Ara

Kader Birleştirdi Bizi, Elimizden Ne Gelir?

Kader Birleştirdi Bizi, Elimizden Ne Gelir?

Vazîfe ve mesûliyet birlikte yaşamanın temel koşulu. Dünyâ denilen yer insanın tek başına yaşamaya güç yetiremediği hayat alanı. Teklik, ihtiyaçtan berî olan Yaratıcı’ya mahsus. Bütün hayvânat (canlılar) tek başına kendine yeterli olmadığı için eksikliğini bir başkası ile tamamlayacak biçimde yaratılmıştır. Zâfiyet ve eksiklik dünyâ sınavının özünde mevcut. Sizde tuz yoktur, onda şeker; tuz verirsiniz şeker alırsınız. 

İhtiyaç kaynaklı bu mübâdele aynı zamanda taraflar arasında bir müşterek ruh ve herkesin hâlinden memnun olacağı bir nizam tesis eder. Çocuğun dünyâya gelmezden evvelki sürecine bir bakalım. Daha önce çocuk olan karşı cinsler sayılmayacak kadar kalabalık adaydan birini kendilerine eş olarak seçme yaşına geldiklerinde yüzbinlerce kişiden birini tercîh etme -karar verme- ikilemi ile karşı karşıya kalırlar. Hangisi benim eksikliğimi karşılayacak niteliktedir; bu mu o mu? Böyle daha bir sürü soru ve seçenek arasında “İşte bu!” denilen kişi işâretlenmiş olur. “İşte bu!” denilen gerçekten o kişi midir? Tencerelerin yuvarlanıp kendilerine âit kapağı bulma ihtimâli kaçta kaçtır? İhtimâllerin tıkandığı noktada iş kadere tevdi edilir. Kaderin bir şekilde orta yolu bulduğuna inanılır.

Gerçekten de eş seçimi (Çoktan seçim) bugün düne göre çok daha karmaşık ve bir o kadar da meşakkatli bir uğraştır. Eşler seçimini yaptıkları halde birlikte iken hâlâ kendilerini eksik ve yalnız hissediyorlarsa sâdece tencere yuvarlanmış, kapak yerinde kalmış demektir. Halbuki kapak da yuvarlanıp tenceresini bulmalı veya her ikisi birden yuvarlanırken birbirlerini bulmalı idi. Bir zamanlar çocuk olan iki yetişkin karşı cins gündemlerinde hiç çocuk dünyâya getirmek olmadığı halde, çocuk sahibi olmak evlenir evlenmez gündemlerinin baş köşesine oturur. Yaratıcı, iki eksik insanın birbirini tamamlamakta güçlük çektiği bir anda onlara göz aydınlığı olarak kendilerini itmâm edecek bir çocuk armağan eder. Bir vakitler çocuk olan yetişkin bireylerin hânesine şimdi Allâhu a’lem ileride yetişkin olmaya aday bir çocuk dâhil olmuştur. 

Çocuk deyip geçmeyin, o biraz baba biraz anne uzantısı ve çokça da kendisidir. İnsanın dünyâdaki en büyük kaygısı sâhip ve âit olduklarını bırakıp göçüp gitmektir. Birbirlerini tamamlamak için birleşen eşlerin kapatılmaz eksikliklerinden bir diğeri ikisinin de fânî oluşlarıdır. Ne de olsa iki fânîden bir ölümsüz insan çıkmaz. Bu durumda eksik tamamlayıcı yukarıdan bir muştu gibi gönderilen çocuktur. Çocuk yetişkin insanı çözdükçe ortaya çıkan mâsumiyetin adıdır. (“Bir insanı çöz çöz çocuk olsun”-Sezai Karakoç) Eşler aradıkları ölümsüzlük imgesini hesapta yokken dünyâya getirdikleri çocukta yakalarlar. Her çocuk anne babasının ve âit olduğu nesebin genlerini temsîl eder. Bedeninde ölümsüzlüğü gerçekleştiremeyen insan bir nebze de olsa bunu eserinde yaşama mutluluk ve sekînetine kavuşur.

Üçüncü tekil şahıs olabilmek için bile iki kişiye daha ihtiyaç vardır. Tek iken Yaratıcısına, kendi bedenine-mevcûdiyetine ve tabiata karşı sorumluluğu nisbî düzeyde iken iki kişi olduğunda çok yönlü ve çok çeşitli sorumluluk alanına girilmiş olur. Zîrâ çoğalmanın kapısı açılmıştır. Evlat, torun, büyükanne, büyükbaba, teyze, hala, amca, dayı, yenge, yeğen, kuzen…gibi mensûbiyet ve sorumluluğun getirdiği sıhriyet dâiresi büyüyüp genişlemiş olacaktır. Bu silsile de bir ihtiyaçtan neşet ederek süregelmektedir. “Çok olmak” yok olma duygusu ile baş edebilme yollarından birisidir. Hem insanın sağında solunda hiç olmazsa zor zamanlarında yanında olacak soyu sopu olması iyidir: “Dadaloğlu der ki belim bükülür/ Gözümün gevheri yere dökülür/ Yalnız taştan duvar olmaz yıkılır/ Koç yiğide emmi, dayı, il gerek” (Dadaloğlu) 

Toplum âile olmuş insanların bir araya gelmesinden teşekkül eder. Âilenin temelleri iyi atılmışsa, evlilik bağı güçlü bir zemîne oturtulmuşsa toplumun dinamikleri de o denli sağlam olacaktır. Nasıl anne babanın yerini dışarıdan bir el dolduramazsa âilenin yarattığı boşluğu da hiçbir kurum telâfi edemez. Bütün değer yargılarının, kanun, kural ve tüzüklerin varmak istedikleri nokta âilede yoğrulup hayâta geçirilen terbiyeye yaslıdır. O bir liman bir saçak altıdır. Emerson’un veciz ifâdesiyle söyleyecek olursak: “Âile kralların bile giremediği bir kaledir.” Bunu çok iyi bilerek bütün kaleleri yıka yıka ilerleyen emperyal güçler şimdi son kale olan âile üzerinde konuşlanmaktadırlar. 

Evliliği gözden düşürmek, çocuk sâhibi olmayı yük saymak, cinsiyetsizlik ve eşcinselliği yaygınlaştırmak sûretiyle dört tarafı ilâhî malzemeyle çevrilmiş olan evlilik ve âile hayâtını çökertmek için görünür görünmez aygıtlarını kapımızın önüne hattâ evimizin içine kadar yığınak yapmışlardır. Âile içi şiddet kadar âileye âile dışından uygulanan şiddet konusunda da millet olarak teyakkuzda olmamız şarttır. Evini, âilesini, yuvasını koruma kollama sorumluluğundan kaçan memleketini, milletini, dînini diyânetini koruma mesûliyetine hiç yanaşmayacaktır.

Şubat 2026, sayfa no: 30-31

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

1965 Sinop-Türkeli doğumlu. Bütün öğrenim hayatı İstanbul’da geçti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Nişantaşı Kız Lisesi, Rotary Anadolu Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi başta olmak üzere çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Eğitimde kendi buluşu olan “Çaktırmadan Öğretme Metodu”nu (Ç.Ö.M) anlatım ve öğretim meto- du olarak uyguladı ve aldığı olumlu sonuçları eğitimcilerle paylaştı. Din öğretiminde yeni yaklaşımlar ve eğitimin din dili konusunda çalış- malara imza attı. Lise yıllarından itibaren çeşitli dergilerde ürünler ya- yımladı. Özülke dergisini kurdu ve yönetti. Kırknar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. İkindi Yazıları, Ünlem, Yansıma, Derkenar, Kardelen, Düşçınarı, Kırklar, Lamure, Yedi İklim, Hece, Dergâh, Karabatak, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Varlık, Deve, Çeto gibi dergilerde yazdı. Çeşitli radyo ve televizyonlarda kültür-sanat programları yaptı. Birçok gazetede düşünce, kültür yazıları yazdı. Köşe yazarlığı yaptı. Şifahi kültür alanında “Sokak Sosyolojisi” adıyla isimlendirdiği eser- ler verdi. Edebiyatın şiir, deneme, hikâye, biyografi ve inceleme alan- larında kitaplara imza attı. Seçme şiirleri Farsçaya çevrilip yayımlan- du. “Hu Dönüşü” kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği 2014 Deneme Ödülü’nü, “Yan Tesir” şiir kitabıyla 2017 Eskader şiir Ödülü’nü aldı. En yaygın eserleri: • Kötü Öğretmenin El Kitabı • Kırk Dakika Koridoru • Ahir Zaman İçinde Hadis Hikayeleri
Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak