Ara

İrâde ve Nefis Terbiyesi

İrâde ve Nefis Terbiyesi

İrâdesine sâhib olmayan, akıl ve rûhunu hâkim kılmayan hiç bir başarıya imza atamaz. Şoför koltuğuna ehil kimse oturmazsa yolcular emniyette olmaz. Yönlendiren sağlıklı olsun ki yönetilenler huzur bulsun. Şahsımızda fütüvvet, şahsiyet, kişilik, bizi azabdan koruyacak ilâhî karakter önemlidir. Mühim olan şahsımız olmakla birlikte, cemiyetin sulhu da buna bağlıdır. 

İlk inen “ikra” oku âyeti zāhirî tâlimle dünyâda düzene, ma'rifetin tahsîli de nefsin ıslâhına vesîle olur. Oluşuma sebeb olan muharrik, “kün” ol emr-i İlâhîsi olunca, şekillenme de bu yönde olur. Yaratan yaratılana, fıtratına uygun gelişmeyi özünde gizlemiştir. Bu sebeble insan madenler gibidir. Şekilsiz görünen taşta bile cevherler gizlidir. Dışıyla beden, içiyle ruh olan insan, muallimi vâsıtasıyla mükemmeliyete yürür. 

İlk nüve Peygamber olunca, verilen hedef de vahiy ve ilhamdır. Peygamberlerde vahiy, kâmil mü'minlerde vahye müstenid ilhamdır. Vahyinde Cenâb-ı Hak, Kitâb-ı Mecîd’inde nefsin yedi mertebesini bildirir. Hayâtımız ve ölümümüz, İlâhî huzûra varışımız nefsin mertebelerine göre şekillenir. Peygamberler aleyhimüsselâm ve varîs-i enbiyâ bu görevi üstlenmişlerdir. Su hangi cihete akıtılırsa o yönde yol alır. Rabb-i Zülcelâl, iki yola kılavuzlamıştır kullarını. “Biz ona iki yüksek yolu gösterdik. Hayır ve şer, küfür ve îmân yollarını.” (Beled, 10.)

Sorumlu tutulduğumuz nokta, cüz'î irâdedir. At, sürücüsünün istikāmetinde yürür. Ahlâkî sorumluluğun temeli olan irâde, iki seçenek arasında en güzelini seçme yeteneğine sâhiptir. “Doğrusu biz ona, gerçek yolu gösterdik; ister şükreden (mü'min) olsun, ister nankörlük eden (kâfir)...” (İnsan, 3.) İki dâvetçi vardır. Biri Hâlik-ı Zülcelâl, diğeri dergâh-ı İlâhîden kovulan şeytan. Tercîh insana bırakılmıştır. “Müşrikler ateşe dâvet ederler. Allah ise insanları izni ile Cennete, mağfirete dâvet eder.” (Bakara, 221.) 

Yaşamın en büyük parçası irâdedir. Geleceğe āid kararlar irâdeyle ilgilidir. Âlemlerin Hâlikı’na kulak verirse, bulur gerçeği. Allah Teālâ varlığını, kâinâta yansıtmıştır. İlmini ve kudretini anlamak için, evrendeki delilleri düşünmeye dâvet eder. “Peki onlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” (Ğâşiye, 17-20.)

Formül problemi çözmek, şifre kapıyı açmak içindir. Formül de şifre de, Zât-ı Ecelli Â'lâ’yı tanımaktır. Nefsini tanıyan Rabbini tanır. Zorlu nefse diz çöktürüp, mürşid-i kâmilden alınan evrad ezkarla nefsin mertebelerini geçmektir olgunluk.

Haziran 2026, sayfa no: 4-5

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak