Ara

Kaybolan Nesil Değil, İhmâl Edilen Sorumluluklar

Kaybolan Nesil Değil, İhmâl Edilen Sorumluluklar

Bugün çocuklarımızın elinde tuttuğu sâdece bir teknolojik cihaz değil, bir niyetin, bir zihniyetin ve yıllar öncesinde kurulmuş bir yönlendirme düzeninin parçasıdır. Bir çocuk odasında sessizce telefonuna veya tabletine bakarken aslında yalnız, tek başına değildir. Onun karşısında içerikleri seçen algoritmalar, dikkatini yöneten sistem tasarımları, daha uzun süre ekranda tutabilmek için hazırlanmış ve kurgulanmış bir yapı mekanizması vardır. Dolayısıyla bugünkü tabloda “gençler değişti…” diyerek açıklama yapmak yüzeysel kalır. Olayın derinine inecek olursak, bugün yaşadığımız sorunlar, dün sorumluluktan kaçılan alanların bugüne yansıyan sonuçlarıdır. Yāni bu bir anlık durum analizi değil, yılların ihmâliyle oluşmuş bir sürecin çıktılarıdır.

“Bir neslin yaşamını bir evvelki nesil tâyin eder” sözü tam da bu gerçeği ifâde ediyor. Çünkü gençlik bir başlangıç değil, gençlik bir sonuçtur. Hacı Hasan Efendi (ks) yıllar öncesinde bizlere çizdiği yolda ne güzel ifâde etmiş: 

“Genç var ki ilme çalışır
Vaaz vermeye alışır
Büyük zâtlarla buluşur
Adam olacağı belli…”

mısrâlarında bize bu sonucun nasıl oluştuğunu anlatan bir yol haritası çiziyor. “ilme çalışır” ifâdesi bize şunu söylüyor: İlim kendiliğinden oluşmaz, bir gayret çaba ve yönlendirme ister. Bugün gençler bilgiye sınırsız erişime sâhip ama bilgiyi, doğruyu yanlışı ayırt edecek bir rehber ışığında kullanamadığı sürece dezenformasyona mâruz kalmaktadır. Çocuk saatlerce video izleyebilir, araştırma yapabilir ama bunu bir istikāmet üzere yapması gerekir. “Vaaz vermeye alışır” ifâdesi sâdece konuşma yapmayı değil sorumluluk almayı, liderlik yapmayı ve topluma katkı sunmayı ifâde eder. Fakat bugün gençlerin büyük kısmı üretmeye değil tüketmeye yönlendirilmiştir. “Büyük zâtlarla buluşur” ifâdesi ise olayın en kritik noktasıdır. İnsan kimlerle vakit geçirirse ona benzer. Psikoloji ve kişisel gelişimde 5 ortalama kuralı vardır: “İnsan, en çok vakit geçirdiği 5 kişinin ortalamasıdır.” Tasavvufî açıdan bakıldığında ise büyüklerimiz her zaman “sâdıklarla berâber olun” demektedirler. Dün bu birliktelik ilim ehliyleydi, örnek şahsiyetlerleydi; bugün ise çoğu zaman bu buluşma, ekranların içerisindeki birçoğunun kim olduğu bilmediğimiz fenomen diye adlandırdığımız kişilerle gerçekleşiyor. Yāni rol modeller değiştiği için sonuçlar da değişiyor. 

Dijital dünyânın yapısı bu değişimi daha da hızlandırmaktadır. Sosyal medya ve oyun platformları “dikkat ekonomisi” üzerine kurgulanır. Amaç, hedef kullanıcıyı bilgilendirmek değil daha uzun süre ekran başında tutmaktır. İçerikler çok fazla üretilerek hızlı bir şekilde tüketilebilir, sürekli yenilenen ve bağımlılık yapacak şekilde tasarlanır. Kısa videolar, anlamsız kayıtlar, kaydırma sistemi anlık ödül mekanizmasını tetikleyerek beynin dopamin sistemini tetikler ve tekrâr eden kullanım alışkanlığı oluşturur. Uluslararası bağımsız bir araştırma şirketi olan Kaiser Family Foundation (KFF) tarafından yapılan araştırmalarda, 8-18 yaş arası gençlerin ortalama ekran süresinin 7 saate yaklaştığı ve yoğun ekran başında kalmanın dikkat süresini azalttığı, odaklanma problemleriyle ilişkili olduğu ortaya konmaktadır. Ayrıca şiddet içerikli savaş tarzı oyunlarla uzun süre vakit geçiren bireylerde empati düzeyinde düşüş ve şiddete karşı duyarsızlaşma oluşabileceğine dâir akademik araştırmalar bulunmaktadır. Burada bir ayrımı yapmak gerekir; sorun teknoloji değil, sorun kontrolsüz kullanım ve doğru yönlendirilmemenin vermiş olduğu eksikliktir. 

Bu tabloyu daha iyi anlamak için teknolojinin sâhiplerine, teknolojiyi üretenlerin yaşam tarzlarına bakmak gerekir. Silikon vâdisinde yapılan birçok gözlem, araştırma ve röportaja bakıldığında bu teknolojiyi geliştiren üst düzey yöneticilerin kendi çocuklarına teknolojik cihaz kullanımını ciddî derecede kısıtladıkları ortaya konmaktadır. Hattâ bazı teknoloji yöneticileri çocuklarına belli bir yaşa kadar telefon almamakta, sosyal medya hesâbı açtırmamaktadır. Yine bazı özel eğitim merkezilerinde hâlâ kara tahta, fiziksel kitap ve yüz yüze iletişim ön plana çıkmaktadır. Bu durum bize şunu gösteriyor, teknoloji faydadır ama bilinçsiz kullanım çok büyük bir risktir. 

Mesele sâdece çocuk oyun oynuyor değil. Mesele çocuğun ne oynadığı, kimlerle iletişim kurduğu, nasıl oyun odalarında nasıl bir ortamda yetiştiğidir. Konuya bu açıdan bakmak gerekir. Çünkü dijital dünyâda kaldığı ortam da fizikî dünyâda kaldığı ortam kadar önemlidir. Çözüm yasaklamak değil, bilinç kazandırmaktır. Dijital okuryazar; bilgiyi sorgulayan, içerik analizi yapan, mâruz kalınan etkilerin farkına varan kişidir. Eğer ki bu kriterleri temel teknoloji kullanımımıza eklersek ve kullanım amacımızın ne olduğunu bilerek bir haber iletisini dahî sorgulayan ve doğrulayan bir bakış açısına sâhip bir nesil yetiştirebilirsek, işte o zaman bizler için teknoloji kullanımı gerçek amacına ulaşır. 

Burada gözden kaçan, dikkat etmemiz gereken bir kavram vardır: “Kültürel gecikme”. Teknoloji çok hızlı ilerlerken toplum ve özellikle ebeveynler bu değişime aynı hızda ayak uyduramamaktadır. 20 yıl önce tuşlu telefonlar varken bugün sesli komutlarla yönettiğimiz cihazlar var. Anne–baba çoğu zaman çocuğun kullandığı uygulamayı bilemez. Oynadığı oyunu tanıyamaz, izlediği içeriği tâkip edemez. Yāni çocuklar dijital olarak bir adım öndedir. Ebeveynlerin büyük bir kısmı da geriden gelmektedir. Bu durum doğal olarak kontrol etme mekanizmasını zayıflatmaktadır. Çünkü bilmediğiniz bir şeyi denetleyemezsiniz. Dolayısıyla problemlerin birçoğu buradan kaynaklanır. Çocuk dijital dünyâda aktif, ebeveyn ise o dünyânın dışındadır ve rehberlik problemi burada başlamaktadır. Oysa sağlıklı bir kontrol mekanizması için en azından ebeveynlerin de bu konuda rehberlik edecek, denetleyecek kadar bilgi sâhibi olması gerekiyor. Çünkü bu alandan da sorumluyuz. Bu nedenle dijital çağda ebeveyn olmak, sâdece büyütmek değil; yön vermek sorumluluğudur. 

Sonuç olarak bugün biz çocuklarımızı, gençleri konuşurken aslında kendimizi, zamânında almamız gereken sorumlulukları konuşuyoruz. Gençlik bir sonuçtu ve o sonucun arkasında mutlakā bir rehberlik etme, yönlendirme vardır. Eğer ki bizler, âileler, öğretmenler ve yöneticiler iyi rehberlik ederek, doğru sonuca yönlendirme yaparak sorumluluğumuzu yerine getirecek olursak bu problemlerin birçoğu değişecektir. Her nesil bir sonraki neslin yolunu şekillendirir. Hacı Hasan Efendi’nin (ks) bizlere yıllar önce çizdiği yol, önderlik ve yapmış olduğu rehberlik aslında tam olarak bugünümüze pusula olmaktadır. “Genç var ki ilme çalışır. Vaaz vermeye alışır. Büyük zâtlarla buluşur. Adam olacağı belli…” Bu yolu doğru çizenler geleceklerini daha sağlam temeller üzerine kurar. Mesele teknoloji değil, irâdesini teknolojiye teslîm eden insan meselesidir. Ve bu irâde, önce evde başlar.  Mesele farkındalık, sorumluluk ve irâdedir. Bugün atılacak olan bilinçli bir adım daha güçlü ve sağlam bir neslin önünü açacaktır.

Mayıs 2026, sayfa no: 29-30-31

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak