Âile bir topluluk yapısıdır. Topluluk, yaşanabilir olması adına düzen gerektirir. Düzen ise çaba ve sorumluluk… Tüm sorumluluk özellikleri, bireyden çıkıp topluma hizmet eder. Var olan düzenin devâmı için sorumlulukların idrâki ve düzen kuralları şarttır.
Zamânın şartlarına filtresizlik hâlinin hüküm sürdüğü bu çağda âile üyelerinin birbirlerine olan sorumlulukları elzemdir. Anne-babanın eş olarak birbirlerine, çocuklarına; çocukların anne-babasına, bir birey olarak kendimize ve Allâh’a (cc) olmak üzere herkesin birbiri üzerine dayanan bir sorumluluk döngüsü karşımıza çıkmaktadır.
Sorumlulukların inşâsı ve istikrârının sağlanması âilede temellendirilir ve çocukluktan başlar. Bu noktada anne-babaların vereceği sorumluluk eğitimi önemli hâle gelmektedir.
Çocuk dünyâya geldikten sonra dünyâya ilişkin bütün bilgisini önce ebeveynlerini model alarak öğrenir. Âdetâ bir kamera gibidir. Onların yaptıklarını yapmak ister söylediklerini söylemek ister, sürekli bir merak hâlindedir.
Çoğu zaman çocuğa hizmet etmek ile onu mutlu ettiğimizi düşünürüz. Oysa istemeden çocuğun becerilerinin zamanla körelebilmesine ve onun dış dünyânın onayına bağımlı hâle gelmesine sebebiyet verebiliriz.
Zaman zaman ona fırsat tanımadan yemeğini yedirir, ödevlerini yapar, kıyâfetlerini ve oyuncaklarını toparlarız. Bir yandan da sorumluluk sâhibi biri olmasını bekleriz. Bir bireyin sorumluluk becerisinin gelişmesini isterken bir yandan onun sorumluluklarını onun yerine yapmak, bireyde bir konfor alanı oluşturur ve bir dahaki sefere o, kendi sorumluluklarını başkalarının gerçekleştirmesini bekler. Bu durum sorumlulukların içselleştirilmesinin ve düzenlenmesinin önüne geçebilmektedir.
Bir çocuğun sorumluluk sâhibi olabilmesi için ona yaşıyla orantılı sorumluluklar yüklenmelidir. Örneğin küçük bir çocuğa, sofrayı hazırlamak- toplamak, çorapları katlamak gibi görevler verilmeli, sorumlulukların devâmı için onu desteklemeli ve çabası takdîr edilmelidir.
Sorumluluk alan ve sonrasında verdiği çabası takdîr edilen bir çocuk, kendini desteklenmiş hisseder. İçsel motivasyonu artar ve bu durum özgüven gelişimine katkı sağlar. Ancak takdir hâli “her şeyi başarırsın” algısına dönmemelidir. Çünkü birey, gerçek dünyâda her şeyi başaramadığını gördüğünde büyük bir üzüntü ve öfke yaşar. Bu durum sorumluluk almasının önüne geçebilmektedir.
Âile bireyleri sorumlulukları paylaşmalı, birbirinin çabasını görmeli, birbirini desteklemeli ve bu çabayı takdîr etmelidir.
Sorumlulukların paylaşılmadığı ortamlar, çatışmalara gebedir. Belli kişilerin üzerine yoğunlaşan sorumluluklar hem bireyde hem de bireyin diğer fertlerle kurduğu ilişkide tükenmeye zemîn hazırlar. Bu durumun önüne geçebilmek için âile içerisinde ortak kurallar oluşturulmalı, görev ve sorumluluklar belirlenmeli ve işleyişi düzenli aralıklarla âile toplantılarında dile getirilmelidir. Örneğin haftada 1 gün evdeki çiçekleri kim sulayacaktır? Kim yemek hazırlayacak, market alışverişine kim gidecektir? Gündelik yaşamın koşuşturmacasından uzaklaşıp âile fertleri ile ortak paylaşım zamanları oluşturulmalı ki fertler bu mânâda birbirlerine olan sorumluluklarını hatırlayabilsin.
Âilede sorumluluklarla berâber oluşan tüm bu düzenin bireysel katkısı da yadsınamaz bir gerçektir. Âile içi sorumlukların varlığı, bireyin hayâtına bir düzen katar. Yapılacakların belirginleştirilmesi ile zamânı da verimli kullanmak mümkün hâle gelir. Gündelik yaşamı planlamak kolaylaşır. Bireyin kendine olan inancı, güveni ve motivasyonu artar.
Sorumluluk sâhibi bir toplum oluşturmak için âileye dikkat etmeliyiz. Âile ortamı toplumun başladığı yerdir ve âile kurumunun fertlerine ve buradan hareketle topluma sorumluluk bilinci katmak istiyorsak buna önce kendimizden başlamalıyız.
Kendi içsel muhasebemizi yaparak:
- Gündelik yaşamdaki sâhip olunan hangi roller berâberinde hangi sorumlulukları getirmektedir?
- Sorumlulukları yerine getirmek için nelere ihtiyaç vardır?
- Sorumlulukların yerine getirilmesi noktasında tıkanmalar varsa, bunlara neler sebebiyet vermektedir?
- Bu tıkanmaların önüne geçebilmek adına yaşamda neleri düzenlemek gereklidir?
- Sorumlulukların yerine getirilmesinde zorlanılan zamanlarda destek kaynakları kimler ve nelerdir?
Bu sorular içsel sorumluluk sistemimizi kurmamıza yardımcı olmakla berâber, zorlandığımız yerde dönüp tekrar tekrar bakabildiğimiz bir kılavuz oluşturur.
Bir ağacın toprağa dikildikten sonra meyve vermesi hemen gerçekleşmez. İhtiyâcı olan su, ışık ve diğer koşullar sağlandıktan sonra istikrarlı bir şekilde beklemek gereklidir. İnsan da böyledir. Sorumlulukların içselleştirilmesi de bir anda gerçekleşmez, uygun koşul ve zamanların oluşturulması, gerekli çaba, sabır ve anlayışın gösterilmesi gereklidir.
Ayrıca unutulmamalıdır ki ağacın yaşken eğilmesini istiyorsak her birimiz sorumluluklarımızı yerine getirmeye gayret etmeliyiz. Sorumlulukların edinimi noktasında sorumluluk sâhibi olmalıyız. Önce kendi can suyumuz olmalıyız ki köklerimiz diğer köklere karışarak toprağa sıkıca tutunabilsin.
Mayıs 2026, sayfa no: 26-27-28
Abone Ol
En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!
Mesaj Bırak