Ara

Kalplerimizi Sıklaştıralım

Kalplerimizi Sıklaştıralım

Bir toplumdaki birlik, berâberlik, dayanışma, kaynaşma ve kardeşliğin en büyük ölçüsü kalplerin ülfetidir. Kalpler ülfet etmedikten sonra omuzların bir araya gelmesi, aynı mekânda bir arada bulunma birliği, kaynaşmayı ifâde etmez. Ülfet kelime olarak “alışmak, birleşip kaynaşmak, sevmek” anlamlarına gelir. Istılâhî olarak ülfet, “insanların birbirine ilgi ve sevgi duymasını, destek olmasını sağlayan, toplumsal uyum, birlik ve berâberliği güçlendiren kaynaşma ve birlikte yaşama eğilimi”ni ifâde eder.1

Kur'ân-ı Kerîm'de ülfet iki yerde geçmektedir. Âl-i İmran sûresi 103. âyetinde Allâh'ın en büyük nîmetlerinden bir nîmet olarak hatırlatılmaktadır. “Hep birlikte Allâh'ın ipine (Kur'ân'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allâh'ın size olan nîmetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nîmeti sâyesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.”2

Allah bu âyet-i kerîmede bize birçok nîmetini hatırlatmaktadır. 1- Bize etrâfında kenetleneceğimiz, toptan hepimizin sağlam yapışacağı, tutunacağı bir ip (kulp) vermesi. Ki O da Kur'ân-ı Kerîmdir. 2- Kalplerimizi birleştirmesi, birbirine sevdirmesi, ünsiyet peyda ettirmesi. 3- Bizi kardeşler yapması. 4- Bizi ateş çukuruna düşmekten kurtarması.

Bu âyet-i kerîmeden de anlaşılacağı üzere en küçük topluluktan en büyüğüne kadar bütün topluluklarda birlik berâberliğin ölçüsü aslında kalplerin birliğidir. Kalplerin birlik olmadığı, kaynaşmadığı bir toplum sâdece birlik görüntüsü verir. Bu konuda Kur'ân-ı Kerîm yahudi toplumunun genel görüntüsünü bize örnek vermektedir. “Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Halbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.”3

Âilede Ülfet: Bundan dolayı en küçük toplumun ya da toplumun çekirdeği olan âilenin temeli atılırken şu duânın yapılması boşuna değildir: “Allâh'ım! Âdem'le (as) Havva'nın kalplerini birbirine sevdirdiğin gibi bu yeni âileyi kuracak çiftimizin kalplerini birbirine sevdir…” Çünkü âileyi ayakta tutan en büyük harç sevgidir. Kalplerin kaynaşmasıdır. Oturdukları ev, evin içindeki mobilya, aksesuar, mal varlığı vs. değildir. Âilede kalplerin kaynaşmasını kaybetmesi huzursuzluğun en büyük sebebidir.

Toplumda Ülfet: Allâh'ın Müslümanlara en büyük ikrâmı “din kardeşliği” nîmetidir. Şüphesiz ki toplumun birlik ve berâberliği için, câhiliye asabiyetinin (ırkçılık, kabîle, aşîret, kan bağının) yerine Allah tarafından aynı inanç etrâfında birleşen kimselere verilmiş en büyük nîmettir. Bu nîmet sâyesinde mü'minlerin kalpleri kaynaşmış, tefrikaya sebebiyet veren her türlü ekonomik veya efendilik-kölelik, kabîlecilik, renk, dil, ırk gibi câhilî sosyal statüler ortadan kalkmıştır.

Bu nîmetin kaynaşmasını, kalplerin ülfetini gerçekleştirmesi için kardeşliğe tam îmân etmek gerekir. Kalbin kardeşlik îmânıyla itminan bulması şarttır. Zîrâ asabiyet damarı ve kalıntıları îmanla tam olarak temizlenmeyen bir kalpte, kardeşlik ülfeti tam olarak oluşamaz. En ufak bir kıvılcımla harekete geçer.

Sevgili Peygamberimizin ashâbı arasında bile bunun tezâhürlerini görmekteyiz. Ahmet b. Hanbel'in rivâyet ettiği Ebu Zer el-Gıfârî (ra) ve Bilal-i Habeşî (ra) olayı bunun örneklerindendir.4 Günümüzde algı operasyonlarının çok yoğun yaşandığı bir dönemde bu asabiyet damarının çok kolay bir şekilde kullanıldığını ve Müslümanların daha çok bu zaaflarından birbirine düşürüldüğünü üzüntüyle görmekteyiz. Bu da bu konuda gereğince îmân edilmediğinin en büyük göstergesidir.

Ancak şunu unutmamak gerekir; Allah bize burada bir nîmetten daha bahsetti. O da “Bizi ateş çukuruna düşmekten kurtarmasıdır.” Aslında bize zımnen şu mesaj verilmektedir: Eğer siz bu kardeşlik nîmetinin kadrini bilmez, şükrünü edâ etmezseniz ateşin içine düşersiniz. Tıpkı günümüzde ümmet coğrafyasının ateşler içerisinde yandığı gibi kardeş kardeşi ırkçılık, milliyetçilik, dünyevî menfaat uğruna öldürmekte, evlere, beldelere, ülkelere ateş düşmekte ve yanmaktalar.

Aslında Rabbimiz aynı âyette bize çözümü de sunmaktadır. Bu nîmeti kaybetmeyi istemiyorsanız, hep birlikte, “Hablullâh”a, “Kur'ân”a sarılacaksınız. Ölçünüz, rehberiniz, uyduğunuz Allâh'ın kitâbı olacak. O zaman kalpleriniz birleşir. Aksi takdirde omuzlarınız yan yana gelse bile kalpleriniz Yahudilerin kalbi gibi farklı farklı olur.

Bu konuda şunu da unutmamak gerekir. Allah sevdirmezse, kalpler arasına ülfet vermezse; bütün dünyâ bir araya gelse kalpleri birbirine sevdiremez. “Eğer seni aldatmak isterlerse bilmiş ol ki sana yetecek Allah'tır. O, seni bizzat kendi yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen ve onların kalplerini uzlaştırandır. Şâyet yeryüzündeki şeyleri tümüyle harcasaydın sen onların kalplerini uzlaştıramazdın. Fakat Allah onların arasını uzlaştırdı. Şüphesiz o mutlak güç sâhibidir, hüküm ve hikmet sâhibidir.”5

Sevgili Peygamberimizin şu duâsına çok ihtiyacımız vardır: Allâh'ım! Kalplerimizi biri birine sevdir. Aramızı düzelt. Bizi esenlik yollarına ulaştır. Ve bizi zulmetten aydınlığa çıkar. (Âmîn)6

Dipnotlar:

1 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “elf” md.

2 Al-i İmran 3/103.

3 Haşr 59/14.

4 İbn Hanbel, VI, 211

5 Enfâl 8/63.

6 Ebû Dâvud, Sünen-i Ebi Davud, salat,177-8

Temmuz 2022, sayfa no: 18-19

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak