Kulun Rabbiyle İrtibâtı

Kulun Rabbiyle İrtibâtı

İnsanın yaratılış amacına baktığımız zaman onun çok ağır bir sorumluluğun altına girdiğine şâhit oluruz. Yük ağır ama bir o kadar da mukaddes bir yüktür. Çünkü makāmların en ulvîsi olan “kulluk” makāmının hakkını vermeye yönelik çabaya vesîledir. Dünyâya gelişin ve Hakk’a vâsıl olabilmenin en temel esâsı, kulun Rabbiyle olan irtibâtında saklıdır. İrâdesini îman ve ittibâdan yana kullananlar, netîcesi Allâh’ın rızâsı olan bir mükâfâta kavuşabilir. Aksi halde târih, Allah ile irtibâtını kesenlerin hüsrânıyla doludur. 

Sabah uyandığımız andan gece uykuya varana kadar, aldığımız her nefeste, attığımız her adımda, verdiğimiz her kararda Allâh’a karşı sorumluluğumuz vardır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadîs-i şerîfinde bu sorumluluğu şöyle anlatır: “Allâh’ın, kulları üzerindeki hakkı, kulların sâdece O’na ibâdet etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamalarıdır. Bunu yaptıkları takdirde, Allâh’ın kuluna azâb etmemesi ve onu cennetine koyması Cenâb-ı Hakk’ın mü’min kullarına vaadidir.”1

Kulun, Allah Teâlâ ile münâsebetinin ilk basamağı hiç şüphesiz îmandır. İnsan işe ilk îmân etmekle başlamalıdır. Gönderilmiş tüm peygamberlerin ortak tebliğ konusu îman konusudur. İnsanın yaratıcısını bilmesi ve O’na denk hiçbir varlığın mevcut olamayacağına tüm kalbiyle inanması gereklidir. Allah Teâlâ îmân eden kullarını hitâbına muhâtab kılmakta, ibâdet, muâmelat vb. konularda emir ve yasaklarını mükellef olan insana yöneltmektedir. Zîrâ bir kimsenin mükellef olabilmesinin ilk şartı îmân etmiş olmasıdır. Îmân eden, ilâhî emir ve yasaklara muhâtab olabilme ayrıcalığını kazanır. Îmân etmeyen bu bahtiyarlıktan mahrûm kalır. Îmansız yüreklere yönelik Mehmet Âkif’in şu dizeleri çok anlamlıdır:

“Îmandır o cevher ki, İlâhî ne büyüktür!

Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!”

Allah Teâlâ, samîmiyetle kendisine îmân eden kullarından râzı olur. Îmanda samîmiyet ise, gönülden ibâdet etmeyi ve güzel ahlâka uygun yaşam tarzını benimsemeyi berâberinde getirir. Mü’min, Allah Teâlâ’ya olan muhabbetini, saygısını ve bağlılığını ibâdetleri kadar, temiz ve nezîh davranışlarıyla da gösterir.

Kulun Rabbiyle irtibâtında Allâh’a karşı beslediği “zann” çok önemlidir. Nitekim bir kudsî hadîste Sevgili Peygamberimiz (sav), Cenâb-ı Hakk’ın şöyle buyurduğunu bize nakleder: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı ne ise öyleyim. Beni andığında onunla berâberim. O beni kendi başına anarsa, Ben de onu kendi başıma anarım. O beni bir topluluk içinde anarsa, Ben de onu o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. O bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim!”2

Kul sürekli Allâh’a (cc) kurbiyyet içerisindedir. Ortaya koyduğu sâlih ameller vâsıtasıyla Hakk’a yakınlaşması, Allâh’a (cc) sevgili kul olmaya doğru seyr ü sefer yapması mümkündür. Kulun Allâh’a yaklaşması ile ilgili olarak İmam Kuşeyrî (ks) demiştir ki: “Kulun Allâh’a yakınlığı önce îmânı ile sonra ihsânı ile vukûa gelir. Allâh’ın kuluna yakınlığı dünyâda ona lutfedeceği irfan ile, âhirette de rıdvan ile vukûa gelir. Bu ikisi arasında Allâh’ın çeşitli nîmetleri, ikramları ayrıca tecellî eder. Kulun Hakk’a yakınlığı halktan uzaklığı ile kemâlini bulur.” Kuşeyrî (ks) devamla der ki: “Allâh’ın ilim ve kudretiyle yakınlığı bütün insanlara şâmildir. Lütuf ve nusretiyle yakınlığı ise havassa mahsustur. Ünsiyetiyle yakınlığı ise velîlere hastır.”3

Kul Allâh’a (cc) yaklaşmayı arzuladığı sürece Allah da kuluna lütfuyla yaklaşma arzusundadır. “Kim Allâh’a kavuşmayı arzu ederse, Allah da o kimseye kavuşmayı arzu eder. Kim de Allâh’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da o kimseye kavuşmaktan hoşlanmaz.”4 Konumuzla alâkalı şu hadîs-i kudsî de önemlidir: 

Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah şöyle buyurur: “Kim benim bir velî kuluma (dostuma) düşmanlık ederse, Ben de ona harp ilân ederim. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetlerle de Bana yaklaşmaya devâm eder, tâ ki Ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım.”5

Yukarıdaki kudsî hadîs, kulun Rabbiyle irtibâtını en üst seviyeden gerçekleştirebilmesinin yollarını açık bir şekilde ifâde etmektedir. Allah dostlarına karşı düşmanlık yapılması doğrudan Allâh’a bir savaş îlânı olarak kabûl edilmiştir. Anlaşılan şu ki velî kullara muhabbet beslemek aynı zamanda Allâh’ın rızâsını kazanmaya vesîle olabilecek önemli bir ameldir. İrfan geleneğimizden tevârüs edip gelen “Her gördüğünü Hızır, her geceyi kadir bil.” sözü aslında Allâh’ın gizlediği dostlarına karşı müteyakkız olmayı salık vermektedir. Dosta yakınlık, dostun dostuna da hürmeti gerektirir.

Fıkhî açıdan kulun îmandan sonra üzerinde hassâsiyetle durması gereken konu Allâh’ın farzlarını yerine getirmektir. “Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz.” buyruğu, Allah ile olan irtibatta farzların ne denli önemli bir konuma sâhip olduğunu âşikâr etmektedir. Namaz, oruç, hac, zekât vb. farzları yerine getirmeden, haramlardan kaçınmadan maksada ulaşabilmek mümkün gözükmemektedir. 

Bütün bunlarla berâber nâfile ibâdetler de önemsenmektedir. Farz ve vâciplerin dışında kalan, kişinin daha çok gönüllü olarak icrâ edeceği sâlih amelleri bu bağlamda değerlendirmemiz mümkündür. Ayrıca âhirette, farz ibâdetlerdeki eksiklerin nâfile ibâdetlerle tamamlanacağı haber verilmiştir.6 Peygamberimiz (sav) de Allâh’ın bağışlamasına mazhar kılındığı bildirildiği halde, şükreden bir kul olma çabasını aslâ elden bırakmayıp farzlar dışında çokça nâfile ibâdetler yapmıştır.”7

Allah Teâlâ’nın, kulunun “işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı” olması kanâatimizce kulun Rabbiyle irtibâtının zirvesidir. Ancak şunu ifâde etmeliyiz ki; bu bir temsildir, mecâzî bir anlam taşımaktadır ve zâhirî değildir. Bu ifâdelerde murâd-ı ilâhiyyenin ne olabileceği husûsunda âlimler çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır ki bir kısmını şu şekilde aktarabiliriz:

“Benim emrimi tercihte Ben onun gözü ve kulağı oldum. O tâatimi sever, Benim yolumda hizmeti tercîh eder, tıpkı bu organlarını sevdiği gibi. O kulum, her şeyiyle Benimle meşguldür. Beni râzı etmeyecek şeye kulak vermez, râzı olmayacağım yere gitmez, haramlara el uzatmaz, gözüyle de haramlara değil, sâdece emrettiğime bakar...” Bir başka yorumsa: “Ben ona gözüyle ve kulağıyla ulaşacağı maksatlar kılarım. Ben ona, düşmanına karşı yardımda tıpkı gözü, kulağı, eli, ayağı gibi olurum.”

Sonuç Olarak

Kulun hayâtı boyunca en zirve hedefi, Allâh’ın rızâsını kazanabilmek olmalıdır. O, Rabbiyle irtibâtını koparabilecek her türlü davranıştan uzak durmalıdır. Kulluk makāmının ne yüce bir makam olduğuna işâret etmesi bakımından, kelime-i şehâdetin ikinci kısmında “Şâhitlik ederim ki Hz. Muhammed (sav) Allâh’ın kulu ve râsûlüdür” cümlesinde kul ifâdesi rasûl ifâdesinden önce kullanılmıştır. Elbette ki rasûllük makāmı beşeriyyetin erişebileceği en üstün makamdır ama yalnız Allâh’ın seçtiği özel kullara hastır. Rasûllük insanlar arasında sâdece seçilmişlerin göreviyken, kulluk tüm insanların aslî vazîfesidir. İnsanlardan kimi bu vazîfeyi en güzel şekilde yerine getirmeye çabalar, kimiyse derin bir gaflet içerisindedir. Sevgili Peygamberimiz (sav) de “Kul Peygamber” olmayı tercîh etmiş, Hakk’a kulluğun nasıl yapılabileceğini en güzel şekilde göstermiştir. Son söz Hz. Mevlânâ’nın (ks) olsun: “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben âciz kul, kulluğumu îfâ edemediğimden başımı önüme eğdim. Her köle âzâd edilince sevinir. İlâhî! Ben ise Sana kul oldum diye sevinirim.”

Dipnotlar:

1 Müslim, Îmân, 48; İbn Hanbel, V, 239.

2 Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikir, 21.

3 Abdulkerim Kuşeyri, er-Risale, Haz. Dilaver Selvi, Kuşeyri Risalesi, Semerkand Yay. İstanbul 2013, s. 223.

4 Buhârî, Rikâk, 41.

5 Buhârî, Rikâk, 38.

6 İbn Mâce, İḳametü’s-salât, 202; Ebû Dâvûd, Salat, 144, 145; Tirmizî, Salat, 188; Nesâî, Salat, 9.

7 Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfiḳin, 79-81; Tirmizî, Salât, 187.

Ekim 2021, sayfa no: 30-31-32-33

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği