Kendi hayatımızı kurma yolculuğumuzda en önemli adımlardan biri olan evlilik gerçekleştikten sonra, toplumun bizden beklediği ilk şey çocuk sahibi olmak oluyor. Bazı çiftler çocuk sahibi olmaları gereken bir zamanı belirleyip ona göre hareket etse de bu süreci planlamayan çok fazla kişi var. Neticede çocuk sahibi olmak her ne kadar tamamen bizim elimizde olan bir karar olmasa da tamamen plansız bir karar da olmamalıdır.
Özellikle evliliği kötü giden, eşiyle anlaşamayan, ilişki problemleri yaşayan kişiler, evlilikteki buzları eritmek adına bu yola başvurmak istiyor. “Boşanmak istemiyorum, eşimi çok seviyorum; o zaman bir bebeğimiz olursa aramız iyileşir” cümlesini seanslarda o kadar çok duyuyorum ki… Bu talep maalesef batmakta olan bir gemiye yolcu almaktan farksız. Siz henüz iki yetişkin olarak iletişim kuramazken, 7/24 bakım vermeniz gereken bir canlıyla hayatı nasıl devam ettireceksiniz? İş bölümünü nasıl yapacaksınız? Peki ona iletişim kurmayı nasıl öğreteceksiniz?
Çocuk sahibi olmadan önce peki bizim için önemli adımlar neler? Neler hayatımızda yolunda olursa çocuk sahibi olabiliriz? Gelin birlikte bu sorulara yanıt verelim.
Öncelikle çocuk sahibi olmak, sizin kendinize ayıracağınız alandan ve zamandan çok fazla götüreceği için ilk aşamada kendinizi bulmanızı, kendinizi sevmenizi; yani kendinizle olan ilişkiyi iyileştirmenizi tavsiye ederim. Kendini sevmeyen başkasına da sevgi vermekte zorlanır. Kendini sevmeyen hayat akışından da kopar. Bu yüzden ilk olarak kendimize soralım: “Aynaya baktığımda gördüğüm kişiden memnun muyum?”
Bir diğer önemli soru şu: “Ben nasıl bir çocukluk geçirdim?” Çünkü çocukluk sadece geçmişte kalmış bir dönem değildir; bugün verdiğimiz tepkilerin, kurduğumuz ilişkilerin, hatta ebeveynliğimizin temelidir.
Görülmemişsen → çocuğundan aşırı ilgi beklersin
Sevilmemişsen → fazla kontrolcü olursun
Eleştirilmişsen → mükemmeliyetçi ebeveyn olursun
Yani çocuğunda gördüğün ve seni rahatsız eden şeyler aslında kendi geçmişine verdiğin tepkiler olabilir. Bu yüzden “Ben çocuğuma ne vermek istiyorum?” sorusundan önce “Ben neyi eksik yaşadım?” sorusunu sormak gerekir. Çünkü iyileştirmediğin her yara, ebeveynlikte yeniden karşına çıkar.
Kişisel olarak kendimize bu soruları sorduktan sonra sıra içinde olduğumuz ilişkiye geliyor. Çünkü çocuk dediğimiz şey sadece iki insanın ortak ürünü değil; iki insanın kurduğu ilişkinin en görünür yansımasıdır. Eşler arasındaki bağ ne kadar sağlıklıysa, çocuk da o kadar sağlıklı bir duygusal iklimde büyür.
Şunu çok net söylemek gerekiyor: Çocuk sorun çözmez. Sadece var olanı büyütür. Eğer evde sevgi varsa sevgiyi büyütür. Eğer evde çatışma varsa çatışmayı büyütür.
Bu yüzden çocuk sahibi olmadan önce ilişkinin şu sorulara “evet” diyebiliyor olması gerekir:
Biz konuşabiliyor muyuz?
Birbirimizi gerçekten dinleyebiliyor muyuz?
Sorun çıktığında kaçmak yerine çözmeye mi çalışıyoruz?
Çünkü ebeveynlik, sadece bir çocuğa bakmak değil, birlikte bir hayatı yönetmektir. Ve bu hayat, güçlü bir ilişki zemini olmadan sağlıklı ilerlemez.
Biraz daha somut konuşalım…
Gece uykusuz kalınan, yorgunluğun arttığı, sorumlulukların çoğaldığı bir süreçte eşler birbirine daha hassas, daha anlayışlı olmak zorundadır. Ama zaten kırılgan bir ilişki, bu yükü kaldıramaz. O yüzden çocuk öncesi ilişkiyi güçlendirmek bir lüks değil, bir zorunluluktur.
Tüm bunların yanında meseleye biraz daha derin bir yerden bakmadan geçmeyelim. Bizim dinimizde çocuk sahibi olmak sadece biyolojik bir süreç değildir. Aynı zamanda bir emanet bilincidir.
Emanet dediğimiz şey, sahip olduğumuz bir şey değildir; bize geçici olarak verilmiş bir sorumluluktur. Ve bu bakış açısı ebeveynliği tamamen değiştirir. Çünkü çocuk artık “benim çocuğum” değil, “bana emanet edilmiş bir can” olur.
Bu da beraberinde şunu getirir:
Ben bu emanete nasıl davranıyorum?
Onu kendi beklentilerim için mi yetiştiriyorum, yoksa kendi potansiyelini keşfetmesi için mi?
Burada çok önemli bir tuzak var. Birçok ebeveyn farkında olmadan çocuğunu kendi eksiklerini tamamlamak için kullanıyor. Kendi yaşayamadığı hayatı çocuğuna yaşatmak istiyor. Kendi alamadığı sevgiyi çocuğundan bekliyor. Ama bu yaklaşım çocuğa ağır bir yük yükler.
Çocuk, ebeveyninin duygusal açığını kapatmak zorunda değildir.
Çocuk, ebeveyninin hayallerini taşımak zorunda değildir.
Çocuk sadece çocuk olmalıdır.
Çocuğa bırakılacak en büyük miras maddi imkânlar değil, karakterdir. Peygamber Efendimiz’in (sav) “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” yaklaşımı aslında bu meselenin özünü ortaya koyuyor.
Peki karakter nasıl aktarılır? Sözle değil, hâlle. Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Sen sabırsızsan, çocuk sabrı öğütlerden öğrenmez. Sen sevgini göstermiyorsan, çocuk sevgiyi teoride anlayamaz. Sen saygıyı bilmiyorsan, çocuk saygıyı taklit edemez.
Bu yüzden ebeveynlik aslında bir kendini yetiştirme sürecidir. Çocuğu büyütürken en çok kendin büyürsün.
Biraz daha derine inelim…
Eğer evde sürekli eleştiri varsa, çocuk kendini yetersiz hisseder.
Eğer evde korku dili varsa, çocuk kaygılı olur.
Eğer evde koşullu sevgi varsa, çocuk kendini sürekli ispat etmek zorunda hisseder.
Ama eğer evde kabul varsa, çocuk kendini değerli hisseder.
Eğer evde merhamet varsa, çocuk şefkatli olur.
Eğer evde şükür varsa, çocuk doyumlu olur.
Bu yüzden çocuk yetiştirmek aslında bir ev ortamı inşa etmektir.
Bugün birçok ebeveyn çocuğuna daha iyi bir hayat sunmak istiyor ama çoğu zaman “daha iyi hayatı” yanlış tanımlıyoruz. Daha iyi hayat; daha fazla oyuncak, daha iyi okul, daha büyük imkânlar demek değildir. Daha iyi hayat; duygusal olarak güvende hissetmek, sevildiğini bilmek ve kendini değerli hissetmektir.
Bu yüzden çocuk sahibi olmadan önce hayatımızı mükemmel hâle getirmek zorunda değiliz. Ama en azından şu noktada olmalıyız: Kendimizi tanıyan, hatalarını kabul edebilen, değişime açık insanlar olmak.
Çünkü çocuk yetiştirmek bir proje değil, bir yolculuktur.
Ve bu yolculukta en büyük sermayeniz, sahip olduklarınız değil, olduğunuz kişidir.
Son olarak şunu unutmamak gerekir:
Çocuk sahibi olmak bir “zorunluluk” değil, bir “sorumluluk”tur.
Toplum ne der, aile ne bekler, çevre ne söyler… Bunların hepsi bir noktada susar, unutulur, gelir geçer. Ama sizin ebeveynliğiniz sizinle birlikte yaşamaya devam eder.
Bu yüzden çocuk sahibi olma kararını verirken kendinize şu soruyu sorun:
Ben bir çocuk istiyor muyum, yoksa sadece çocuk sahibi olmak mı istiyorum?
Çünkü bu iki soru arasındaki fark, bir insanın hayatını belirleyecek kadar büyüktür.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Ben bir insanın hayatına rehberlik edecek kadar hazır mıyım?
Çocuk sahibi olmak, sadece bir canı dünyaya getirmek değil; o canın dünyaya nasıl bakacağını şekillendirmektir.
Sağlıklı nesiller yetiştirmek ümidiyle…
Nisan 2026, sayfa no: 15-16-17
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak