Ara

İhlâslı Olmakla Emrolunduk

İhlâslı Olmakla Emrolunduk

Yüce Rabbimiz, şöyle buyurur: De ki: Dîni Allâh’a has kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum. Müslümanların ilki olmakla emrolundum.1

Âyet Rabbimizin de emriyle başlıyor. Bu emir öncelikle Peygamberimize, onun şahsında hepimizedir. Yüce Rabbimiz, Kitâbında 332 kere tekrarlanan bu emriyle, kendisine bildirilen hakîkatleri insanlara söylemesini Rasûlüne emrediyor. İsteklerinin Onun nezâretinde hayâta geçirilmesini istiyor. Bu emri alan Peygamberimiz, vazîfesini lâyığıyla yerine getirmiş ve yakın çevresinden başlamak üzere söylenmesi gereken her şeyi söylemiştir. Tabii ki o, yapılması gerekenleri söylerken öncelikle kendisi bunların gereğini yerine getirerek ümmetine örneklik yapmıştır. Şimdi emri yerine getirme sırası bizdedir. Şimdi biz söyleyeceğiz, önce kendi nefsimize, sonra yakın çevremize ve söyleyebildiğimiz herkese söyleyeceğiz. En güzel şekilde ve nasıl söylenmesi gerekiyorsa öyle söyleyeceğiz. Bu âyette de öncelikle yapmamız gereken ve başkalarına söylememiz gereken şeyin ihlâs ve samîmiyetle Müslüman olmak olduğu açıklanıyor: Dîni Allâh’a has kılarak O'na kulluk etmekle emrolundum.

 

Dîni Allâh’a has kılmak… Din koyma, dînin esaslarını belirleme yetkisini Yüce Allâh’a bırakmak. O’nun bu yetkisini başka varlıklara vermeye kalkmamak. Şirke bulaşmamak. Şirkten ve şirk şâibelerinden uzak durmaktır.   

Dîni O'na has kılmak. Tüm harekât ve sekenâtını O'na göre programlamak. Her şeyimizle O'nun olmak. Özümüzle, sözümüzle. O'nun dînini O'nun indirdiği ve istediği gibi anlayıp yaşamak. Dîni O’ndan öğrenmek, O’nun dînine kendimizden bir şey katmamak, kendi tez ve düşüncelerimizi O’na söyletmeye kalkmamak. Dîni Allâh’a has kılmak, şirk şâibelerine bulaşmamayı ve bütün yapılanları yalnızca Allah için yapmayı içine alır.

Müşrikler Peygamberimize, niçin atalarının dînini terk ediyorsun da onların izinden gitmiyorsun, diye sorduklarında; Yüce Allah, onlara bu şekilde cevap vermesini emretmiştir. Bu cevap, Allah Rasûlünün, hak dindeki kararlılığını göstermiş ve onun câhiliye dînine dönmesi konusundaki müşrik beklentilerini tamâmen boşa çıkarmıştı. O bu cevâbıyla onlara, kendisinin de emrettiği şeyleri yerine getirme konusunda sorumlu olduğunu belirtiyordu. Yoksa o, tebasına bir kısım şeyleri emrettiği halde kendisi yapmayan krallardan yâhut söylediğini kendisi tutmayan dâvetçilerden değildi.

 

Kulluk, insanın yaratılış gāyesidir. Ben cin ve insanları yalnızca Bana kulluk etsinler diye yarattım2 buyuran Yüce Rabbimizdir. Kâinatta her şey insan için yaratılmıştır, insan da Rabbi için yaratılmıştır. Onun için biz her şeyimizle Allâh’a âidiz.3 Biz bu âidiyetimizi O’na bağlı kalarak, O’nun emirleri doğrultusunda bir hayat yaşayarak gösteririz. Çünkü sonunda O’na dönüp yapıp ettiklerimizden hesâba çekileceğiz.

Kulluk, Yüce Yaratıcı’ya tapmak, O’na boyun eğmek, O’na ibâdet etmek anlamalarını kapsar. İbâdet, sınavın gereği olarak dünyâda yapılır, cennette ibâdet yoktur. Ancak ubûdiyet/kulluk cennette de devâm edecektir.

Kulluk insan için en yüce rütbedir. Bunun için kelime-i şehâdette Peygamberimizin, Yüce Allâh’ın kulu ve rasûlü olduğunu tekrarlarız. Kulluk peygamberlikten önce gelir. Peygamberler önce Allâh’a kul, sonra peygamberdirler. Kültürümüzde küçük yaşlardan itibâren çocuklarımıza, kimin kulusun diye sorulur ve onlara Allâh’ın kuluyum diye cevap vermesi öğretilir. Zîrâ Allâh’a kul olan, başka şeylerin kulu olmaktan kurtulup gerçek anlamda özgürlüğe ulaşır. Allâh’a kul olamayanlar ise, nefislerinin, insan ve cin şeytanlarının kulu kölesi olurlar. Onun için gerçek özgürlük, Yüce Allâh’a kulluktadır. Yāni insanın önünde iki seçenek vardır: Ya Allâh’a bağlanıp O’na kul olarak gerçek özgürlüğü tadacak; ya da nefsinin, şeytānın, kendisi gibi insanların kulu kölesi olacak, onların esâretinde yaşayacaktır.

Peygamberimizin büyük mûcizelerinden biri olan İsrâ mûcizesi, onun kulluk rütbesiyle anılmıştır. Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allâh'ın şânı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür.4 Onun en büyük mûcizesi olan Kur’ân’ın inişi de aynı şekilde onun kulluk rütbesiyle birlikte zikredilmiştir. Hamd Allâh’a mahsustur ki kuluna eğri bir taraf bırakmadığı dosdoğru Kitap'ı indirmiştir.5

Onun için kulluk için yaratıldık. Ancak yalnızca Allâh’a kulluktur yaratılış gāyemiz. Bu yüzden âyette Dîni Allâh’a has kılarak kulluk vurgusu yapılmıştır. Dîni Allâh’a has kılmak.

Yüce Yaratıcı, yarattığı insanı başıboş bırakmamış, ona hayat nizâmı olacak dîni belirlemiş ve peygamberler vâsıtasıyla onu kullarına hem açıklamış, hem de nasıl uygulanacağını göstermiştir. Onun için ilk insan ilk peygamberdir ve ilk ilâhî kitâba muhâtap olmuştur. Çünkü insan, dinsiz ve kitapsız olamaz. Dinsiz ve kitapsız kalan insan da insan kalamaz. Din Allâh’ındır, Allah katında geçerli olan din de İslâm’dır. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’den, son peygamber Hz. Hâtem’e kadar gelen bütün peygamberlerin dîni İslâm’dır.

Allâh’ın dînini belirleme yetkisi yalnızca Yüce Allâh’a āittir. Hiç kimse din konusunda Yüce Yaratıcı’nın bu yetkisine ortak olamaz. Dînin tebliğcisi ve açıklayıcısı olan Peygamberler, Allah adına konuşurlar. Onların din konusunda kendi hevâ ve arzularından bir şeyler söylemeleri söz konusu olamaz. Din adına konuşan diğer insanlar da dînin temel esaslarını Allah ve Rasûlünden almak ve o esaslar çerçevesinde konuşmak zorundadırlar. Hiç kimsenin Yüce Allâh’ın söylemediği bir şeyi O’na söyletme, O’na mâl etme yetkisi yoktur. Onun için âyetlerde ısrarla dîni Allâh’a has kılma üzerinde durulmuş, mü’minler dînin bütünüyle Allâh’ın olması için gayret etmekle emrolunmuştur. Doğrusu tevhîd dîni olan Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dîninizdir ve Ben de Rabbinizim, artık Bana kulluk edin.6 Şüphesiz bu müslümanlık, bir tek din olarak sizin dîninizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının.7 Dikkat edin, hâlis din Allâh'ındır.8 Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’ân ve hak din ile gönderen O'dur. Şâhit olarak Allah yeter.9 Fitne kalmayıp, yalnız Allâh'ın dîni kalıncaya/din bütünüyle Allâh’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse bilsinler ki Allah onların işlediklerini şüphesiz görür.10 Çünkü târih boyunca insanlar, Allah adına, O’nun dîni adına konuştuklarını söyleyerek dîne bir kısım kendi indî görüşlerini söyletmeye kalkmışlardır. Onun için Rabbimiz, Allâh’a din öğretmeye, O’na din dayatmaya kalkmayın diye bizleri uyarmıştır: De ki: Dîninizi Allâh’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir.11

 

Din Yüce Allâh’ındır. Dînin esaslarını belirleyen Yüce Rabbimiz’dir. Dolayısıyla insanlar, Allâh’ın dînini Allah ve O’nun elçisinden öğrenecekler ve bir bütün olarak onu sâhiplenecekler, dîne herhangi bir ilâve yâhut ondan herhangi bir çıkarmada bulunmayacaklardır. İşte bizden istenen, içtenlikle tevhîde inanmak ve onu ihlâsla söyleyip gereğini yapmaktır.

 

İhlâs, ibâdet ve iyilikleri şirk, riyâ ve gösterişten, herhangi bir çıkar beklentisinden arındırıp sâdece Allah için yapmaktır. Her hâl ü kârda Yüce Allâh’ın rızāsını gözetebilmek ve olana rızā göstermektir. Fudayl b. Iyaz’ın dediği gibi: “İnsanların hatırı için ameli terketmek riyâ, onları memnûn etmek için amel etmek şirk, bu iki durumdan kurtulmak ihlâstır.”12 Yāni amel edeceğiz ve amelimizi yalnızca Yüce Allâh’ın emri olduğu için, O’nun rızāsını kazanmak için yapacağız. Kur’ân âyetlerinde ihlâslı kullar ve ihlâsa erdirilmiş kullar ifâdeleri kullanılır. Buna göre kul ihlâslı olmaya gayret edecek ve Yüce Allah’tan ihlâslı kul ünvânını almaya müstehak olacaktır.

İbâdetin rûhu olan ihlâs, Rabbin buyurması, kulun ise o buyruğa içtenlikle lebbeyk deyip gereğini yerine getirmesidir. İhlâs, kulun Rabbine kulluğunda arada hiç kimsenin olmamasıdır. İhlâs, amellerin riyâ ve şirkten uzak olarak yalnızca Yüce Allah için yapılmasıdır.  İhlâs, Rab ile kulu arasına şeytanların hattâ meleklerin bile girmemesidir. Onun için ihlâslı kullara şeytānın sözü geçmez, onlar üzerinde etkinliği olmaz. Şeytan dedi ki: Rabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenâlıkları onlara güzel göstereceğim; hâlis kıldığın kulların dışında, onların hepsini saptıracağım.13

Dînin hedefi ihlâslı insanlar yetiştirmektir. İhlâs sâhibi mü’min, dînin bu hedefine ulaşmış kimsedir. İhlâslı olan kişi dünyâ ve âhirette öne geçen, öncülerden olan kişidir.

Yaratılış gāyemiz kulluk olunca, kulluğumuzu belirleyen Yüce Allâh’ın dîni olunca, mü’minlere ihlâs ve samîmiyetle o dîne uymak ve Müslümanların ilki olmak yaraşır. İlâhî emir önce Peygamberimize, onun şahsında hepimizedir. Âyetlerde Emrolundum ifâdesi iki kere tekrâr edilmiştir. İkisi de farklı anlamlar içerir. Şöyle ki: İlki dîni yalnızca Allâh’a has kılma emri için, ikincisi ise Müslümanların ilki olma emri için. İlki kalb eylemi ihlâslı olmak için, ikincisi bedenin eylemi müslümanca bir hayâtı yaşamak içindir. Peygamberimiz hem kavminin ilk îmân edeni, hem de onları ilk îmâna dâvet edenidir. Buna göre Müslüman her iki emri de yerine getirmek için harekete geçmeli, tereddüt ve şüpheye dalarak ihlâs, teslîmiyet ve dâvette gecikmemeli, öncülerden olmaya çalışmalıdır.  Târih boyunca Yüce Yaratıcı’nın tüm insanlıktan istediği de budur: Oysa onlar/Kitap ehli, doğruya yönelerek, dîni yalnız Allâh’a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur.14

İlim, sâhibini ihlâslı olmaya götürürse onun için mânevî doyum ve huzur gerçekleşir. Bilgi, ihlâsla amele dönerse anlamlı olur, amacına ulaşır. İhlâsla ilmiyle amel eden kişiye Yüce Allah bilmediklerini öğrenmesinin yollarını açar. Artık rızā makāmına eren o kimsede sızlanma, cehâlet ve kuru bilgi gider. Sızlanmanın yerini sabır alır, cehâletin yerini ilim alır, kuru bilginin yerini eylem alır. Zâten ihlâs, kalbiyle-kalıbıyla, özüyle-sözüyle, iç ve dış dünyâsıyla O’nun olmak değil midir?

 

Dipnotlar
1 Zümer 39/11-12

2 Zariyat 51/56.

3 Bakara 2/156.

4 İsrâ 17/1.

5 Kehf 18/1.

6 Enbiyâ 21/92.

7 Müminûn 23/52.

8 Zümer 39/3.

9 Fetih 48/28.

10 Enfâl 8/39.

11 Hucurat 49/16.

12 S. Ateş, “İhlâs”, DİA, 21/535.

13 Hıcr 15/39-40; Sâd 38/82-83.

14 Beyyine 98/5.

Ağustos 2026, sayfa no: 6-7-8-9

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak