Ara

Kalenderhâne Câmii Şerîfi'nin 16 Asırlık Hikâyesi...

Kalenderhâne Câmii Şerîfi'nin 16 Asırlık Hikâyesi...

İstanbul'u keşfetmeye ömür, yazmaya, anlatmaya kelimeler kifâyet etmez. Dünyânın göz bebeği bu güzel şehir, kuşkusuz üç-beş günde, birkaç gezi programıyla gezip dolaşmakla bitirilebilecek bir hazîne değil. Her gün bir başka güzelliğini, târihî ve mânevî özelliğini keşfediyorsunuz. İstanbul biraz da böyledir. Kendini hemen göstermez. Sevenlerine zamanla gösterir kendini. Onu keşfetmek, tanımak isteyenler sabırla beklemeli. Ancak her şeyden önce bunu gerçekten istemeli. Sevmeyene, istemeyene kolay kolay açmaz kapılarını ve sırlarını İstanbul...

Bakmakla görmek arasında, işitmek ve duymak arasında fark var elbette. Baktığımız her şeyin farkında olduğumuz söylenemez. Ancak ve ancak bakıp, fizikî olarak fark ettiğimizde, onu hissedip bir anlam yüklediğimizde görmüş oluyoruz. İşitmek ve duymak da böyledir. Kulağımıza gelen her sesi duymayız. Sâdece işitiriz. Bunlar gelip geçici seslerdir. Şâyet farkındalık varsa, hissedebiliyorsak sesin bir tanımı ve anlamı olur. İşte o zaman duyularımızla hissetmiş ve duymuş oluruz. Yoksa kuru gürültü ve anlamsız ses yığınları vardır ortada. Her birimizin zaman zaman bu gibi durumları bizzat yaşamışlığı vardır. Söz gelimi yolumuzun üzerinde bulunan ve önünden her gün kayıtsızca geçtiğimiz târihî bir çeşmeyi yıllar sonra, bir gün bir vesîle ile ansızın fark etmemiz gibi. "Nasıl olmuş da yıllardan beri ben bunu görmemişim!" diye sorarız kendi kendimize. Evet, bakmışız lâkin görememişiz.

Fetihten Sonra Dönüşümden Nasîbini Alan İlk Mekânlardan...

Şehzadebaşı, Vezneciler'den Süleymaniye'ye doğru giderken yanından önünden yıllardan beri kim bilir kaç defa geçmişimdir. Lâkin yaklaşık yarım asırlık İstanbullu olmama rağmen Kalenderhane Câmii Şerîfi'ni yakın zamanda fark edip gördüm ve hakkında bilgi sâhibi oldum.

Oysa bu gibi keşiflere yelken açmak için ansızın yolumu değiştirdiğim, kilometrelerce yürüdüğüm çok olmuştur. Aynı yoldan gidip gelmemeye özen gösterir, mümkün olduğunca ezanı duyduğum zaman en yakın câmi neredeyse namazımı orada edâ etmeye çalışırım. Nice farklı pencerenin bu vesîleyle açıldığını, bunu yakînen hissettiğimi söyleyebilirim.

Bizans’tan intikâl eden, fakat o sırada âtıl durumda bulunan kilise, manastır ve benzeri yapıların bir kısmının, yeniden yapılandırma siyâseti gereğince başta pâdişah olmak üzere devlet erkânı ve bâzı nüfuzlu şahıslar tarafından işlevsel hâle getirilerek câmi ve medrese gibi kamu yararına hizmet veren eserlere dönüştürüldüğü biliniyor. Eski İmâret Câmii, Zeyrek Câmii, Molla Gürani Câmii, Fethiye Câmii, Kariye Câmii, Fenari İsa Câmii, Kefevi Câmii ve Koca Mustafa Paşa Sümbül Efendi Câmii işlevsiz vaziyette kaldığı için bir plan dâhilinde sonradan câmiye çevrilen yapılardan bâzılarıdır. Kalenderhane Câmii Şerîfi de bu bağlamda Ayasofya Câmii Şerîfi'nden sonra dönüşümden nasîbini alan ilk mekânlar arasında gösterilir.

Bizans Kilise Formunun Nâdir Örnekleri Arasında

Kalenderhane Câmii, İstanbul'un Vefa semtinde Doğu Roma döneminden kalma bir yapıdır. Kalenderhane Mahallesi'nde, 16 Mart Şehitleri Caddesi, Kalenderhane Medrese Sokağı üzerindedir. Bozdoğan Kemeri'nin en doğu ucunun güneyinde yer alır. Yapı, kare içinde haç planlı kilise tipinin günümüze ulaşan nâdir örneklerinden birisi olması sebebiyle Bizans'ın diğer dînî mîmârî eserlerinden ayrılır. Plan ve üslûp özelliklerine göre değerlendirmeye tâbî tutularak 9. veya 10. yüzyıla âit olabileceği öne sürülür. Târihteki ismi tartışmalıdır. Bu bağlamda Semavi Eyice şu bilgileri aktarır: "Son araştırmalarda yan hücrelerin birinde bulunan Meryem’in fresko iki resminde Kyriotissa lakabı ile karşılaşılmıştır. Bu sebeple kilisenin Akataleptos Manastırı’na âit olmakla berâber Meryem’in adını taşıması muhtemeldir."

Ekrem Hakkı Ayverdi, bütün Bizans yapıları gibi kasvetli ve karanlık olan bu yapıya Osmanlılar döneminde pencereler açılarak sıkıcılığının biraz olsun giderildiğini yazar. Mâbedin içerisine hâkim olan gülkurusu, turkuaz ve yeşil renklerin ortamı daha da rahatlatıcı bir havaya büründürdüğü söylenebilir. Köşeleri kum saatli, çok da târihî olmayan güzel bir mihrâbı vardır. Ampir üslûbundaki minberi ahşaptır. Câminin kalem işleri, özellikle kürevî müselleslerde olanlarından övgüyle söz edilir. Kubbede bâzı mozaik desenlere rastlanır. Yapı içinde yer alan mermer kaplamalar da kayda değer ayrıntılar arasındadır. Bu tür mekânlarda dikkatimizi ziyâdesiyle çeken unsurlardan birisi de Bizans döneminden kalan, kendine has süsleme üsluplarıyla sütun başlıklarıdır. 

İstanbul’da Fetihten Sonra Oluşturulan İlk Mevlevîhâne...

Mâbedin, 13. yüzyıldaki Latin işgâlinden sonra Roma Katolik kilisesi olarak kullanıldığı rivâyetler arasındadır. Mihrâbın yanındaki küçük hücrenin kemer alınlığında ortaya çıktığı söylenen Ortaçağ İtalyası’nın ünlü din adamlarından Fransisken tarikatının kurucusu Assisili Aziz Francesco’nun adı bu iddiaya dayanak olarak gösterilir. İstanbul'un fethinden hemen sonra ise mekânın Ebu'l Feth Sultan Mehmed Han Gâzî Hazretleri tarafından câmiye çevrilerek savaştaki üstün yararlılıklarından dolayı Kalenderî dervişlerine tahsîs edildiği, kısa bir süre sonra câmi/tekke olarak hizmet vermeye devâm ettiği rivâyet edilir. 

Semavi Eyice'ye göre: "Câminin ne tarafında olduğu bilinmeyen manastırın keşiş odaları XV. yüzyılda zâviye olarak hizmet vermiş, harim kısmı ise tevhidhâne-semâhâne olarak kullanılmıştır. Bu sebeple Kalenderhâne, İstanbul’da fetihten sonraki ilk mevlevîhâne sayılmaktadır." Hadikatül Cevami'de mâbedin 1160/1747 târihinde Maktûl Beşir Ağa tarafından kapsamlı bir şekilde tâmir edildiği zikredilir. Bu dönemde yapı bütünüyle câmiye dönüştürülmüştür. Câmiye aynı zamanda bir hünkâr mahfili de ekleyen Beşir Ağa’nın bu tâmirine dâir bilgiler son cemâat yerinin içinde ve kapının sağındaki kitâbeden öğrenilmektedir. Şâir Ni'met Efendi [öl.1773] tarafından yazılan manzum kitâbesinin son dört mısrâı şöyledir: "Cevherin sarf eyleyüp Ni'met dua-gûyı dahi / Böyle beyt-i pâk ile târihin imlâ eyledi / Nâzır-ı beytü’l-harem Beşîr Ağa ihlâs ile / Bu muallâ mâbedi tecdîd ü ihyâ eyledi…"

IV ve V. Yüzyıllara Târihlendirilen Hamam Kalıntıları...

Yangından ve depremden zarar gören câmi 1854 yılında tekrar restorasyona tâbî tutulmuş. Bu restorasyona dâir 1271/1854 târihli tâmir kitâbesi de yine son cemâat yeri içerisinde ve kapının sol tarafındadır. Kitâbenin son iki mısrâı şöyledir: "Lutf ile imdâd eyleyip Mevlâ dedi gevher târihin Kadrîya / Gelip bu bânisin eyledi gâye bu Câmi-i Kalenderî ihyâ". Kitâbede ismi geçen Hacı Kadri'nin, kabri Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı Haziresi'nde bulunan Kudsîzâde Abdülkâdir Kadrî Efendi olması muhtemeldir. ö. 1309 [1891-1892].

Kadrî Efendi'nin Son Görevi Mâbeyn-i Hümâyûn İkinci Kâtipliğidir

Câminin Minâresine 1930 yılında yıldırım düşerek yıkılmış, daha sonra yeniden yapılmış. Harvard Üniversitesi Dumbarton Oaks Bizans Araştırmaları Enstitüsü ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doğan Kuban’ın 1966-1975 yılları arasında ortak çalışması netîcesinde Kalenderhane Câmii ve çevresinde kazı alanının izin verdiği sınırlar dâhilinde etraflı bir araştırma ve inceleme yapılmış. Eyice'nin verdiği bilgilere göre, yapılan kazılarda Bizans devrine âit pek çok kalıntıya rastlandığı gibi kazıyı yapanlar tarafından IV. ve V. yüzyıllara târihlendirilen küçük bir hamamın temelleri de meydana çıkarılmıştır. Elde edilen bu yeni bilgi ve bulgulara göre yapının IV. yüzyıla târihlenen saray hamamından erken dönem kilisesine, Latin Şapeli’nden Bizans kilisesine, ardından bir zâviye ve câmiye çevrildiği on altı asırlık mîmârî aşamaları gözlemlemek, bunlara dâir izleri sürmek mümkün. 

Harap durumdayken 1968 yılında restorasyona tâbî tutularak yeniden ibâdete açılan Câminin avlusunda, kilisenin ilk zamanlarında yapıya dâhil olan, daha sonraları dervişler tarafından kullanılan ancak şimdi yıkılıp harâbe hâline gelen duvar kalıntıları bulunur. Câmi günümüzde faâl olmakla birlikte sâhip olduğu târihî hüviyeti ile bağdaşmayan bir görüntü içindedir. Özellikle câmi dışındaki kazı alanlarında oluşan terk edilmişlik havasının giderilerek, mâbed ile uyumlu hâle getirilip bir bütünlüğe kavuşturulması elzem gibi gözüküyor. Bölgenin hareketli nüfus yoğunluğu ve uluslararası bir ziyâret yeri olması da göz önüne alındığında meselenin ehemmiyeti daha da iyi anlaşılacaktır diye düşünüyoruz. İnancımız ve dileğimiz bu yöndedir...

Yararlanılan Kaynaklar:

- Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarisinde Fatih Devri, c.III, İstanbul Fetih Cemiyeti, 1966.

- Hâfız Hüseyin Ayvansarayî, Hadîkatü’l-Cevâmi, İstanbul, 1281.

- Hakkı Alçep - Erdal Karaman, Fâtih Câmii ve Mescitleri, Fatih Müftülüğü Yayınları, İstanbul, 2017.

- Semavi Eyice, Kalenderhâne Câmii, TDVİA, c.24, İstanbul, 2001.

- Tahsin Öz, İstanbul Câmileri, c.III, Ankara, 1987.

- İstanbul Târihini Kalenderhane’den Okuyun, www.itohaber.com, Erişim Târihi: 16.02.2021.

- Kalenderhâne Câmi, www.ottomaninscriptions.com, Erişim Târihi: 17.02.2021.

Mayıs 2021, sayfa no: 46-47-48-49

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak