Ara

Kaim Olan el-Kayyûm / Halime Hüsna Özüdoğru

Kaim Olan el-Kayyûm / Halime Hüsna Özüdoğru

Sözlükte “doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üstlenmek, gözetip korumak” anlamlarına gelen kıyâmkökünden türeyen Kayyûm, mübalağa ifade eden bir sıfat olup “her şeyin varlığı kendisine bağlı olan, kâinatı idare eden” demektir. Allah Teâlâ’nın bir sıfatı olarak ise Kayyûm; “zatıyla kaim olan, bir işi hakkıyla yerine getiren, her şeyi görüp gözeten, koruyan ve yöneten” manasını taşır.

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın sıfatı olarak iki yerde geçmektedir: 

شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِماً بِالْقِسْطِؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُؕ

“Allah, hak ve adaleti ayakta tutarak kendisinden başka ilâh olmadığını bildirdi; melekler ve ilim sahipleri de buna şahitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur; O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Âl-i İmrân, 18) 

El-Kayyûm, kaim kelimesinin mübalağalı şeklidir. Daima kaim olan; başlangıcı bulunmayan, zatıyla var olan; uyku ve uyuklamadan münezzeh; yarattıklarını mutlak iradesiyle yöneten; onların rızıklarını, ihtiyaçlarını ve korunmalarını bizzat üstlenen demektir. Bu sebeple “el-Hayy” ve “el-Kayyûm” isimleri Kur’ân-ı Kerîm’de birlikte zikredilmiş, ilâhî hayat ile mutlak idare ve tasarruf arasındaki ayrılmaz bağa dikkat çekilmiştir. 

وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِؕ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً 

“Diri ve her şeyin varlığı kendisine bağlı olan Allah’ın huzurunda yüzler (başlar) boyun eğmiştir; zulmü yüklenen ise hüsrana uğramıştır.” (Tâhâ, 111)

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُؕ 

“Allah; O’ndan başka ilâh yoktur. O, hayy ve kayyûmdur.” (Âl-i İmrân, 2)

El-Kayyûm ismi Allah Teâlâ’ya mahsustur; mahlûkatta bir tezahürü yoktur. Bu yönüyle Allah’ın en yüce isimlerinden, hatta İsm-i Âzam olarak kabul edilen isimlerdendir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir kimsenin namaz kıldığını ve teşehhüdde şöyle dua ettiğini işitmiştir: 

“Ey azamet ve ikram sahibi, ey diri ve kayyûm olan Allah’ım! Hamd Sana mahsustur; Senden başka ilâh yoktur. Sen Mennân’sın, yerin ve göklerin yaratıcısısın. Bu sözlerle Sana niyaz ediyorum.” 

Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Bu kimse İsm-i Âzam ile dua etti. Bu isimle dua edildiğinde Allah icabet eder; bu isimle istendiğinde Allah verir.” buyurmuştur. (Nesâî)

Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gece ibadeti sırasında yaptığı dualarda da el-Kayyûm ismini zikrettiği görülmektedir. Bu dua metninde el-Kayyûm, kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi” mânasında yer almaktadır:

“Allah’ım! Her türlü hamd Sana mahsustur. Sen yerin ve göklerin Rabbisin. Her türlü hamd Sana mahsustur. Sen yerin, göklerin ve içindekilerin yöneticisisin. Her türlü hamd Sana mahsustur. Sen yerin ve göklerin nurusun, aydınlatıcısısın.” (Buhârî, Tevhîd, 24; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 199; Tirmizî, Daʿavât, 29)

Allah Teâlâ bizâtihi kaim ve mevcut olup hiçbir varlığa muhtaç değildir. Bunun tabiî bir sonucu olarak ezelî ve ebedîdir. Varlık âleminde bulunan her şeyin başlangıçta var olması ve varlığını sürdürmesi, ancak O’nun yaratmasıyla; maddî ve mânevî bütün ihtiyaçlarının giderilmesi ve korunması ise yine O’nun tasarrufuyla mümkündür. Hz. Peygamber’in gece ibadetinde yaptığı ve:

“Allah’ım! Bütün övgüler Sana mahsustur. Sen kâinatı ve onda bulunanları yaratan ve yaşatansın (kayyûm). Her türlü övgü Sana lâyıktır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin hükümranlığına mâliksin.”

mânasını taşıyan niyazı, Kayyûm isminin bu kuşatıcı anlamını açık biçimde ortaya koymaktadır. 

Kayyûm ismi, doksan dokuz esmâya yer veren Tirmizî ve İbn Mâce listelerinde de yer almıştır. (İbn Mâce, Duʿâʾ, 10; Tirmizî, Daʿavât, 82)Ayrıca, “Kendisinden başka ilâh bulunmayan, hayy ve kayyûm olan Allah’tan bağışlanmayı talep eder, O’na arz-ı hâlde bulunurum” diyen kimsenin, savaştan kaçma derecesinde büyük bir günah işlemiş olsa bile affedileceği bildirilmiştir. (Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Tirmizî, Daʿavât, 17)

Kayyûm ismini tasavvufî bir bakışla yorumlayan Abdülkerîm el-Kuşeyrî’ye göre, Allah’ın bütün varlık ve hadiseleri yönetimi altında bulundurduğunun bilincine eren kimse; sürekli tedbir alma kaygısından ve başkalarına boyun eğme zahmetinden kurtulur. Böyle bir idrak, insana gönül huzuru ve teslimiyet kazandırır; bu mertebeye ulaşan kimse için dünya, merkezî ve bağlayıcı bir değer olmaktan çıkar.

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak