Ara

Kötülükleri Emreden ve Arınıp Huzûra Eren Nefis

Kötülükleri Emreden ve Arınıp Huzûra Eren Nefis

Nefis, sözlükte “ruh, can, hayat, nefes, varlık, zât, insan, kişi, hevâ ve heves, kan gibi mânâlara gelir. Kur’ân’da “ruh” anlamında kullanıldığı gibi1 “zât ve öz varlık” mânâsında da kullanılmıştır.2 İnsanı ilâhî hitâba muhâtap kılarak onun sorumlu tutulmasına sebep olan nefse kötülüğü emretme3, nefsi ve yaptığı kötülükleri kınama4, daha ileri bir aşamada huzûra erme5 gibi birbirinden farklı görevler yüklenmiştir. Tanımlanması zor olan kavramlardan biri olan nefis bazan olumlu, bazan da olumsuz yönünü öne çıkaran tanımlara konu olmuştur. Genel kabûle göre nefis nûrânî, ulvî, şerefli, latîf ve canlı/diri bir cisim olup vücûdun her tarafına sirâyet ederek onu harekete geçirir. Yüce Yaratıcı ona “Ey itminâna ermiş nefis! Dön Rabbine, sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak” 6 diye hitâb eder. Bu hitap nefsin anlayan, düşünen, dönen, Hak’tan râzı olan ve O’nun rızāsına eren bir varlık olduğunu gösterir. Böyle olmayan bir varlığa hitâb etmek abestir.7 

Kur’ân’da üçyüz civârında (295 kere) âyette nefs tekil olarak ve enfüs-nüfûs şeklinde çoğul olarak geçer. Bu da bu kavrama Kur’ân’ın ne kadar önem verdiğini gösterir. Zîrâ Kur’ân’ın öncelikli muhâtabı insandır ve onun eğitimidir. Kültürümüzde genelde nefsin olumsuz yönlerine dikkat çekilir. Nefsine uydu kötülük işledi, nefsinin kurbânı oldu, nefsi onu uçuruma sürükledi gibi cümleler nefis konusunda en fazla duyduğumuz şeylerdir. Oysa nefsin iyi tarafları da vardır. Nefis eğitilebilen, iyiye yönlendirilebilen bir şeydir. Sürekli kötülükleri emreden, kötülüklere şartlanmış nefisler olabileceği gibi; iyilikleri kendisine şiâr edinmiş nefisler de vardır. Aslında âyet ve hadislerde kınanan, nefsin bizâtihî kendisi değil, yaptığı kötülükler ve nefsin kötülüklere teslîm edilmesidir. Nitekim Peygamberler ve sâlihlerin nefsi bu mertebede nefislerdir. Şeytānın vesveselerine kapılıp o doğrultuda hareket eden nefis kötülükleri işleyen ve sürekli kötülükleri emreden nefistir. Kur’ân bunu nefs-i emmâre diye ifâde eder. Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs, Rabbimin merhameti olmadıkça, kötülüğü emreder.8 Nefisler kıskançlığa meyyâldir.9 Kıskançlıkla kardeşini öldüren Kābil’i bu işe sürükleyen de nefsi olmuştur: Bunun üzerine, kardeşini öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürerek, zarara uğrayanlardan oldu.10 Kardeşleri, Yûsuf’u kuyuya atmaya götüren de nefisleri olmuştu. Babaları bu gerçeği şöyle ifâde etmişti: Sizi nefsiniz bir iş yapmaya sürükledi…11 

Hadislerinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Ahmak kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyduğu halde Allah’tan iyilik temennî eden kimsedir.12 Gerçek mücâhid, Yüce Allâh’a itāat yolunda nefsinin isteklerine karşı mücâdele edendir.13 Allâhım, nefsime Sen’den sakınma şuurunu ver, nefsimi arındır, onu en iyi arındıracak olan Sen’sin.14 Hadislerden de anlaşılacağı üzere nefis yönetilip kontrol altına alınabilen, kötülüklerden sıyrılıp arınabilen bir özelliğe sâhiptir. Nitekim âyetlerde de buna işâret edilmiştir: 

Nefse ve onu şekillendirene! Sonra da ona iyilik ve kötülük kābiliyeti verene and olsun ki: Nefsini arıtan saâdete ermiştir. Nefsini fenâlıklara gömen kimse de ziyâna uğramıştır.15 Nefsini cimrilikten koruyabilmiş kimseler, işte onlar saâdete erenlerdir.16 

Kıyâme sûresinin ilk âyetlerinde Yüce Rabbimiz, kıyâmet gününe yemîn ettikten sonra nefs-i levvâmeye yemîn eder. Yüce Allah, önem verdiği şeylere, önemine dikkat çekmek için yemîn eder. Nefs-i levvâme, sürekli kendini kınayan, tenkit eden nefis demektir. Nefis, kıyâmet gününe inanırsa, kendini sürekli eleştirerek o güne hazırlar. Âhiret inancı olmayan nefis ise, kendini sorgulamaz, tam tersine kendini beğenir. Zâten kıyâmet gününde iyi olsun kötü olsun her nefis, kendini kınayacaktır. Kötü olan iyi olmadığı için kendini kınarken; iyi olan da daha iyi olmadığı için kendini kınayacaktır. Asıl olan ise bu dünyâda iken kişinin kendini sorgulaması ve iyiliklere yöneltmesidir. 

Onun için nefsi kötülemek, ona eziyet etmek, onu meşrû isteklerinden men etmek doğru değildir. Osman b. Maz’ûn Savaşlarda bekârlığın sıkıntı verdiği, bu yüzden günaha girmekten korktuğu gerekçesiyle kendisini hadım ettirmeyi düşünmüş, fakat Resûl-i Ekrem ona izin vermemiş ve oruç tutmasını tavsiye etmiştir.17 

Peygamberimiz sizden biri nefsim pis oldu kirlendi demesin, ancak nefsim/içim daraldı desin.18 Kur’ân da Nefislerinizi/kendi kendinizi-birbirinizi ayıplamayın19 diye uyarır. Âyet, iki şekilde de anlaşılmıştır, mü’minler bir vücûdun organları gibi tek vücuttur, bir mü’mini ayıplayan kendini ayıplamış olur. İkinci mânâ ise, kendinizi hor hakîr görmeyin, kendinizi küçük düşürücü davranışlarda bulunmayın.20 Önemli olan nefsi eğitmek, yönetmek, isteklerini İlâhî ölçüler çerçevesinde karşılamak ve iyiye yöneltmektir. Bu sebeple hadiste nefsinizin de sizin üzerinizde hakkı vardır21 buyrulmuştur. Bu konuda Hz. Ömer şöyle der: Hesâba çekilmeden önce nefsinizi hesâba çekin, kendinizi büyük hesap gününe hazırlayın. Zîrâ hesap gününde ancak dünyâda nefsini hesâba çekenlere hesap kolay gelecektir.22 Onun için nefis muhâsebesi, nefis mücâdelesi, nefis müdâfaası önemli ve gereklidir. Nefse uymak, kötülükleri emreden nefsin esîri olmak, nefis düşkünü olmak, nefsini beğenmek sakınılması gereken şeylerdendir. 

O halde nefsi devamlı kötülükleri emreden/Nefs-i Emmâre olmaktan kurtarmalı ki bu, yaptıklarından hesâba çekileceğinin bilincinde bir hayat yaşamakla mümkün olacaktır. Vahiyle beslenen nefis, şeytānî vesveselerden kendini korumuş, sonuçta kötülükleri arzu etmek ve emretmekten kaçınmış olacaktır. Yine insan, nefs-i levvâme sâhibi olarak ne kadar iyi olursa olsun yaptıklarıyla yetinmeyip daha iyiye, en iyiye ulaşmaya çalışmalıdır. Sonuçta hedef nefs-i mutmainne makāmına erişmek olmalıdır. Nefs-i mutmainne makāmına erişmek ise sağlam bir îman ve onun gereği sâlih amellerle doyuma/huzûra erişmekle mümkün olacaktır. Dikkat edin, kalpler ancak Allâh’ı anmakla doyuma/huzûra kavuşur.23 

Gerçek anlamda zikir gönlün Allah sevgisiyle dopdolu olmasıyla, zihnin sürekli O’nu hatırlamasıyla, dilin O’nu zikretmesiyle gerçekleşecektir. Bu makāma erişen kimse Yüce Allah’tan râzı olan, O’ndan gelen her hükme, O’nun kazā ve kaderine boyun eğen, O’nun emirlerini severek-isteyerek-gönül huzûruyla yapan kimsedir. Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak Hz. Muhammed’den râzı ve hoşnûd olan kimse İslâm’ın tadına varmış kimsedir. Bunlarda şek ve şüphe içerisinde olan kimse ise buhran ve streslerde bocalayıp duracaktır. "Allâh’ım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabûl olunmayan duādan Sana sığınırım."24

Dipnotlar:

1 En‘âm 6/93.

2 Âlu İmrân 3/28, 30.

3 Yûsuf 12/53.

4 Kıyâme 75/2.

5 Fecr 89/27.

6 Fecr 89/27.

7 Bkz. Süleyman Uludağ, Nefis. DİA, 32/526.

8 Yûsuf 12/53.

9 Nisâ 4/128.

10 Mâide 5/30.

11 Yûsuf 12/18.

12 Tirmizî, Kıyâme 25; İbn Mâce, Zühd 31.

13 Ahmed, VI, 22; Tirmizî, Cihâd 2.

14 Müslim, Zikir 73.

15 Şems 91/7-10.

16 Haşr 58/9.

17 Buhārî, Nikâh 8; Müslim, Nikâh, 6-8.

18 Buhārî, Edeb 100.

19 Hucurât 49/11.

20 Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili.

21 Buhārî, Savm 51; Müslim, Sıyâm 186.

22 Tirmizî, Kıyâme 25.

23 Ra’d 13/28.

24 Müslim, Zikir 73.

Haziran 2026, sayfa no: 6-7-8

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak