İcâbetle Diriliş

İcâbetle Diriliş

Her şeyi yoktan var eden, hayat veren Allah’tır. “Ölümü de hayâtı da yaratan odur.”1 Bu gerçeği İbrâhîm (as) Nemrut’a şöyle haykırmıştı: "Benim Rabbim diriltir, öldürür."2 “Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca O'nundur. Diriltir, öldürür. O her şeye hakkıyla gücü yetendir.”3 Her şeye hâkim olan odur. Dilediğini dilediği şekilde yaratır. Hayat verir. Şekil verir. Rızık verir. Yedirir. İçirir. Öldürür. “Her şeyiyle sâhip ve hâkim olduğu ortamda dilediğini dilediği şekilde yapan O’dur.”4 Ve Allâh’ın yaratması her an devâm eder. Kâinattaki her şey onun Tekvin sıfatının tecellîsi ile yoktan var olur. Hayat bulur. Sevk ve idâre edilir. Her şeyin ihyâ ve inşâsı O’nun kudretindedir. Bu anlamda ana hatlarıyla üç çeşit dirilişe şâhit olmaktayız.

1- Maddî Diriliş

a) Mevcûdâtın Yaratılması: Allâh’ın bütün mevcûdâtı yoktan var etmesi. Hayat vermesi yâni diriltmesi. Bu konuya Kur’ân’da şöyle işâret edilmektedir: “Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyâya getiren) Allâh’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz.”5

b) Yarattığı Mahlûkâtın Hayâtiyetini/Canlılığını Devâm Ettirmek İçin Cansız/Ölü Topraklara İndirdiği Yağmurla Diriltip Onlara Rızık Temin Etmesi: “Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Siz de (mezarlarınızdan) işte böyle çıkarılacaksınız.”6

2- Mânevî Diriliş

Vahiy, insanın mânen hayâtiyetini devâm ettirmek için Allâh’ın biz kullarıyla kurduğu iletişimdir/bağdır. İnsan bu bağı canlı tuttuğu kadar diridir. Bu bağın kesilmesi demek insanın mânen ölmesi demektir. Onun için Rabbimiz Kur’ân’ımızda bizim mânen dirilişimizin reçetesini şöyle sunmaktadır:

a- Îmanla Diriliş: “Ey îmân edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allâh’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, onun huzûrunda toplanacaksınız.”7 Küfür ölüm, îman diriliştir. Îmanla dirilişin çağrısı bunun için yapılmaktadır. Zîrâ îmanla diriliş insanın dünyâ ve âhiret menfaatinedir. Bu da Allah ve peygamberinin çağrısına icâbet etmekle mümkündür.

b- Kalbin Dirilişi: Kalp Allâh’a itâatle dirilir. Çünkü “Allâh’a gerçek itâat kalp ile olur. Böyle bir kalp Allâh’ı bilir. Allah için amel işler. Allah için gayret eder. Allâh’a yakın olur. Allah katında olanları keşfeder. Kalp diri olursa organlar da diri olur. Çünkü organlar kalbe tâbî olur. Bu da İlimle(ma’rifetle) olur. Cehâlet ise kalbin ölmesidir.”8

c- Rûhun Dirilişi: Her asır ve dönemde Allâh’ın ve Rasûlünün halîfeleriyle(vârisleriyle) buluşmakla elde edilen diriliş. Onlar insanları sevgilisiyle(Allah’la) buluşmaya hazırlarlar. Kalplerinin her türlü vesvese ve evhamdan kurtuluşuna vesîle olurlar.9 Bu ancak gerçek mürşid-i kâmillerle buluşmakla mümkündür. Mürşidin mürîdinin nefsini tezkiyesi, rûhunu tasfiyesiyle ruh bu özelliği kazanır.

d- Kur’ân’la Diriliş: Çünkü Kur’ân bizi dünyâ ve âhirette bize gereken en doğru ilimlere götürür. İlimde ise hayat vardır. İlimsiz bir hayat ölü ve boşa yaşanmış bir hayattır. Biz hayâtın niçin ve neden yaşandığıyla ilgili soruları ancak ilimle bilebiliriz. Bundan dolayı biz Kur’ân’ı hayâtımıza hâkim kılarak, onunla amel ederek, ona tâbî olarak ancak bu dirilişimizi gerçekleştiririz.

e- Amel-i Sâlihle Diriliş: Rabbimiz Tîn sûresine “incir” ve “zeytin”e yeminle başladıktan sonra: “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik.”10 âyetiyle bize şu mesajı vermek istemektedir diyebiliriz: Tohum toprağa düştükten sonra çürürse, aşağılarda(esfele sâfilinde), toprağın karanlıklarında yok olur gider. Değerini kaybeder. Ama eğer toprağı yarıp güneşle buluşursa o zaman yukarılara doğru (a’lâ-i illiyyine) yükselir. Bunun insandaki karşılığı olarak da: “Ancak, îmân edip sâlih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfât vardır.”11 buyurularak ancak Îman tohumunun kalbin kabuğunu kırıp amel-i sâlihle buluşmasıyla mümkündür. Yâni bizim îmânımızın gereği yaptığımız bütün eylemler aynı zamanda dirilişimizdir. Namazla, oruçla, zekâtla, hacla diriliş gibi.

f-  Cihâdla Diriliş: Allah yolunda yapılan her türlü gayretin adıdır cihâd. Ve bizi her türlü sevâba ve güzel sonuçlara götürdüğü için âyetteki “size hayat verecek” ifâdesini Fahreddin Râzî cihâd olarak tefsîr etmiştir.12 Ve cihâdla şu dirilişlerin meydana geldiğine dikkat çekmiştir:

f1- Şehâdetle Diriliş: Çünkü şehitler yeni bir hayâta dirilirler. Onların ölümleri dirilmeleri olmaktadır. “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rabbleri katında, Allâh’ın, lütfundan kendilerine verdiği nîmetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.”13

f2- Âhiretle, Gerçek Hayatla Diriliş: Cihâdın sonucu hayâtını kaybedenler gerçek hayâta kavuşurlar. “Âhiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi!”14

f3- Hak Ve Doğru Olanın Hâkim Olduğu Güzel Bir Hayat ile Diriliş15: Cihâd en güzel amellerden olduğu için bu ameli işleyenlere Allâh’ımızın şu müjdesi vardır: “Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfâtlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.”16

g- Zikirle Diriliş:17 Her an Allâh’ı zikredenler gaflet ölümünden dirilenlerdir. Zîrâ gaflet bir nevi ölümdür. Zikretmeyen kalplerle, Allâh’ı hatırlamadan, onun kâinattaki ve hayâtımızdaki hâkimiyetini fark etmeden yaşamak ölü gibi yaşamaktır. Onun için O’nu zikretmek hayâtımızın merkezine koymaktır. Ve zikirle dirilmektir.

h- İzzetle Diriliş: Çünkü zillet ölümdür. İslâm’ın izzetiyle dirilmek ve diriltmek. Zillet ve meskenetten kurtuluştur. İslâm’ın izzetini tercîh edip zillete boyun eğmeyip bu yolda ölenlerin âhireti devamlı ve ebedî olan nîmetlerle canlı ve diri olur.18

3- Öldükten Sonra Diriliş

Allâh’ımız öldükten sonra dirilmenin nasıl olacağını bizden önceki ümmetlere canlı olarak göstermiştir. Sâdece âyetleri zikretmekle iktifâ edeceğim.

a) Bakara sûresinin ismini aldığı olayda fâili meçhul bir cinâyeti aydınlatmak üzere maktulü diriltmesi:“Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı. "Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun" dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mûcizelerini de size böyle gösterir.”19

b) Öldükten sonra dirilme konusunda tereddüt geçiren bir kimseyi (Danyal (as)) yüz yıl uyuttuktan sonra diriltmesi:“Yâhut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allâh’ın gücü her şeye hakkıyla yeter."20

c) İbrâhîm (as)’ın ölülerin dirilişini merâk etmesine örnek olarak kuşların diriltilmesi:“Hani İbrâhîm, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmîn olması için" demişti. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sâhibidir, hüküm ve hikmet sâhibidir."21

d) Asırlarca uyutulan Ashâb-ı Kehf’in yeniden diriltilmesi:“Böylece biz, (insanları) onların hâlinden haberdâr ettik ki, Allâh’ın va'dinin hak olduğunu ve kıyâmetin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mûcizevî tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bâzıları), "Onların üstüne bir binâ yapın, Rabbleri onların hâlini daha iyi bilir" dediler. Duruma hâkim olanlar ise, "Üzerlerine mutlakâ bir mescid yapacağız" dediler.”22

Dipnotlar

1 Mülk 67/2

2 Bakara 2/258

3 Hadîd 57/2

4 Burûc 85/16

5 Bakara 2/28

6 Rûm 30/19; Bakara 2/164, Nahl 11/65, Ankebût 63, Fâtır 9, Hadîd 17

7 Enfâl 8/24

8 İbni Acîbe, El Bahrul Medid,3, 17-18

9 Age

10 Tîn 95/ 4-5

11 Tîn 95/6

12 Râzî Fahreddin, Tefsîr-i Kebîr, 15, 152

13 Âl-i İmrân 3/169

14 Ankebût 29/64

15 Râzî, Age

16 Nahl 16/ 97

17 Mâturîdî, Te’vilatu Ehli’s-Sünnet,2,341

18 Mâturîdî, age

19 Bakara 2/71-72

20 Bakara 2/259

21 Bakara 2/260

22 Kehf 18/21; Ayrıca geniş bilgi için bkz. Kehf 18/ 9-26

Mart 2021, sayfa no: 24-25-26-27

Abone Ol

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın. Asla spam yapmayız!

Sosyal Medya Hesapları

Mesaj Bırak

En son haberleri doğrudan gelen kutunuza alın.

Bülten Aboneliği