Ara

Îman Cevheri

Îman Cevheri

Îman Cevheri

Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Kul, bazen hiç farkında olmadan Allâh’ın gazabına sebep olacak bir söz söyler ve bu söz sebebiyle Cehenneme düşer.1

  1. Mukaddesatla İstihzâ veya Onu Tahkir Etme

İslâm'ın temel esaslarından birini açık bir şekilde reddetmemekle birlikte; Cenâb-ı Hakk, Cenâb-ı Peygamber, Kur’ân-ı Kerîm, melekler ve İslâm dîni ile; Kur'ân ve Sünnet’in temel esaslarından, İslâm dîninin mukaddes kabûl ettiği değerlerden biriyle alay etme dolaylı inkâr sayılır. Aynı şekilde, İslâm’ın temel esaslarından birini açık bir şekilde inkâr etmemekle birlikte; Cenâb-ı Hakk, Cenâb-ı Peygamber, Kur’ân-ı Kerîm ve melekleri, İslâm dînini, Kur’ân ve Sünnet’in temel esaslarından birini ya da İslâm dîninin mukaddes kabûl ettiği değerlerden birini küçümseme, tahkir etme, ayıplama, horlama da dolaylı olarak inkâr sayılır. Müslüman Kardeşine Kâfir Deme Kâfir olduğu açıkça görülen, kâfir olduğu kesin olarak bilinen kişinin; ya da İslâm’dan başka bir dîni kabûl eden kişinin kâfir olduğunu ifâde etmekten kaçınma, ya da bu konuda çekimser ve kuşkulu davranma da küfürdür.2 Aynı şekilde, küfre düştüğü kanaatine vararak mü’min kardeşine “kâfir” demek de dolaylı olarak inkâr anlamındadır. Amelindeki veya ibâdetlerindeki eksiklik nedeniyle ya da büyük günah işlemesi sebebiyle Müslüman kardeşimizi kâfir saymak yanlıştır, ehl-i sünnet inancına aykırıdır. Bilgisizlik sebebiyle (meselâ cenâze ve düğün gibi merasimlerde) amelî bid’at işleyen kimseyi tekfir etmek câiz değildir. Bilgisizlikten veya ölçüsüzlükten kaynaklanan "insanları münâfıklık veya kâfirlikle damgalama hastalığı” İslâm toplumunda zaman zaman nüksetmekte, bâzı Müslümanlar basit sebeplerle ve haksız yere Müslüman kardeşlerini tekfir edebilmektedir. İnsanları inançları ve düşünceleri sebebiyle küfür veya nifakla damgalama hastalığı, bir çeşit gurur ve kibir alâmeti olup îmânımız açısından son derece tehlikelidir. Zîrâ Müslüman kardeşini kâfirlikle suçlayan kimse, bu suçlamada haklı ve isâbetli değilse bu söz söyleyene dönmekte, yâni asıl bu suçlamayı yapan kimse kâfir olmaktadır. Bu konuda Peygamberimiz (as) şöyle buyurmaktadır: “Kişi din kardeşine ‘Ey Kâfir!’ derse bu söz ikisinden birine döner. Eğer bu sözü doğru ise söylediği gibidir. Aksi takdirde söyleyene döner.”3 Bu konuda meşhur hadis ve fıkıh âlimi Kadı Iyaz’ın (öl. 544 h.) muhakkik âlimlerden naklettiği bir tesbitini zikretmek yerinde olacaktır: "Bir kâfiri Müslüman saymak ya da bir Müslümanı dînin dışına çıkarmak dinde büyük bir hatâdır. Yorumları sebebiyle inkâra düşenleri (te’vîl ehlini) kâfir saymaktan kaçınmak gerekir. Zîrâ Allâh'ın birliğini kabûl eden ve namaz kılan Müslümanların kanını dökmek çok tehlikelidir. Bir kâfirin öldürülmemesi sebebiyle meydana gelecek olan hatâ, yanlışlıkla bir Müslümanın -kâfir olduğunu söyleyip- kanını dökmekten daha basittir.”4 Molla Aliyyü'l-Kârî (öl. 1014 h.) bu konuda şöyle demektedir: “Âlimlerimiz diyor ki: Bir Müslümanın kâfir olduğuna işâret eden 99 sebep olsa, bunun yanında onun Müslüman olarak kaldığını gösteren bir sebep olsa müftü veya kadı olan kişinin bu bir tek sebeple amel etmesi gerekir.”5 ‘Yanlışlıkla affetmek, yanlışlıkla cezâlandırmaktan daha hayırlıdır.”6 Küfrü Gerektiren Bir Söz Karşısında Ne Yapılmalı? Îmanlı kul, küfrü gerektiren bir söz söylememek için titiz ve dikkatli olmalı, îmânını canı gibi korumalıdır. Her an îmansızlık dalgasına kapılabileceğini, inançsızlık tehlikesiyle karşılaşabileceğini düşünmeli, îman konusunda son derece duyarlı, titiz ve dikkatli olmalıdır. “Ey Rabbimiz! Bizi hidâyete eriştirdikten sonra kalplerimizi yamultma.”7 şeklindeki Kur’ânî duâ sık sık okunmalıdır. Bilerek veya bilmeyerek küfrü gerektiren, inkâr sayılabilecek bir söz söyleyen Müslüman kardeşimiz tatlı-sert ifâdelerle uyarılmalı, kendisine konunun önemi hatırlatılmalıdır. Küfrü gerektiren sözler söyleyen, bu konuda ısrarlı olan, gerçekleri kabûle yanaşmayan ve küfür ifâdelerini başkalarının yanında fütursuzca tekrarlayan kişiye karşı izlenecek yol şu şekilde özetlenebilir: - İnkârda ısrâr ederse ilim erbâbı tarafından ilmî delillerle iknâ edilir ve tevbeye dâvet edilir. - Tevbe etmediği takdirde hâkimin uygun gördüğü te’dib ve ta’zir cezâsı verilir. - İslâm dîninden dönen ve bunda ısrarlı olan kimseye hâkimin hükmüyle “mürted” cezâsı uygulanır. - İnkârıyla birlikte bilerek, kasden İslâm’ın izzet, şeref ve itibârı ile oynayan, İslâm’ı lekelemek isteyen kimseye yine hâkim karârıyla “zındık” muamelesi yapılır. “Biz Dâvetçiyiz, Yargılayıcı Değil!” İnsanı küfre düşürecek söz ve tavırları belirten ya da münâfıkların alâmetlerini açıklayan hadîs-i şerifler, Allah Rasûlu (sav)’in sevgili ümmetine verdiği birer uyarı mesajı olarak kabûl edilmelidir. Mü’min olarak bizim asıl görevimiz; insanları Hakk'a dâvet etmek ve Hakk'ı tebliğ etmektir. Söz ve tavırları sebebiyle insanları yargılamak ve onları “münâfık, kâfir, zâlim, zındık” vs. şeklinde damgalamak İslâmî bir tutum değildir. Bu konunun önemine binâen; değerli İslâm âlimi ve mütefekkir Hasan el-Hüdaybî, “Dâvetçiyiz, Yargılayıcı Değil!” adıyla Türkçe'ye tercüme edilen kıymetli eserini kaleme almıştır.8 Eserde bu hastalığı teşhis ve tedâvi yöntemleri akıcı bir i üslupla anlatılmakta, İslâm dünyâsının inanç sorunları başarılı bir şekilde ele alınmaktadır. Günümüzdeki “aşırı özgürlükçü” anlayış sebebiyle; îmânı lekeleyecek ve zedeleyecek söz ve davranışların önemsenmemesi ve îmânî konulara gereken değerin verilmemesi, medya ve eğitim araçlarında yaygın olarak görülmektedir. Kendisini îman ve huzur elçisi olarak gören, sevgi ve takvâ medeniyetinin temsilcisi olarak hikmetle dâvet ve basîretle irşâd etme göreviyle kendini görevli sayan, giderek artan îmansızlık hastalığını ve yaygınlaşan inançsızlık problemini kendisine dert edinen herkes bu konuda son derece duyarlı olmalı, gelişen teknolojik imkânlardan da faydalanarak kardeşlerini en güzel metotlarla uyarma ve hatırlatma görevini yerine getirmelidir. Dipnotlar: 1 Buharî: Rikak 23, No: 6478; Müslim: Zühd 50 No: 2989; Malik, Muvatta: 2/985 Kelâm 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/334. 2 bkz. Kadı Iyaz, Şifa: 2/6010. 3 Buharî: Edeb 73; Müslim: Îman 111; Tirmizî: Îman 16; Malik, Muvatta: Kelâm 1. 4 Kadı Iyaz, Şifa: 2/595. 5 Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifa: 2/502. 6 Tirmizî: Hudud: 2. 7 Âl-i İmran: 3/8 8 Hasan el-Hüdaybî, Dâvetçiyiz, Yargılayıcı Değil, Tercüme: Beşir Eryarsor, İnkilab Yayınları, İstanbul 2002, 374 sayfa (Eserin orijinal ismi: Düât, Lâ Kudât).

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak