Ara

Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklanması İçin Sünnete Muhtacız

Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklanması İçin Sünnete Muhtacız

 

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay hocamız ile “Sünnetin Gerekliliği” konusunu ele aldık. 

Röportaj: Muhammed Ali Baydı

 

Sünnet-i Seniyye nedir? Genel bir çerçeve çizebilir misiniz?

Bismillâhirrahmânirrahîm. Bir Müslüman olarak hayatımızı Kur'ân-ı Azîmüşşân'a göre yaşamamız, Kur'ân-ı Azîmüşşân'a göre düzenlememiz gerekiyor. Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın en güzel yorumu kendisidir. İkinci derecede Kur'ân'ı açıklayan, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnet-i seniyyesidir. Sünnet kelimesinin âdet, gelenek, yol ve metot gibi birçok anlamı var ama benim en çok tercih ettiğim anlamı “çizgi” şeklindedir. Sünnet, Allah Rasûlü'nün hayat çizgisi, O’nun hayat anlayışı. O’nun târih ve coğrafyayı, insan hayatı ve varlığını açıklama biçimidir. Çünkü Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in birinci görevi Kur’anı açıklamaktır. Ancak Allah'ın izin verdiği bazı hususlarda O’nun hüküm koyma yetkisi vardır. Bu son cümlenin altını çiziyorum: Sadece Allah'ın izin verdiği bazı hususlarda Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in hüküm koyma yetkisi vardır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'ân âyetlerini sözleriyle, tavırlarıyla, duruşuyla, bâzı noktalarda açıkça onaylaması veya sükûtu ile açıklıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kendi ahlâkı bu konuda rehberimizdir. Âyetler nasıl uygulanacak? Nasıl tatbîk edilecek? Bunların hepsini Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in muazzez hayatında görüyoruz. Dolayısıyla Kur'ân-ı Kerîm'i sünnetten koparmak, sünneti Kur'ân-ı Kerîm'den koparmak mümkün değildir. Kur'ân-ı Kerîm'de örnek şahsiyet (üsve-i hasene) olarak özellikle iki Peygamber gösteriliyor: Hz. İbrâhîm ve Hz. Muhammed Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem. Dolayısıyla Allah Rasûlü’nü her açıdan örnek almamız gerekiyor. Nerede örnek alacağız? İman ibadet ve ahlakta örnek aldığımız gibi; ailede, ticârette, eğitimde, yönetimde, yargıda ve her çeşit ikili ilişkilerde O’nu örnek almak alacağız. O’nun her hali bizim için örnektir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem dâvâlarda hâkimdi ve kendisine başvuran davalılar arasında hüküm veriyordu. Kur'ân-ı Kerîm'de hangi âyette “Allah'a itâat edin”deniyorsa aynı âyette 'Rasûle itâat edin' denilmektedir. Peki, Allah'a itâat nasıl olacak? Allah'a itâatimiz, Rasûlün Allah’a itâati gibi olacak. Allah'a nasıl ibâdet edeceğiz? İbadetimiz, Rasûlün O’na ibâdet ettiği gibi olacak. Allah Rasûlü’nin eşi, oğlu, kızı vefât ettiğinde O nasıl davranmışsa, biz de bu çeşit olaylarda aynı yolu izleyeceğiz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem yetîmlre nasıl davrandıysa, nasıl hoşgörüyle yaklaşmışsa biz da aynı şekilde davranacağız. Bunların cevaplarını hep sünnet-i seniyyeden öğreniyoruz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem örnek şahsiyettir, hidayet rahberidir, eşsiz rol modeldir. 

 

Sünnet kavramı neden ortaya çıkmıştır?

Kur'ân-ı Kerîm'i okuyoruz. O günkü insanlar da okuyordu, anlıyordu. Bir teknolojik cihaz alıyorsunuz yanında bir rehber kitapçık veriyorlar. Bir de servis elemanı geliyor ve o cihazın nasıl çalışacağını anlatıyor. İnsanlığın rehber kitabı Kur'ân-ı Kerîm'dir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise bu rehberi en güzel şekilde açıklayandır. Nasıl yemek yiyeceğiz? Suyu nasıl içeceğiz? Nasıl yürüyeceğiz? Nasıl konuşacağız? Ailede ve sosyal hayatta nasıl davranacağız? Eğitimde, yönetimde, ticarette ana ilkeler nelerdir? Bütün bunları bize O öğretti. Hayatın her alanı bu mânâda O’nun nezih sünneti ışığında dizayn edilmelidir. Kur'ân'ın her detaya girmesi mümkün değildir. Kur’an sadece ana esaslara temas eder. Ticarette karşılıklı rızadan söz eder, haram kazançtan bahseder. Bunları Allah Rasûlü açıklar. Meselâ Allah Rasûlü sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyor: “Ticârette her iki taraf dürüst ve açık sözlü olursa o ticârette bereket olur. Yalan söyleyip gerçeği gizlerlerse bereket kaldırılır.” (Buharî, 1579; Müslim, 1532) Burada İslam Ticaretinin temel kuralları veriliyor.  1400 yıl önceki ticâret başka, bugünkü ticâret başka diyemezsiniz. Zira bu kurallar her zaman ve her yerde geçerlidir. Zira muhatap olan insan unsuru, insan psikolojisi aynıdır. Meselâ: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ellerini açıp yöneticiler için dua etmiş: "Yârabbi!.. Ümmetimden kim görev üstlenip emri altında bulunanlara rahmetle, şefkatle davranırsa Sen de ona öyle davran” buyurmuştur. Duanın devamında ise; “Ümmetimden kim görev üstlenir de emri altındakilere şiddetle davranırsa Sen de ona şiddetle davran" (Müslim, 1828) demiştir. Siz yönetici iseniz, ister emriniz altındakilere rahmetle davranır, duâya nâil olursunuz. İsterseniz -Allah korusun- şiddetle davranır, Sevgili Peygamberimiz’in bedduâsına uğrarsınız. Buradaki nebevî mesaj ve uyarı gayet açıktır. Sünnette her kesime hitap var. Kur'ân-ı Kerîm'in açıklanması için Sünnete muhtacız. Önce Peygamberimiz’in Sünnetine başvuracağız, ondan sonra sahabenin ve daha sonra âlimlerin yorum ve uygulamalarına başvuracağız. “Âlimler Peygamberlerin vârisleridir.” (Ebu Davud, 3641; Tirmizî, 2682; İbn Mace 223) Kur'ân ve Sünnette takıldığımız noktalarda âlimlere danışacağız. Eczanede her çeşit ilaç var. Ama gidip oradan istediğiniz ilacı dilediğiniz gibi kullanamazsınız. Her ilaç herkese her zaman şifâ olmaz. Dolayısıyla mutlaka doktora başvurmamız gerekiyor. İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî’nin dediği gibi; “Hadis alimleri eczacıdır, Fıkıh alimleri ise doktordur.” Bizler sünnetin yazılı belgeleri olan hadîs-i şerîfleri sevmeliyiz. Önce hadîs-i şerîfleri seveceğiz. Hadisleri okuyacağız, yaşamaya ve uygulamaya çalışacağız. Meselâ Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Sizden biriniz bir işi, bir görevi, bir ameli işlediğinde, Allah onu iyi ve sağlam yapmasını sever.” (Taberanî, el-Evsat:1/275; Beyhakî, Şüabü’l-İman: 4/334)

 

 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem 1400 öncesinde kaliteden bahsediliyor. Peki kalite kavramının geçmişi çok yenidir. Ama hadîs-i şerîfte 'İşinizi doğru yapın' mesajı veriliyor. Yâni siz işinizi düzgün yapınca sâdece insanlara faydalı olmuyorsunuz Allah'ın sevgisini de kazanıyorsunuz. Allah Rasûlü’nün bunu bunu kendiliğinden söylemesi mümkün değildir. Bu hakikat O’na bildirilmiş, O da kendisine bildirileni de bize naklediyor. Hadîs-i şerîflere bize ufuk oluyor, yol gösteriyor. Bunların hepsi âyetlerde yok mu evet var ama ana hatlarıyla var. Meselâ Kitabımızda; “Ey îmân edenler kendinizi ve âilenizi ateşten koruyun." (Tahrim, 6.) buyuruluyor. Peki bu ne demek? Âilemizi nasıl koruyacağız? Peygamberimiz’in gösterdiği nebevî metotlarla âilemizi koruyacağız,

 

Peygamberlere olan ihtiyaçtan bahseder misiniz?

Rabbimiz peygamberleri niye gönderiyor? Sonra niye âlimler geliyor? Allah'ın huzurunda insanın geçerli bir mâzereti olmasın diye. İnsanlar kıyâmet gününde “biz duymadık, biz bilmiyorduk” demesinler diye. Âyette de açık, önceki ümmetlerden pek çok kişi bu bahaneleri sunacaklar. Rabbimiz; “Ben size peygamber göndermedim mi?” diye soracak. Önceki ümmetlerden olan inkârcılar; “Hayır, bize Peygamber göndermedin ya Rabbi!.” diye inkâr edecekler. Bunun üzerine Ümmet-i Muhammed; “Hayır, Size Peygamber gönderildi,” diyecekler. Bu ümmetin şâhidi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem olacak. Onun kıyamet günündeki makamı şâhitlik makamı olacaktır. İnsanoğlu inkâra meyillidir. Allah'ın güzel isimlerinden biri, el-Adl (sonsuz adalet sahibi) ismidir. Allah âdildir, Sonsuz adalet sahibidir. Allah adaletin ta kendisidir. Allah'ın adaletinden emin olana insan, Allah'a sınırsız bir sevgi ve güvenle teslim olur. Zira Allah insana ne kadar imkân, akıl, bilgi ve mal vermişse o kadar sorguya tâbi olunacak. Sağlıktan mahrûm ettiği kişiye ona göre suâl gelecektir. Engelli olana ona göre soru gelecek. Sakat dünyâya gelen yavru için; "Onun suçu, günahı neydi?" diye soruyorlar. O durum o yavru için, annesi-babası için, çevresi için ibret ve imtihan vesilesidir. O engelli yavru çektikleri sebebiyle, sabretmesi ve Allah’ın hükmüne teslim olması sebebiyle Cenneti kazanacaktır. O bize ders ve ibret olsun diye bu durumda yaratıldı. Sâdece fakirlik ve yokluk imtihan sebebi değildir, zenginlik, güzellik ve iktidar da imtihan sebebidir. Cenâb-ı Hak imtihan verir herkese ama adâletli şekilde verir. el-Adl (sonsuz adalet sahibi) olan Rabbimiz, bu isminin gereği bu imtihanları verirken de Kur'ân ve sünnet gönderiyor, onları açıklamak için ayrıca âlimler gönderiyor Peki bunlara ulaşamayanların durumu ne olacak? İslam daveti ve tebliğine hiç ulaşmayanlar sadece Allah'ı tanımakla sorumludurlar. İnsan bu aklı ile Rabbini tanımalıdır. Dolayısıyla böyleler ibâdetten sorumlu değiller. Düşünün ki Kuzey Kutbu’nda yaşamış insanlar var. Ama onlar da Allah'ı bilmekten sorumludur. Yâni Allah neyi verirse onu soracak. Bilgi vermişse onu soracak, iktidar vermişse onu soracak. Belediye başkanının, vâlinin, bakanın soruları ayrı. İslâmî ilimleri okuyanların derece derece sorumlulukları ayrııdr. Cenâb-ı Hak (cc) hikmeti ve adâleti gereği, kişiye taşıyamayacağı yükü yüklemez. 

 

Kur'ân-ı Kerîm'de yer almayıp sünnette yer alan birtakım kurallar var. Kur'ân'da olmayıp sünnette bu kuralların olmasının sebebi nedir?

Kur'ân-ı Kerîm ana hatları veriyor, geri kalanı Peygamberimiz’e bırakıyor. Namaz şekilleri, zekâtın miktarları, hac ibâdetinin ayrıntıları Kitabımızda yer almıyor. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Hac ibâdetinizi benden alın,(Müslim, 1297) buyuruyor. “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız öyle namaz kılın” (Buharî, 818) diyor. Kur'ân-ı Kerîm herşeyi bütün ayrıntılarıyla verseydi çok uzun olurdu. Peygamberimize açıklama yetkisi verilmiştir. Necm sûresindeki âyet dikkatimizi çekiyor: "O kendiliğinden hiç birşey konuşmaz, O’nun konuştuğu tamâmen kendisine vahy olunan vahiyden ibarettir." (Necm, 3.) Dolayısıyla Sünnet Ya vahiydir, yâhut da vahiy kontrollüdür. Kendisi 'Ben böyle uygun görmedim, değiştiriyorum' diyemez. Çünkü devamlı Cenâb-ı Hakk'ın murakabesi ve kontrolü altındadır. Şimdi birileri hiçbir ilmî kaynağa dayanmadan; "Peygamberimiz şöyle diyor" diyebiliyorlar. Oysa söylediği hadis değil, tamamen uydurma hadis. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in söylemediği sözü O’na nisbet etmek büyük günahtır. Yeni hadisler üretilemeyeceğine göre hadislerin sayısı bellidir. Kapalı hiçbir şey yok. O’nun mübarek sözleri hadis-i şerifler güvenilir kaynaklarda toplanmış, en güvenilir yollarla bize kadar gelmiştir.

 

Uzun yıllar Emin Saraç Hocaefendi’nin ders halkalarında bulundunuz. Sünnet-i Seniyye noktasında özellikle dikkat ettiği hususlardan bahsedebilir misiniz?

Hadis alanında çok değerli hocalardan istifâde ettik. Türkiyede başta Emin Saraç hocam, Mehmet Zahid Kotku hocaefendi olmak üzere çok değerli hadis hocalarımız oldu. İmam Hatip Okulu orta dördüncü sınıfta 1971 yılında ilk hadis dersimize giren Denizlili Habip Badem hocamız olmuştu. Sonra İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü'nde merhum Yard. Doç. Dr. Nedim Urhan hocamız, halen hayatta olan Prof. Dr. Yaşar Kandemir hocamız hadis derslerimize geldi. Her hadis hocasında ayrı bir güzellik ayrı bir incelik ayrı bir bereket vardır.  İstanbul İslâm Enstitüsüne devam ederken Pazar günleri İskender Paşa Camiinde Mehmet Zahid Kotku hocaefendinin Ramûzü’l-ehâdîs derslerini takip ettim. Ama her gün M. Emin Saraç hocamızın Hadis derslerinden istifade etmeyi Rabbim nasib etti. Fıkıh, Hadis ve Tefsirle ilgili pek çok eser okuyup bitirdik. Sünen-i Ebî Davud’u baştan sona okuduk. 

 

Emin Saraç hocam bize hadisleri sevdirdi. Diğer hocalarımızla belli bir süre birlikte bulunabildik ama Emin Saraç hocamızla yıllar süren birlikteliğimiz oldu. Hocamı ilk defa 1974 yılında Beşiktaş Müftüsü Fuat Çamdibi hocaefendinin evinde bir ilim ve irfan meclisinde tanıdım. 2021 yılında vefatına kadar irtibat ve istifademiz devam etti. Emin Saraç hocamız çok değerli hocalardan istifâde etmişti. Ali Haydar Efendi, Gümülcineli Mustafa Efendi, Bekir Haki Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca efendi, Ali Yekta Efendi, Şeyh-ül İslâm Mustafa Sabri Efendi, Muhammed Zâhid el-Kevserî ve diğer Ezher hocalarından çok istifa etmişti. Gerçekten çok muazzam bir ilim ve irfan erbabı içerisinde yetişmişti. Hocamız, bize "Siz o derin âlimlere yetişmediniz ki" diyordu. Emin Saraç hocamızın (Mehmet Zahit Kotku hocaefendi, Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu hocaefendi, Yahyalılı Hasan Efendi, Musa Topbaş hocaefendi ve Mahmut Ustaosmanoğlu hoca efendi ile) samimî irtibatı vardı. Bu hoca efendileri bize tavsiye eden hocamız oldu. Rabbim hepsine rahmet eylesin.

 

Çiçekler çok ve çeşitli olunca bal da farklı oluyor. Emin Saraç hocam Sünnet-i seniyyeyi çok seviyordu. Gönlü sünnet sevgisiyle dolu alimlerden ders almıştı. Bu âlimlerin sünnet sevgisini bize naklediyordu. Emin Saraç hocam hadisleri içtenlikle ve severek okuttuğu için sevdiriyordu. Kendisi Ezher'de İslâm Hukuku dersleri almış, Şeria Fakültesi’nden mezun olmuş, hâkimlik ihtisası yapmıştı. Fıkıh okutması gerekiyordu. Fıkıh kitapları da okuttu ama o daha çok Hadis ilmini tercih ediyordu. Hadis ilimlerine yönelmemizi Emin Saraç hocamız tavsiye etti. Ancak Hadis, Fıkıhla birlikte mütalâa edilmelidir, derdi. Kendisi de Hadisle birlikte Fıkıh ve Tefsir okuturdu. Temel İslam Bilimleri olan Fıkıh, Hadis ve Tefsir birbirinden koparılmaz, diyordu.  Fatih Camii’nde Kütüb-i Sitte'yi ve diğer hadis kitaplarını okuttu. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetini yaşama noktasında çok hassastı, tâvizsizdi. Talebelere karşı çok merhametliydi ama hocalara ve vâizlere karşı biraz sertti. Onlardan daha büyük gayret ve hassâsiyet bekliyordu. Emin Saraç hocamız kendisini Fatih Câmiine vakfetti. "Fatih câmisinin minârelerinin gölgesinden ayrılmayın" diyordu. Kendisi de Fatih Câmii minâreleri gölgesine gömüldü. Hocası Ali Haydar Efendi, Rasûlullah sallalllahu aleyhi vesellem deyince hüngür hüngür ağlardı diyor. Nasıl oluyor hocam? diye sordum, Ali Haydar Efendi’nin okuttuğu Şifâ-i Şerîfkitabında her sayfada Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem geçiyor dedim. “Anlayın nasıl coşkulu ders yaptığını”, dedi. Böyle değerli müstesna hocalardan ders görmüştü Emin Saraç hocamız. İstisnâsız her dersinde muhterem hocalarından bahsederdi. Hocaları hem kaliteli hem model şahsiyetlerdi. Dikkatimi çekti, bir dersinde hiçbir hocasından bahsetmemişti. Ama tam dersi bitirirken; “Bir hocamız dersi şöyle bitirirdi,” dedi yine hocalarından bahsetmeden ders yapmamış oldu.

 

Hayatında tek programı vardı: O da Fatih Camii dersleri idi. Yurt dışından misâfirleri gelince, onları alır derse getirirdi. Kendisini tanıdığım ilk yıllarda kurban kesemeyecek durumdaydı. Hiç kimseden yardım, sadaka, burs ve saire almazdı. Sâdece Fî Zilâl'il-Kur'ân tefsîrinden elde ettiği hissesinden geçimini sağlıyordu Sadece Diyanet İşleri Başkanlığı Haseki Eğitim Merkezi’nde Hadis dersleri verdiği zamanlarda maaş aldı, bildiğim kadarıyla. Emin Saraç hocamız, vakar ve şahsiyette, ilim ve irfanda sanki bugün yaşayan Osmanlı alimlerinden biriydi. Hocamız. İki binden fazla hoca yetiştirdi. Sünnet-i Seniyye'ye toz kondurmayan bir alimdi. Fıkıh, hadis, tefsir derslerine değer verdiği gibi tasavvuf derslerine de değer verirdi. Tarîkat-ı Muhammediyye, Risale-i Kuşeyriyye, Risaletü’l-Müsterşidîn Kasîde-i Bürde de okutuyordu. Mânevî gıdâ olabilecek derslere de önem verirdi. İlim ehlinde, ilim talibinde maneviyat eksikliği olmamalıydı.

 

Ehl-i sünnet âlimi olmak isteyen genç kardeşlerimize tavsiyeleriniz nelerdir?

Ehl-i sünnet âlimi olmak isteyen, önce hafızlık ve Arapçayı halletmelidir. Arapça, İslâmî İlimler için olmazsa olmaz şartlardan biridir, Arap Dilini ve belagatini bilmek çok ama çok önemlidir. Tercüme kitaplarla ilim yetersizdir. Ana kaynaklara inmek gerekir. Ehl-i sünnet âlimi olmak isteyen, ehl-i sünnet âlimlerinin yolunu tâkip edecektir. Ehl-i sünnet ana çizgidir. Antitez değildir, birilerine muhâlif çizgi değildir. Her müslüman, ehl-i sünnet vel-cemâat olmalıdır. Her zaman farklı görüşler olabilir ama ana cadde ehl-i sünnet caddesi olmalıdır. Ehl-i sünnet yolundan giden müslüman, önce Kur'ân-ı Kerîm tefsirlerini, hadîs-i şerîf kaynaklarını ve kadîm fıkhî eserleri okuyup incelemelidir. Son yüzyılda güzel eserler de var ama çarpık ve münharif akımlar özellikle som yüzyılda ortaya çıktı. Ehl-i sünnetin bütün özelliklerini kadîm eserlerde görüyoruz. Ben bir Müslüman olarak nasıl Müslüman olmalıyım? Rabbime karşı, Peygamberime karşı, ümmete karşı, ülkeme karşı sorumluluklarım neler? Bu öncelikleri iyi tesbît etmeliyiz, gereksiz ayrıntılarda boğulmamalıyız. Ehl-i sünnet, Kur'ân ve sünnete tâvizsiz bağlıdır. Ehl-i Sünnet, Hz. İsa aleyhisselâmın yeryüzüne ineceğine, Mehdî aleyhisselâm’ın geleceğine ve diğer kıyamet alâmetlerine inanır. Ama sahte mehdîlere pirim vermez. Ehl-i sünnet, Kur’ân ve Sünnete aykırı batınî yorumları reddeder. Ehl-i Sünnet, din kardeşini tekfir etmekten uzak durur. Ehl-i Sünnet, tebliğ, davet ve irşadda nebevî metodu takip eder. Ehl-i sünnete göre “selîm akıl” önemlidir ama her zaman “sahih nakil” öndedir. Ehl-i sünnet, dört amelî mezhebi hak mezhep olarak kabul eder ama mezhepçi, mutassıb ve grupçu değildir. Ehl-i sünnet, ırkçılığı ve bölücülüğü reddeder. Ehl-i Sünnet, kıyamet kopacağını bilse elindeki fidanı dikmeye, başladığı hayrı tamamlamaya çalışır. Ehl-i sünnet, ehl-i bid'at gibi şüpheci veya inkârcı değildir. Ehl-i bid’at mezhepleri şefaati, kabir azâbını ve gaybî haberleri inkâr eder. Ehl-i bid’at mezhepleri ise hakikate muhalefet üzerine doğmuştur yâni anlamsız ve şuursuz bir muhalefet vardır. Ehl-i bid’atte muhalefet için muhalefet vardır. Ehl-i bid'at, kâfir değildir ama ana caddeden çıkmıştır, bu şekilde çarpık bir anlayışa sahip olanların -Allah korusun- küfre düşmesinden korkulur. Bizim gayemiz, insanları damgalamak değildir. Bir kişiyi daha kazanmak, bir kişinin daha gönlüne dokunmaktır. Ehl-i sünnet mensubu, başkalarına tepeden bakmaz, reddetmez, kazanmaya çalışır. Ehl-i Sünnet Kur'ân'ı anlamaya, yaşamaya ve tatbik etmeye çalışır. Ehl-i Sünnette nezâhet ve letâfet hâkimdir. Ehl-i sünnet, infak ve ihsan ehlidir. Ehl-i sünnet nifak ve fitneye, şiddet ve nefrete yer vermez. Ehl-i sünnet, ilim ve hikmet ehlidir. Ehl-i sünnet, ilme ve âlimlere karşı saygılıdır. Ehl-i sünnet; hem zikir, hem cihad, hem ilim ehlidir. Âlimlere karşı saygıyı bırakırsanız, nefsinize yenik düşersiniz. Ehl-i sünnetin en önemli özelliklerinden biri, sahabe-i kirama son derece hürmetkâr olmalarıdır. Ehl-i sünnet, ilk ve altın nesil sahâbe-i kirâm arasında ayrım yapmaz, hepsine sonsuz muhabbet besler. Meselâ Hz. Ali radıyallahu anh ile Hz. Muaviye radıyallahu anh arasında meydana gelen savaşlar hakkında ehl-i sünnetin duruşu nettir: Hz. Ali radıyallahu anh ictihadında isabet ederek iki ecir kazanmış, Hz. Muaviye  radıyallahu anh ise bir ecir kazanmıştır. Ehl-i Sünnet Hulefâ-i Râşidîni baş tâcı eder, Hz. Muâviye radıyallahu anh aleyhine tek kelime söz söylemez. İmam Ebu Hanife bu konuda şu güzel tesbitte bulunuyor: “Onlar ellerini kana buladılar, biz dilimizi kana bulamayalım. Sahabe-i kiram bizim gözlerimiz gibidir, gözlerin şifâsı onlarla fazla oynamamaktır.” Bizim yapmamız gereken, tarihî konularda da günümüzdeki siyasî konularda da itidâli korumaktır. Genç adamı suçlu diye görmeyeceğiz, bu genç bize sevap kazandıracak, bu gencin gönlünü kazanırsak Allâh'ın izniyle daha büyük ecir kazanırız, diye düşüneceğiz. Her genç bir hazinedir. Bir genci kazanmak, onun dünyasını ve ahiretini kazanmak, o gence dünya ve ahireti kazandırmak demektir. Görevimiz kazanmaktır, karalamak değil. Herkesi karalarsanız, ortada bir siz kalırsınız. Egonuz, kibriniz ve gururunuz sizi yıkar. Şeytan “ben.. ben..” dedi ve kaybetti. Biz gururumuza kapılmayalım, kaybedenlerden olmayalım.

 

Sünnete uygun bir evlilik nasıl olmalı?

Gençlerimizin en büyük problemi ideal İslâm âilesi hakkında altyapı sâhibi olmamalarıdır. İdeal İslâm âilesi dersine ihtiyâcımız var. Çünkü İslâm âilesi kuracak gencin İslâm âilesi hükümlerini bilmesi farz-ı ayındır. Bunları genel kültür kitaplarından öğrenemiyor. İslâmî ilimler ilâhiyat fakültelerinde, imam hatip liselerinde. Ve genç annesi ve babasını taklit ediyor. Taklîdin taklîdi olmuyor. Bir yuva kuracak genç nasıl kurmalı? Gençlik âile kursları verilmeli. Âiledeki mânevî ilkelere dikkat edilmeli haramlara girilmeyecek. İçkili, çalgılı, danslı, kadın-erkek birlikte olan düğünlerle tâvizler başlıyor. İbn Haldun’un misâlini veriyorum her zaman. O diyor ki; eşler değirmen taşı gibidir araya ne koyarlarsa onu öğütürler, araya birşey koymazlarsa kendilerini öğütürler. Araya mâneviyat koyalım. Eşinize ne hediye edersiniz? Çiçek, tatlı, altın, kumaş.. Eksik. Kitap, âile ile ilgili. Hediyeleşme güzeldir ama mânevî açlığı da doyurmalıyız. Haftada bir gece Kur'ân gecesi olmalı. 10 dakîka, fazla değil. Evliliğin ilk iki yılı içerisinde bir umre. Mânevî gıdâdan eksiğiz, bizlere Cuma hutbesindeki 5 dakîka yetmiyor. Çok dünyâya yöneliyoruz, bir akşam tefsîr okuyalım, hadis okuyalım çocuklarımıza. Âile kurmak kolay fakat gençlerimiz devâm ettirmekte zorluk çekiyorlar. O güzel günler geçtikten sonra kopmalar başlıyor çünkü arada birbirlerine bağlayacak mânevî bağlantı zayıf. Hayâtımızın her alanında mânevî bağlantılar olacak. Adam devlete düşman. Kim gelirse gelsin düşman, bunun ilacı mânevî takviyelerdir. Vakıf faaliyetleri genişletilmeli, öğrenci yurtlarındaki dersler arttırılmalı. Örnek, adanmış şahsiyetleri gençlerimiz görmeli. Günümüzde Teknofestler yapılıyor. Gençler orada buluşuyorlar ve o şahsiyetleri görüyorlar. Orada gençlerin bu şahsiyetleri görmeleri onlar için çok önemli. Günümüz gençlerinde karamsarlık, umutsuzluk hâkim bunlar nasihat ile düzelmez. Mânevî takviyelere ihtiyaç var, sürekli serum. Bunun birçok yolu var. Kitap, dizi, İslâm medeniyet merkezlerini görmek: Buhara, Endülüs, Bosna, Makedonya, Mekke, Medine, Şam, Bağdat, Mısır.. Târihi okuyacak, târihî dizilerin bile faydaları oluyor. Eksik olan noktayı tamamlayacağız. Gençlerimiz kendini yetiştiriyor, teknik bilgilere hâkim ama mâneviyat eksik. Bir doktor arkadaş diyor ki yalnızlık hissediyorum. Dedim bir psikoloğa git. Gittim yalnızlık hissediyormuşum dedi. Demek ki doktorun da doktora ihtiyâcı var. Bu doktor gönül doktorudur. Mânevî derslerimiz olacak. Uhrevî zevkleri anlatacak. Yaptığı doktorluk hizmetinin ibâdet olduğu şuurunu verecek. Evden çıkarken ben ibâdete gidiyorum diyeceksin o zaman hayat bir anlam kazanacak. Şöyle birşey var ilmî tabirle söylersek, mubahlar niyetlerle ibâdete dönüşür. Meselâ uykuya besmele ile yatarsanız, sabah namazına kalkmak niyetiyle yatarsanız uykunuz ibâdettir. Ama akşamdan silâhı koyar sabah kalktığımda o adamı vuracağım derse, o uykusu onun için günahtır. Uyku aynı uyku ama niyetler farklı. Müslüman nasıl yalnızlık çekebilir? Allah nerede olursa olun sizinle birliktedir. Al eline tesbihi bunu oku. Eskiler neden çokça "hasbunallâhi veniğmel vekîl niğmel mevlâ ve niğmen nasîr" derdi? "Bize Allah yeter o ne güzel vekil. O ne güzel yardımcıdır." Bunu okumak değil inanarak okumak. Ah bi inansak zâten herşey hallolacak. Emin olun Allah tam senin istediğin gibi işlerini hâlledecek. 

 

Mânevî ihtiyaçlarımızı gidermemize yardımcı olacak hadis kitaplarından hangilerini tavsiye edersiniz?

Tavsiye edilecek çok değerli eserler var. Arapça temeli olmayan kardeşlerimiz, İbn Kesir Tefsiri tercümesi olan Hadislerle Tefsir kitabını okumalıdır. Riyâzu's-Sâlihîn bizim başucu kitâbımız olmalı, Riyazus-Salihîn tercümelerinden Erkam Yayınları’ndan çıkan sekiz ciltlik geniş açıklamalı baskısını tavsiye ediyoruz. Ravza Yayınları’ndan çıkan İbn Hacer el-Askalânî’nin Muhtasaru’t-Tergîb kitabı güzeldir. Mavi Yayıncılık'tan çıkan şu iki kitabımızı okumalısınız: Nebevî Mesaj ve Allah Rasûlü’nden Hayat Ölçüleri. Sahabe-i Kiramın hayatına dair eserler okunmalıdır. Maneviyat büyüklerinin kitapları mutlaka okunmalıdır. Bu kitaplar manevî ilaç, manevî gıdadır. Her gıdadan yeteri kadar almalıyız. Yeter ki helal ve temiz olsun. Hepsinden istenen miktarda alacağız. Manevî vitamin eksikliği hayatımızda psikolojik sorunlar, huzursuzluklar ve geçimsizlikler olarak kendisini gösteriyor. Vefasızlık, yalnızlık, bunalım, stres, karamsarlık gibi psikolojik sorunların çoğu, mâneviyat eksikliğinden dolayı ortaya çıkıyor. Manevî vitaminler eksik olmamalıdır. Bunun için Allah Rasûlü’nün hadisleri, alimlerin görüşleri, büyüklerin tavsiyeleri bizim için rehber olmalıdır. Rabbim huzurunda mahrum ve mahcup eylemesin. Rabbim yardımcımız olsun.

 

Kasım 2022, sayfa no: 24-25-26-27-28-29

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak