Ara

Kayıp Coğrafyanın İzinde – Doğu Türkistan Seyahatnamesi

Kayıp Coğrafyanın İzinde – Doğu Türkistan Seyahatnamesi

Doğu Türkistan, haritalarda geniş bir coğrafya olarak görünse de bugün insanlığın vicdanında daralan, susturulan ve kuşatma altına alınan bir hafıza alanı. Araştırmacı Yazar Taha Kılınç, “Kayıp Coğrafyanın İzinde – Doğu Türkistan Seyahatnamesi” adlı son kitabında, yalnızca bir yolculuğun notlarını değil; baskı altında tutulmaya çalışılan bir halkın sessiz çığlığını, silinmek istenen bir tarihin izlerini ve tanıklığın ağır sorumluluğunu da okurun omuzlarına bırakıyor. Sahada birebir yaşananlar, kameralarla çevrili sokaklar, kapalı camiler ve zincire vurulmuş kabirler eşliğinde kaleme alınan bu eser; Doğu Türkistan’ı rakamlardan, sloganlardan ve uzaktan konuşmalardan kurtarıp insanî, ahlâkî ve vicdanî bir yüzleşmeye dönüştürüyor.

Röportaj: Hasan Hafif 

  1. Bu kitabın hikâyesi nasıl başladı? Doğu Türkistan’a gitme düşüncesi zihninizde nasıl olgunlaştı ve sizi bu seyahate sevk eden temel motivasyon neydi?

Kitabın hikâyesi, geçtiğimiz Ramazan ayında Doğu Türkistan’a gitme ve sahaya dokunma fikri zihnimde olgunlaştıktan sonra başladı. Seyahatin temel motivasyonu da, orada yaşananları birebir gözlemlemek ve dönüp buraya anlatmaktı elbette. 

  1. “Seyahatname” formatı günümüzde pek tercîh edilmeyen bir tür. Siz bu kitabı hazırlarken klasik seyahatnâme geleneği ile güncel tanıklık arasında nasıl bir denge kurdunuz?

Seyahatname formatını tercîh etmemin sebebi, okuru metnin içine daha hızlı ve kolay biçimde çekme düşüncesi. Bol dipnotlu, akademik ve bilimsel bir metne nüfûz etmek kolay değildir. Dilini basit tuttum, ama içerik basit değil elbette. Kolay okunsun ama düşündürsün istedim. Kitabın klasik seyahatnamelerden farkı, içindeki renkli fotoğraf ve haritalar olabilir. Bu da okurun dikkatini çekti sanırım.

  1. Doğu Türkistan seyahatinizi “şimdiye kadar yaptığım en stresli yolculuklardan biri” diye anlatıyorsunuz. Bu zorlukların sahadaki en çarpıcı yansıması neydi?

Her şehrin kameralarla izlendiği, polisin sürekli takip ettiği, otel odalarına baskınlar yaptığı, amaçlarımıza ve niyetlerimize dâir sorgulandığımız, hesâba çekildiğimiz ve her aşaması belirsizliklerle dolu bir seyahatti. Yaşadığımız bu kısıtlı baskı ve stres, Uygurların on yıllardır yaşamaya devâm ettiklerini hayâlimizde canlandırmamıza yardımcı oldu. 

  1. Gulca’dan Kaşgar’a, Hoten’den Urumçi’ye uzanan şehirler zincirinde sizi en çok sarsan şehir hangisi oldu? Hangi sahne hâlâ hâfızanızda tâze bir yara gibi duruyor?

Hoten, uğradığımız şehirler içinde baskının en yoğun hissedildiği yerdi. Tren garında şehre ilk ayak bastığımız andan Urumçi’ye giden uçağa bindiğimiz saate kadar, sürekli polis tâkibindeydik. İslâmî ve târihî eserlerin yıkımı bakımından, Hoten Çin’in en fazla zarar verdiği şehirdi aynı zamanda. Bunu da tespit ederek kayıt altına aldık. 

  1. Câmilerin kapalı olması, tesettüre yönelik baskılar, gündelik hayâtın gözetim altında akması… Tüm bunları canlı şekilde görmek sizde nasıl bir iç muhasebe oluşturdu?

Elbette duygusal ve mânevî açıdan çok sarsıcı bir histi bu. Düşünün: Yüzölçümü Türkiye’nin iki katından fazla, Müslüman Türk nüfûsu 20 milyonu aşkın bir coğrafyada tesettür yasaklanmış, câmiler kapatılmış, ezanlar susturulmuş… Dünü, bugünü ve yarını birlikte muhâsebe ettiğimiz, kendi adımıza dersler çıkardığımız ve muhâtaplarımızla çokça empati geliştirdiğimiz bir atmosferdi bu. 

  1. Kitap boyunca bir “hâfıza silinmesi” olgusundan söz ediyorsunuz. Bir toplumun târihini, kültürünü ve mâneviyâtını yok etmeye yönelik bu süreç size en çok nerede görünür oldu?

Doğrusu, seyahatin her aşamasında ve gittiğimiz her şehirde bu durumun türlü tezâhürleriyle karşılaştık. İbâdethânelerin kapatılması, cemâatle namazın yasaklanması, tesettürünün sosyal hayattan silinmesi, Abdülkerim Satuk Buğra Han ve Kaşgarlı Mahmud gibi sembol isimlerin kabirlerine zincir vurulması… Çok sayıda görünürlükten bahsetmek mümkün.

  1. Doğu Türkistan’ın yakın geçmişine dâir hangi târihsel dönüm noktalarının özellikle bilinmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Bugünü anlamanın anahtarları sizce hangileri?

Bütün bir târihî akışın ve kronolojinin bilinmesi şart. Ama özellikle son yüzyılda, 1933 ve 1944’te kurulan Şarkî Türkistan İslâm Cumhuriyetlerinin detaylı biçimde anlaşılması gerekiyor. Çünkü Çin’in özellikle yok etmek istediği şey, Uygurlar’ın târihî bilinçleriyle İslâm’ın birleşmesinden doğan o muazzam enerji. Çin, bununla savaşıyor.

  1. Çin’in bölgede bir yandan düzenli “turistik vitrin” üretirken öte yandan baskı politikalarını yoğunlaştırması, sizin tanıklığınızda nasıl bir ikili görüntü oluşturdu?

Bir müsâmere ve tiyatroyla karşı karşıya olduğumuz çok açık. Bir yandan bir halk yoğun biçimde ve çok boyutlu bir asimilasyon politikasıyla yüzleşmek durumunda kalırken, diğer yandan Doğu Türkistan ekonomik refâhın, istikrârın ve emniyetin kalesi biçiminde takdîm ediliyor. Sürekli gündeme taşınan “Uygurlar çok mutlu!” vurgusunun arka planında, işlenen suçları örtbas etme düşüncesi yatıyor. 

  1. Seyahatname boyunca hem sahadan notlar hem de analitik değerlendirmeler yer alıyor. Bu iki hattı birbirine bağlarken nasıl bir yazım stratejisi izlediniz?

Teorik bilgi veren, ama aynı zamanda pratiği de yansıtan, ciddî fakat okuru sürükleyebilen bir metin yazmak istedim. Kıymetli okurlardan aldığım geri dönüşler, bu hedeflerimin gerçekleştiğini gösteriyor, elhamdulillah. 

  1. Sokakta karşılaştığınız insanlar, konuştuğunuz kişiler… Güvenlik ve mahremiyet açısından dikkat etmeniz gereken çok kritik sorunlar vardı. Bu hassas dengeyi nasıl gözetiyorsunuz?

Seyahat gergindi ve belirsizliklerle doluydu. Fakat Rabbimizin ikrâmı ve ihsânıyla son aşamaya kadar tamamladık. İstanbul’da ofisimde seyahate hazırlanırken işâretlediğim bütün noktalara ayak basabildik, planımızda hiçbir aksama da olmadı. Seyahat sırasında da dilimizde duâlarla ve kalbimizde tevekkülle hareket ettik.

  1. Bu kitap, sizin “Âlem-i İslâm” çalışmalarınız içinde nasıl bir yere oturuyor? Daha kişisel, daha içsel bir ton taşıdığını söylemek mümkün mü?

Doğu Türkistan Seyahatnamesi, benim yazı kariyerim açısından, her yönüyle özel ve sıra dışı bir kitap. İçsel bir ton taşıyor evet, fakat benim bütün kitaplarımda aynı tonu yakalamak mümkündür. Ben nihâyetinde kendi iç dünyâmı yansıtmak için yazıyorum. Okurlarla bu düzlemde bir iletişim kuruyorum.

  1. Türkiye’de Doğu Türkistan meselesi sık sık gündeme gelse de derinlikli bir ilgi oluşmadığı yönünde bir kanâat var. Sizce bu ilgi eksikliğinin temel sebepleri neler?

Coğrafyanın uzaklığı ve dışa kapalılığı, derinlikli bir ilginin oluşmasının önündeki ilk engel. İkinci olarak, Çin’in sürekli dezenformasyonlarla kafalarımızı karıştırması söz konusu. Ayrıca sosyal medyadaki “Neden sâdece Araplarla ilgileniyorsunuz?”türünden spekülasyon ve provokasyonlar da algıları bulandırıyor. Nihayet, ABD ve Batılı ülkelerin sırf Çin’e gol atmak için Uygur meselesini dillerine dolaması, sıradan Müslümanların zihnini karıştıran bir başka unsur. “Amerika savunuyorsa kesin yalandır” düz mantığı, Müslümanlar arasında çok yaygın. 

  1. Doğu Türkistan için “Ben ne yapabilirim?” diye soran bir okuyucuya, farkındalığın ötesine geçen hangi somut önerilerde bulunursunuz?

Üç temel vazifemiz olduğu kanâatindeyim: 1) Mevzuyu derinlemesine kavramak ve anlamak, 2) Bulunduğumuz konumda, yaşta ve sosyal statüde “Ben bu şartlarda ne yapabilirim?” sorusunu sormayı hiç bırakmamak, 3) Yakınımızdaki ve çevremizdeki Uygurlar’la safları sıklaştırmak, elleri ve yürekleri birleştirmek.

  1. Bu seyahat ve kitap, sizin kendi dünya algınızda nasıl bir kırılma oluşturdu? İnsanın gördükleriyle yüzleşmesi bazen zor olur; sizde nasıl izler bıraktı?

Bir kırılmadan ziyâde, gitmeden önce okuduklarımı, duyduklarımı ve dinlediklerimi teyit ettiğim, sahada çok daha fazlasının en ağır biçimde yaşandığını gözlemlediğim bir seyahat oldu. Dönerken artık omuzlarımda, Doğu Türkistan’ı herkese anlatmak ve aktarmak gibi bir sorumluluk taşıyordum.

  1. Son olarak… Doğu Türkistan’ı hiç görmemiş bir okura, orayı tek bir cümleyle anlatmanız istense, nasıl bir cümle kurardınız?

Tek cümleyle anlatamayacağım kadar derin ve geniş bir coğrafya orası. Ama şunu söylerdim belki de: Ata yurdumuz, işgalcilerin çizmesi altında; ilgi ve duâ bekliyor.

Ocak 2026, sayfa no: 58-59-60-61

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak