İtidâl İçin Adâlet!

İtidâl İçin Adâlet!
Karar veririz, tepki gösteririz, hissederiz, tercih ederiz. Hayat budur, bu hayattır… Verdiğimiz kararların, ilişkilerimizin ve duygularımızın ya tam üzerinde durduğu ya da birine diğerlerinden daha fazla yaklaştığı 3 temel seviyesi vardır: İfrad, tefrid ve itidâl. İnsan bunlarla sınırlıdır, davranışlar bunlarla tanımlanır ve değerlendirilir. Duygusal ya da düşünerek verilen tepkiler ve alınan kararlar bir şekilde bu üçlünün alanı içerisine düşer. Hangi alana düşeceğimiz ise fıtratımızda mevcut bulunan kuvvelerin aklımız ve nihâyetinde irâdemiz tarafından nasıl yönlendirileceği ile belirlenir. En sâde ifâde ile ifrad, gereğinden çok olan, aşırı durumda bulunan; tefrid ise ihtiyâcı karşılayacak kadar olmayan, olması gereken seviyenin altında olandır. İkisi de rahatsızlık yaratır ilişkilerimizde kaçınılmaz olarak. İfrad beşeri yorar; gereğinden fazla yükün altına girmekten, zorunda olmadığı sorumluluklar almaktan.. İrâde bâzen cüz’î olduğunu unutur, sınırlarını aşma çabasına yönelir. Kontrol telâşına girer, önce nesneleri sonra insanları; öncelikle de en yakınındakileri. Eşinizin her an nerede olduğunu bilmeyi isteme, çocuğunuzun ödevlerini harfiyen yaptığını anlamak için kontrol etme, işyerinizde atılan her adımın mükemmel olmasını talep etme, herkes ile aranızın her an mükemmel olmasını bekleme, evinizde tozdan eser kalmaması için her gün saatlerce temizleme… İfrad, sınırları aşmanın sonucu yeterli olmayan irâdenizle mükemmeli aramaya yönelik gereksiz bir çabadır… Tefrid, aksi istikamette sorun kaynağıdır. İnsan tefrîde düştüğünde muhâtaba ilgi varsa gösterilmez, olan ilgi zamanla azalır, berâberliğin gerektirdiği sorumluluklar alınmaz, almaya gerek duyulmaz, vasat olan iyileştirilmez, bozulan tâmir edilmez, hayâtî olanlar bile sâdece mecbûriyetten ötürü yapılır. İnsan işe gitmek istemez, temizlik yapmaz, çocuklarıyla ilgilenmez, eşini görmez, görse de algılamaz, sorumluluğu yüklenilen şahsın ihtiyaçlarını görmezden gelir, sorumlulukları erteler, erteledikçe sorumluluktan kaçar, zevk almadığını söyleyerek âtıl kalmayı tercih eder, bahane üretir, ürettikçe o bahanelere kendi inanır ve davranışlarında haklı olduğunu başkalarına kabûl ettirmeye yönelir. Eşinin dedikleri zamansızdır, gereksizdir, acelesi yoktur, kendisinin yapacağı daha önemlidir. İki durum da yorar, ifradta aşırılık, tefridte eksiklik… Bâzen tam üzerinde dururuz bu hallerden birisinin, bâzen arada kalırız, bâzen istemeyiz olduğumuz hâli. O hal ağır gelir, yanlış gelir, zül gelir; yakıştıramayız kendimize ama engelleyemeyiz de. İki durumdan hangisi mevcut olsa, bile isteye tercih edilse ya da şartlar insanı zorlasa da ortaya çıkacak tek sonuç vardır: Zulüm. Adâlet, zülmün varolmaması, bertaraf edilmesi, mevcûdiyetine imkân tanınmamasıdır. Bir ortamda adâlet mevcut ise ve zulüm yok edilmişse orada uyum vardır, âhenk ve düzen vardır, yâni itidâl vardır. Orta yoldur itidâl, aşırılıklardan uzaklaşmaktır. Rûhun ihtiyâcıdır bu, çünkü biliriz ki ruh dengeyi arzular. Olması gerekenin olması gerektiği kadar, olması gerektiği zamanda ve olması gerektiği yerde bulunmasıdır güzel olan, itidâlde olan. Çiftler hâlinde yaratılmış olma benden çıkıp biz olma isteğidir. İhtiyaçtır, kaçınılmazdır, fıtratın talebidir tamamlanmayı istemek ve yaratılış gereği bunu ancak ve ancak sağlar. İnsan sâdece eşlendiğinde farkına varır yanlızlığın yaratılmış olanlara ağır geldiğini, rûhunu tamamlamak için başka bir rûha ihtiyaç duyduğunu. Ve insan sükûn bulmanın yegâne yolunun sükûn bulmayı arzulayan başka bir can bulmakta olduğunu anlar, o can kendine cânan kılındığında. Ama bulmak yolun başıdır; yolda olmanın, aramanın, ulaşma arzusunun bittiği an gerçekler ortaya çıkar. Çünkü kavuşmak sorumluluk almaktır, sana âit olanın, seninle olanın, tercihi sen olanın sorumluluğunu almak. Artık yol sınırları kalkar, çünkü eşlenirken zamâna kayıtlı evlenmez insan, gün, ay veya yılla sınırlamaz berâberliğini, sınırlayamaz. Berâberlik artık devamlıdır ve sorumluluk, yetkiyle bütünleşmiş, ayrılamaz hâle gelmiştir. Gıpta ile bakılan evlilikler çok, görmek isteyene. Ama sorunlu evlilikler için tesbit gerekir ise şâyet, söylenmesi gereken; evliliğe ilişkin sorunların genellikle kavuşulduktan sonra baş göstermeye başlamasıdır. Eşler yetkilerin kendilerinde ama sorumlulukların eşlerinde olduğunu düşünmeye başlarlar. Beklentiler artar, olanlar daha da büyür, olmayanlar zuhûr etmeye başlar. Kişi kendine odaklanır, ben aslolur; biz özelliğini ve güzelliğini kaybeder. Narsizm ateşi körüklenir, bencillik ürün verebilmek için münbit bir alan bulur kendine. Dünyâlık sıkıntılar ağır basmaya, eşler birbirlerini bu sıkıntıları çözmek için dayanılacak bir çınar olarak görmeyi bırakmaya ve sorunun bir parçası olarak algılamaya başlar. Artık yüktür eş, destek değildir; çözüm kaynağı değildir, sâdece engellerden biridir. Erkeğin evlilik içerisindeki rolü adâlet noktasından bakılınca kadınınkine göre biraz daha karmaşıktır. Kavvam olma yetkisini alan erkeğin, bunun getirdiği sorumluluktan kaçmaya çalışması aslında yaratılışa aykırıdır. Adâletin evlilikteki önemi tam bu noktada karşımıza çıkar. Evlilikte sükûn hâsıl olması için adâlet mutlaktır, olmalıdır, aksi düşünülemez. Sâdece yetkinin kullanılması zulmü ortaya çıkarır; çünkü karşılığı verilmeden, hak sâhibine teslim edilmeden tek taraflı kararlar ancak ve ancak nefsi azdırır. Mutlak hâkimiyet, muhâtabın haklarını yok saymaya basamak teşkil eder. Oysa birbirleriyle teskin olacak çiftler hâlinde yaratılmak, karşınızdakini sizin için yaşaması gereken biri olarak görmekten kaçınıp sizinle berâber yaşayacak biri olarak hissetmeyle yerini bulur. Hâkimiyet için bir bülbülü kafese hapsetmek, ona sâhip olmaktan zevk alan narsist için varolma aracıdır. Sevgide aslolan ellerinde bir güvercin büyütmektir; uçması için özgür bıraktığında sana döneceğinden emîn olmaktır. Âile içi sorunlarla ilgilenirken genelde karşılaşılan durum, eşlerin hadlerini bilmemeleri olmakta. Had; hakk ile, hudud ile, sınır ile, irâde alanının tesbiti ile kısacası nefsi bilmek ile ilgili. Sâdece sorumlulukları değil yetkiyi bilmekle ilgili. Berâberlikte neye hakkı olduğunu bilince insan, eşinin sınırlarına müdâhil olmamanın da ne demek olduğunu anlıyor. Eşin hakkını bilmek, hakkı teslim etmenin gerekliliğini ve güzelliğini görmek karşınızdakinin sizin için yaşamadığını, sizinle birlikte yaşadığını anlatıyor ve sonuçta zülmün ortadan kalkmasını sağlıyor. Cinsellikten sosyal alana, çocuk yetiştirmekten yeni edinilen akrabâlarla ilişkilere kadar her şey, eşinizin hakkının teslim edilmesi üzerine binâ ediliyor doğal olarak… Bahane bulma hakkı kalmıyor eşlerin bu durumda… Eşim bana saygı göstermiyor demek, ben eşimin hakkını gözetmiyorum demek anlamına geliyor. Bu cümleyi söyleyen bir şekilde kendi zulmünü ikrâr etmiş oluyor. Eşin sevgisini ve/veya saygısını hissedememe sorunu; kötü sonuçları hem sizi hem âilenin diğer fertlerini etkileyecek şekilde; onun ihtiyâcını gözardı ettiğinizde yeşerecek alan bulmuş oluyor. “Eşimin hakkına riâyet ediyor muyum? sorusuna verilecek olumlu cevaplar karşılaşılan sorunları büyük oranda çözecek iken, muhabbet ile başlayan evlilikler taşınamaz yükler hâline geliyor. Zulüm, adâletin yokluğu ile sorunların kaynağı hâline gelir evlilik yaşantısında. Eşlerin birbirleri yanındaki yerleri, onlara verdikleri değer ile ölçülür. Sürekli talep eden olmak âdil bir evliliğe yaşama fırsatı vermez, veremez. Eşin mutluluğu için çabalamak insanın nefsini dizginlemesi için mükemmel bir fırsattır. Eşin hakkını teslim, ona verilen değerin göstergesidir. Kendin için yaşamaktan uzak olmak, ben’den ve bencillik’ten uzak olmaktır; başkasının senin için yaşamasından uzak olmak ise zulüm’den uzak olmaktır. Sevgilinin mutluluğu için çaba onu öncelemektir, kendinden önce onu düşünmektir, onu nefsine tercih etmektir. Bu sâyede eş kendisinin berâber olmak istenen biri olduğunu hisseder, değerli olduğunu, önemsendiğini, talep edildiğini, istendiğini ve en önemlisi sevildiğini hisseder. Hâsılı sevgi isbât ister; bunun da yolu evlilikte adâlet kapısının ardına kadar açılması ile mümkündür. Psikolog Serkan Özyağlı (Nisan 2016)    

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği