Ara

Kur'ân

Namazı müteakip hafız bir kardeşimiz, "Efendim, bir günde Kur'ân'ı hatmetmek istiyorum." deyince, "Kardeşim, Kur'ân'ı bir günde hatmetmen güzel ama bunu her zaman yapabilir misin? Çünkü Efendimiz (s.a.v), "Ameli Allah'a en güzel olanınız, az da olsa devamlı olandır." buyuruyor", dedim ve onun Kur'ân'a olan muhabbetine hayran kaldım. Hafiz kardeşlerimiz günde en az bir cüz, okumakta yetenekli olanlarımız yarım cüz, zorluk çekenlerimiz kıraatte, bir sahife ama en az üç ayet de olsa okumalı, Kur'ân-ı Kerim'i okumadığımız gün olmamalı. "Kur'ân size nazil olduğu halde size Kur'ân mı okuyacağım?" diyen İbn-i Mesud (r.a)'a Peygamberimiz (s.a.v):"Dinlemeyi severim Kitab-ı Kerim'i." buyurdukları gibi, ehlullah da okumaya ve dinlemeye aşıktırlar Mushaf-ı Şerifi. Kürtoğlu Mehmet Efendi'nin kardeşi irtihal etmişti. Taziye için gitmiştik evlerine. Onu Kur'an okurken bulduk. Bizi tanıyınca, Mushaf-ı Şerifi kapatıp, "Efendime ne varsa getirin evden ikram olarak." dedi ve şu hatırayı nakletti bize:"Baba hocalardan, dedelerimizden birinin evinden, bir günde iki cenaze çıkar. Yakınlarından biri der ki, 'Karnımız aç, iyi bir pilav pişirin de tok tok ağlayalım." Cömert amcamız -Allah rahmetine gark eylesin onu- üzümler, pekmezler, ceviz vs. yiyecekler sunduktan sonra şu sözleri söyledi bize:"Hafiz olmadığım halde, haftada bir hatim indiriyorum, öyle hale geldim ki, Kur'an-ı Mübîn'in sahifelerini de yiyesim geliyor." Üstadımız H. Hasan Efendi (k.s) buyurdular ki:"Fena fi'l-ih-van, fena fi'ş-şeyh olanlar, birbirini canı gibi seven, üstazına saygı duyanlar, veli menkıbelerine; Rasülullah'ın aşkından yananlar Hadis-i Şeriflerine, fenafillah olan Hak sevgilileri de Kitab-ı Kerim'e çokça muhabbet ederler." Bizler de Allah'a vuslata vesile olan bu makamları geçerek, Kur'an ve namaza aşık olalım lütf-u keremiyle Rabbimizin. Kulağımızı, gözümüzü, kalbimizi muhafaza ederek isyandan, O'na layık kul olmaya gayret edelim. "Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına gitme. Çünkü kulak, göz, gönül bunların her birinden sorumludur" (İsra: 36). Bir seferden dönmüştüm. Kimseyle meşgul olacak bir halim yoktu. İç alemine dalmıştım. Bu esnada yakınlarımızdan birinin evine davet edildik. Yersiz konuşmalar oldu, hiç razı olmadım. Ortaya bir meddah attılar, "Bu adam taklid edeceği kimseyle helalleşmiş" deyip yersiz tavırlarda bulundular. Eve çok mahzun döndüm. Sabaha kadar dedem Şeyh Mustafa Efendi (k.s)'nin şu dörtlüğü hatırımda canlandı: "Elden bize ne lazım, Gıybet etmeyin gözüm Ağarsın iki yüzün Siyah yüzü sevmezem" Sami Ramazanoğlu (k.s), huzuruna gelen altmış yaşında biri de olsa, eğer Kur'ân okumayı bilmiyorsa:"Bir elif cüzü alalım, öğrenelim Kur'ân-ı Azimü'şşan'ı.' buyururlardı. Kur'ân'a ait bilgiler pek çok, Üstadımızın 'Musahabeler' adlı eserinde. Lütfen okuyalım! İlkokulu yeni bitirmiştim. Veladet kandilinde, Sami Efendimiz'in (k.s) İstanbul'da sohbetine katıldık H. Hasan Efendimizle. Yanlarına oturma bahtiyarlığını Rabbim lütfetti bize. Ceketimi Üstaz-ı Âli'mizin hırka-i saadetlerinin altına koydular. Meleklerin katıldığı bu güzide mecliste, cezbeli bir hafizın aşka gelip, sesinin son haddine kadar bağırarak aşr-ı şerif okuması, cemaatin de mest ü hayran katılması hiç çıkmaz hatırımdan. Kur'an okuyanları yüksek bir mahalle çıkartıp, ellerini dizlerinin üzerine koyup huzurla dinlerlerdi Kur'ân'ı Sami Efendimiz (k.s). Kayserili Halil İbrahim Amcanın yıkık, karanlık, mahrum hanesine, Allah'ın feyzini, aşkını, muhabbetini tatmak için gidildiğinde, ziyaretçilerine hep Kur'ân okutur; kendisi de büyük bir huşu, haz içinde dinlerdi Mevlâ'nın kelamını. Bir dostumuz anlatmıştı:"Dağ başında bir türbede kıldık teheccüd namazımızı. Erken başladık sabah namazını kılmaya. İmamımız Fatiha'dan sonra, Bakara suresini, iki yüz seksen altı ayetini okudu. Dizlerimizde canlılık, ruhumuzda zindelik hasıl oldu. Gözlerimiz ağlıyor, ciğerlerimiz dağlanıyor, kendimizi başka alemlerde hissediyorduk. Bir de ne görelim, ne kadar hayvanat varsa çevremizi kaplamış, rengarenk kuşlar cıvıl cıvıl Allah diye ötüyordu." Üseyd b. Hudayr (r.a), geceleyin Bakara suresini okurken atı yanı başında bağlıydı. At şahlandı. Üseyd (r.a) Kur'ân okumayı kesince at sakinleşti. Yine okudu, yine at şahlandı. Sustu yine sakinleşti. Sonra tekrar okudu, yine şahlandı. Bunun üzerine okumaktan vazgeçti. Atın, oğlu Yahya'ya zarar vermesinden çekindi. Gözünü göğe kaldırdı; bir de ne görsün; içi kandillere benzeyen parlak şeylerle dopdolu olan sis bulutu. Sabahleyin hadiseyi Efendimiz (s.a.v)'e anlatınca Rasûlullah şöyle buyurdu:"İşte onlar sesini dinlemek için yaklaşan meleklerdi. Eğer devam edip sabaha kadar okusaydın, onlar da oradan uzaklaşmazlardı ve insanlar onlara bakıp rahatlıkla seyrederlerdi." Beylerbeyi'nden Naci Özmine anlattı:"Medine'de yıllarca kalan, tedavi olmak için İstanbul'a gelen Hafiz Tahir Efendi bizde misafirdi. Sami Ramazanoğlu (k.s) evimizi şereflendirdi. Sohbeti müteakip Hafız Tahir Efendi'ye Kur'ân okuttular. Öyle bir aşk, cezbe zuhur etti ki hepimiz yandık tüttük. Bir de ne göreyim evin tavanı göçtü, yıldızlar görünüyor. Sonra öğrendim ki, Fahr-i Kainat'ın ruhaniyeti iştirak etmiş, ona ikram için ev bark da tazime durmuş. Esad-ı Erbili (k.s)'nin dergahında devamlı Kur'ân okunur, meczup, aşık kullardan biri, "yanlış okundu" dermiş. "Nereden biliyorsun hatayı?" dediklerinde, "Levh-i Mahfuza bakıyorum, nur bir ara kayboluyor da ondan." dermiş. Cafer-i Sadık (k.s), (D.973-148) Kur'ân okur. Manasını tefekkür eder. Anlayamadığı hususlarda müşkilini Rabbimizden sorardı. Bayezid (k.s), (D. 136-231) Kur'an ve hadislerde izaha muhtaç konuları, Rasûlullah (s.a.v)'ın ruhaniyetiyle buluşarak hallederdi. Bizzat Fahr-i Kainatla açıktan görüşür, bu süre üç günü geçerse, "imanından şüphe ederdi." Muhammed Baki (k.s) (D. 973-1013) her gece Kur'ân-ı Kerim'i hatmeyler, teheccüd namazını kılar, evrat ve ezkarını yapar, sabah namazını da kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar 21 Yasin-i Şerif okurdu. Güneş doğunca da "Ya Rab! Geceler ne tez geçiyor." derdi. Ebu Hureyre (r.a)'den: Peygamberimiz (s.a.v):"Kim Allah'ın kitabından bir ayet dinlerse, Allah ona kat kat sevap yazar. Kim onu okursa, kıyamet gününde o, onun için bir nur olur." "Kur'ân bir zenginliktir. Ondan sonra fakirlik olmaz. Ondan başka zenginlik de yoktur." Sehl b. Muaz el-Cüheni, babasından (r.a) rivayetle, Aleyhissalat ü vesselam Efendimiz şöyle buyurdular:"Kim Kur'ân okuyup da onunla amel ederse, kıyamet gününde babasının başına ışığı dünya evlerindeki güneşin ziyasından daha parlak bir taç giydirilir. Varın, Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, bir düşünün." Cibrîl-i Emin vasıtasıyla, Allah tarafından Peygamberimiz (s.a.v)'e gönderilen bu İlahi kitap hakkında asla şüpheye düşülmez. "Bu Kur'ân Allah'tandır. Başkası tarafından uydurulamaz. Ancak o, önündekini doğrulayan ve o kitabı açıklayıcı olarak Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur." (Yunus: 37). Küfre, şirke nifaka, her türlü isyana düşmemek için gelmiştir Hak'tan bize bu Kur'an. 'Elif, Lâm, Râ. Bir kitap sana indirdik ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarasın. Doğruca o yüce ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için onu sana indirdik' (İbrahim: 1). Allah (c.c) korusun, "Semi'na ve asayna", duyduk ve isyan ettik diyen zümreden bizi. "Semi'na ve ata'na", duyduk ve itaat ettik diyen kullardan kılmasını dileriz O'ndan. "Sadece işitmesi olanlar davete icabet eder. (Ölü gibi duygusu olmayanlar değil.)" (En'am: 36) bu Kur'ân'a. Kırk yıl Kur'ân'la konuşan şerefli hatun, bu kitaptan daha güzel bir kelam bulamadığı için böyle konuşmuştur. "Allah sözün en güzelini, ikişerli (uyumlu ve ahenkli) bir kitap olarak indirdi" (Zümer: 23). Dünyaca meşhur bir müzik sanatçısı, Muhammed Hamidullah'a:"İnceledim Kur'ân'ı, yalnız bir kelime uymuyor diğerlerindeki fesahat ve belagata (eşsiz sanata)." der. O da, Bakara suresinin sonundaki "tüâhizna" kelimesidir. "Tüâhizna" diye sonra hakkı teslim ederek, Kur'ân'ın eşsiz üstünlüğü karşısında hayranlığını gizleyemez. Maddi ve manevi dertlere şifa, bunalan, daralan gönüllere safa bu Kur'ân. "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi" (Yunus: 57). Tırnak kesiminden tutun da, ev hayatına, ticaret ve gök cisimlerine, yer altı ve yer üstü kaynaklarına kadar her şeyi haber verir bu muazzam Kitab-ı Kerim. "Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan kitapta bulunmasın." (Enâm: 59). Sadece hatırlatmak için birkaç misal... Bir hocaya adamın biri, "Her şeyi yazan bu kitap, bir çuval undan ne kadar ekmek çıktığını da yazıyor mu?" der. Hoca efendi, adamın elinden tutup fırıncıya götürür:"Bir çuval undan ne kadar ekmek çıkar fırıncı baba?" diye sorar. O da:"Yirmi tane ekmek." der ve hoca efendi şu ayeti okur:"Bilmiyorsanız ilim sahiplerine (bir bilene) sorun" (Nahl: 43).

İndiana Üniversitesi mikrobiyoloji profesörü Car Filiersmans:"Modern biyoloji, canlıların asla evrimle ortaya çıkmadıklarını ispatlamakla, Allah'ın üstün yaratışına şahit olur." der. Yeri göğü bir plan dahilinde yaratan Halik-i zü'l-celali inkar, akıl karı değildir. "Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök halinde düzenleyen O'dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir" (Bakara, 29). Bilim yokluk kavramını ancak sıfır hacmindeki noktayla tanımlar. Sıfır hacmindeki nokta yokluk anlamına geldiğine göre, kainatta yoktan varolmuştur. "O, göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısıdır. Birisi yapmayı isteyince ona yalnız 'ol' der. O da oluverir" (Bakara: 117). Işığı on altı milyar yıl sonra gelen "Kuasar" adı verilen gök cisminden tutun da, içinde güneş gibi iki yüz milyon yıldız barındıran Samanyolu galaksisi ve sayılamayacak kadar çok, iki yüz milyar galaksiyi en küçük zaman biriminde yaratan hiç şüphesiz Allah Teala'dır. "Big Bang" dedikleri söze, Dr. Allan Sandage, bilim Allah'a götürüyor diyerek, Kur'an-ı azimüşşandaki şu gerçeği ifade eder. 'O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece 'Ol' demektedir. O da oluverir' (Yasin: 82). Diğer kitaplar gibi belli bir zamanla da sınırlı değildir. İleriye dönük birçok hususlara dikkat çeker Kur'an-ı Kerim. "Hem binesiniz diye, hem de ziynet olmak üzere atları, katırları ve merkepleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak." (Nahl: 8). Yerde, karada, denizde, havada bulunan, iki bin ellide hava trafiği diye sözü edilen ve nasıl olacağı bilinmeyen vasıtalara işaret eder bu muazzam Kitab-ı Kerim. Her zaman olduğu gibi, bilhassa Ramazan-ı Şerifte gece gündüz, manasını düşünerek, ahlakıyla ahlaklanarak, şükrünü eda ederek, huzurla okuyalım Kur'ân-ı Kerim'i. Ebu Hureyre (r.a)'den Peygamberimiz (s.a.v):"Allah'ın evlerinden birinde toplanıp Allah'ın Kitabını okuyan, onu aralarında öğrenip öğreten hiçbir grup yoktur ki Allah, onların üzerlerine huzur indirmesin. Rahmet onları kaplamasın. Melekler onları kuşatmasın. Allah onları kendi katındakiler içinde anmasın. İbn Amr bin el-As (r.a)'dan Efendimiz (s.a.v):"Kur'ân'ı okuyup gereğince amel edene şöyle denir. Oku ve yüksel (Cennet derecelerine). Dünyada nasıl ağır ağır okumuşsan burada da böylece oku! Çünkü senin asıl makamın okuyacağın en son ayetin yanındadır." İbn Abbas (r.a)'dan Allah Rasûlü (s.a.v):"Kur'ân'dan bir ayet bilmeyen kimse, harap olmuş ev gibidir." buyurmuşlardır.
 
Alemdar-Ali Ramazan Dinç Efendi (ks)

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak