahrem kadın ve erkekler, iş gereği görüşmeleri gerektiğinde tesettüre, konuşma üslûbuna ve bakışlarına dikkat etmek zorundadır.
- Kıyâfet Mahremiyeti ve "Giyinik Çıplaklar"
Âilenin en önemli görevlerinden biri de kılık kıyâfet konusundaki mahremiyet eğitimidir. Tesettürün, yâni örtünmenin yaşı yoktur; zîrâ örtünme duygusu fıtrîdir. Erkek veya kadın, giydiği elbiselerin dar, şeffaf ve vücut hatlarını belli edecek nitelikte olmamasına dikkat etmelidir. Sevgili Peygamberimiz (sav), mahremiyeti ihlâl eden bu giyim tarzını “kâsiyâtün âriyâtün” yâni "giyinik çıplaklık"5 olarak tanımlamış ve bundan sakındırmıştır. İbn Battal, bu tür giyinmenin "hakîkatte çıplaklık" olduğunu ve mahremiyetin özüne aykırı düştüğünü belirtir.6
- Özel Zaman Dilimleri Mahremiyeti
Kur’ân ve sünnet, âile içi bireylerin bile birbirlerinin odalarına girerken izin alması gereken üç "avret vakti" belirlemiştir: Sabah namazından önce, öğle uykusu vakti ve yatsıdan sonra. Bu vakitlerde insanlar istirahat kıyâfetleriyle olabileceğinden, mahrem hallerin görülmemesi için izin şart koşulmuştur.
- Özel Eşyâların Mahremiyeti
Âilelerin çocuklarına vermesi gereken en önemli eğitimlerden biri de şahsî alana saygıdır. Bir kimsenin; çantası, odası, cepleri, telefonu, bilgisayarı veya şifreli sosyal medya hesapları gibi özellerine izinsiz girilmesi, bakılması ve karıştırılması mahremiyet ihlâlidir.
- Âile ve Sır Mahremiyeti
Âile hayâtının gizliliği, "emânet"in en üst mertebesidir. Eşler arasındaki özel hallerin başkalarına anlatılması en büyük ahlâkî zaaflardan biri sayılmıştır. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Kıyâmet gününde Allah katında mevkisi en kötü olan insan, eşiyle birlikte olup da sonra onun sırrını yayan kimsedir.”7
- Bilgi ve Gözlem Mahremiyeti (Tecessüs Yasağı)
Mahremiyet sâdece görünenle sınırlı değildir; başkalarının gizli hallerini araştırmak da haram kılınmıştır. İslâm, bireylerin hatâlarını örtmeyi emrederken, bu hatâları araştırmayı (tecessüsü) yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (sav): “Zandan sakının... Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın (tecessüs) ve haber toplamayın (tehassüs).”8 buyurmuştur. Bu eylemler, toplumdaki güven ortamını zedeleyen unsurlardır.
- Dilin Mahremiyeti
Dar anlamda âilenin, geniş anlamda ise toplumun dil mahremiyetine dikkat etmesi gerekir. Dilin mahremiyeti; yalan, iftira, hakaret, alay etme, zan ve gıybet gibi çirkinliklerden korunmasıdır.
Sonuç olarak mahremiyet, bireyin izzetini ve âilenin kudsiyetini koruyan ilâhî bir kalkandır. Bu sınırların ihlâli; sâdece hukûkî bir suç değil, aynı zamanda kişinin kâmil mü’min olma niteliğini zedeleyen ağır bir vebâldir.
Dipnotlar
1 Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2.
2 Nûr Sûresi, 27.
3 Nûr Sûresi, 30-31.
4 Ebu Dâvûd, Nikâh, 44.
5 Müslim, 2128.
6 İbn Battal, Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, 2003, Cilt 3, s. 111.
7 Müslim, Nikâh 123, 124.
8 Müslim, Birr, 28-32.
Şubat 2026, sayfa no: 26-27-28-29
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak